ABD "Lübnanlaşma" Projeleri
ABD "Lübnanlaşma" Projeleri: Erdoğan, Bahçeli, Öcalan ve Kılıçdaroğlu
ABD’nin “cumhuriyetçi sağcı” kanadı; Türkiye ve bulunduğu coğrafyadaki konumuyla ilgili son yıllarda oldukça gerici düşünceleri hayata geçirmek için çalışıyor.
ABD – Donald Trump ve Tom Barrack; bölgede laiklikten, üniter ulus devletlerden ve demokratik çok seslilikten rahatsızlık duyduklarını artık açıktan dillendiriyorlar. Eski Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice: Fas'tan Basra Körfezi'ne kadar 22 ülkenin sınır ve rejimlerinin değişeceğini belirtmişti. Bu açıklama sonrası bölge genelinde kalıcı bir istikrar sağlanamamış, projede hedeflenen demokratikleşme yerine Arap Baharı ve sınırları fiilen belirsizleşen çatışma alanları ortaya çıkmıştı.
Rice, 7 Ağustos 2003 tarihinde The Washington Post gazetesinde yayımlanan Transforming the Middle East başlıklı makalesinde Büyük Orta Doğu Projesi'nin (BOP) teorik çerçevesini çizmiştir. Sınır ve Rejim Değişikliği: Metinde doğrudan "22 ülkenin sınırları değişecek" şeklinde bir ifade olmasa da, "Kuzey Afrika'dan Orta Asya'ya kadar 300 milyon nüfuslu ve 22 ülkenin bulunduğu bölgede köklü bir siyasi ve ekonomik dönüşümün hedeflendiği" vurgulanmıştır. Bu söylem, Türkiye dahil birçok ülkede "haritaların sil baştan çizileceği" şeklinde yorumlanmıştır. Tarihsel Sonuçlar: Bu açıklamanın üzerinden geçen yıllarda Irak Savaşı, Suriye İç Savaşı, Yemen ve Libya'daki çatışmalar gibi olaylar gerçekleşmiş; bu devletlerin merkezi otoriteleri zayıflayarak bazı bölgelerde fiili sınır ve otorite değişiklikleri yaşanmıştır. Ancak proje ABD'nin öngördüğü şekilde tek tip bir demokratik dönüşümle sonuçlanmamıştır. Türkiye'ye Yansımaları: Proje döneminde Türkiye, ABD ile birlikte "Büyük Ortadoğu Projesi Eş Başkanlığı" görevini üstlenmiş, ancak ilerleyen yıllarda projenin bölgedeki etkileri ve Suriye'deki gelişmeler nedeniyle Türkiye ile ABD arasında ciddi güvenlik ve dış politika ayrılıkları meydana gelmiştir.
AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan o günden bu yana kendi ifadesiyle BOP Eş başkanlığı görevine devam ediyor. Yardımcısı, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’de aynı şekilde yardımcılık görevine devam ediyor. Siyasal İslamcılar – AKP Erdoğan, Atlantik Milliyetçileri MHP Bahçeli aracılığıyla sürece katılıyor.
Burada iki ayrı toplumsal yapı daha sürece eklemlendiğinde “Lüblanlaşma” tamamlanacak; ancak bu sosyal yapılar sorun çıkarıyor. Öcalan ile yürütülen “Sözde barış süreci” ile DEM ve bölgenin kadim halkları, Kemal Kılıçdaroğlu aracılığıyla CHP ve seküler dinamik güçler sürece eklemlenmek istiyor. Ancak pek başarılı oldukları söylenemez.
Tom Barrack, 2025-2026 döneminde yaptığı çeşitli açıklamalarda; “Birinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan ulus-devlet modelinin Ortadoğu'da birçok sorunu çözemediğini, Osmanlı'nın "millet sistemi"ni farklı toplulukların birlikte yaşayabildiği tarihsel bir model olarak örnek alabileceğini ve bölgede güçlü merkezi liderliklerin Batı tipi demokrasilere göre daha istikrarlı sonuçlar üretebildiğini söyledi. Türkiye'nin tarihsel ve jeopolitik rolünü Osmanlı mirası üzerinden değerlendirdi ve Türkiye’nin 150 yıllık sandık ve demokrasi kültürünü dışlayan açıklamalar yaptı. Bu görüşler Türkiye'de çok farklı şekillerde yorumlandı. Kimileri bunları tarihsel bir analiz olarak gördü; kimileri ise ulus-devlet anlayışını zayıflatmaya yönelik "neo-Osmanlıcı" veya "post-ulus-devletçi" bir yaklaşım olarak eleştirdi.
Kılıçdaroğlu ekibinin söylemi gerçekten paralel mi?
Kemal Kılıçdaroğlu'nun butlan olarak CHP’ye atanması ardından yaptığı "Osmanlı coğrafyası", "bölgesel tarih", "Türkiye'nin tarihsel hinterlandı" gibi vurgular, Barrack'ın ifadeleri arasında bazı kavramsal benzerlikler bulunmaktadır. Bu nedenle siyasi tartışmalarda "paralel söylem" iddiası dile getirilebilir.
Örneğin Tom Barrack Sykes–Picot sonrası ulus-devlet modelinin Ortadoğu'da işlemediğini savunuyor. Kemal Kılıçdaroğlu; Konuşmalarında Türkiye'nin yalnızca mevcut sınırlarıyla değil, tarihsel etki alanıyla değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan ifadeler kullanıyor. Tom Barrack; Osmanlı'nın farklı toplulukları bir arada yaşatan tarihsel bir model sunduğunu ima ediyor. Kemal Kılıçdaroğlu "Osmanlı coğrafyası", "tarihsel bağlar", "bölgesel sorumluluk" gibi kavramlara sık sık başvuruyor.
Kavramsal olarak üç noktada benzerlik kurulabilir: Osmanlı mirasının jeopolitik referans olarak kullanılması, Türkiye'nin bölgesel tarihsel rolüne vurgu yapılması, Ortadoğu'nun mevcut düzeninin eleştirilmesi…
Kemal Kılıçdaroğlu’nun koltuk düşkünü ekibinden Cemal Canpolat’ın Nevşehir'in Hacıbektaş ilçesinde 22 Haziran 2026'da yaptığı konuşma, önceki konuşmalarına kıyasla Osmanlı ve Türk tarihi vurgusunu daha belirgin şekilde içeriyor. Önceki yazdığı kitaplarda Osmanlı’nın alevilere baskısına sık sık vurgu yapan Canpolat burada yaptığı konuşmada; "Burası Türk yurdunun merkeziydi." "Lokman Perende'den, Ahmet Yesevi'den, Hacı Bektaş Veli'ye kadar bu toprakları Türk yurdu yapanların merkezi oldu burası." "Türk dili buradan bütün dünyaya yayılmıştır." "Bu öğrenciler Balkanları Türk yurdu yaptılar... Arnavutluk'tan Yugoslavya'ya kadar bütün Balkanları Osmanlı Devleti ile birlikte Türk yurdu yaptı bu öğrenciler." "Osmanlı'nın kuruluşundaki ana kurucu unsur da burasıdır." "Yeniçeri Ocağı'ndan Edebali'ye, Hacı Bektaş'a kadar siyasi, kültürel, askeri, inançsal olarak ana omurga burada çakılmıştır." İfadelerini kullanmıştır.
Bu konuşma ne ifade ediyor?
Tarihsel açıdan Canpolat, Hacı Bektaş-ı Veli, Bektaşilik ve Ahmet Yesevi geleneğinin Anadolu'nun Türkleşmesi ve Osmanlı'nın kuruluşunda önemli rol oynadığı yönündeki tarih yazımı çizgisini benimsiyor. Bu yaklaşım Türkiye'de uzun süredir bazı tarihçiler tarafından savunulurken, bazı akademisyenler ise bunun fazla genelleyici olduğunu ve daha karmaşık tarihsel süreçleri yeterince yansıtmadığını ileri sürüyor. Bu konuşmada gerçekten de Osmanlı hakkında olumlu ifadeler bulunmaktadır. Özellikle: Osmanlı'nın kuruluşunun olumlu bir tarihsel miras olarak sunulması, Yeniçeri Ocağı'nın olumlu bir referans olarak anılması, Osmanlı'nın Balkanlar'daki yayılışının olumlu bir tarihsel süreç olarak anlatılması, konuşmanın dikkat çeken yönleridir. Buna karşılık aynı konuşmada Osmanlı'nın Alevilere yönelik baskıları; Safevi-Osmanlı çatışmaları, Yavuz Sultan Selim dönemi, sürgün ve idam fermanları gibi konulara değinilmemiştir. Bu nedenle konuşma, Osmanlı tarihinin belirli bir yönünü öne çıkarırken, tartışmalı yönlerini ele almamaktadır.
Dolayısıyla, bu konuşmayı eleştirenler bunun "Osmanlı'nın olumlu yönlerini öne çıkaran" bir anlatı olduğunu söyleyebilir. Butlan Kılıçdaroğlu’nun ekibinden olan Cemal Canpolat'ın butlan ekibinin atanması ardından; Osmanlı'nın alevilere baskılarını dillendirmeyi bıraktığını söyleyebiliriz.
Şimdi gelelim ABD’nin sığır çobanı (Cowboy) Tom Barrack'ın Osmanlı referansları içeren açıklamalarına… İki söylem arasında şu ortak tema görülebilir: Osmanlı'nın yalnızca geçmiş bir devlet değil, bugün de tarihsel ve kültürel referans olarak ele alınması. Barrack'ın açıklamaları, modern Ortadoğu'daki ulus-devlet modeline yönelik siyasi bir değerlendirme niteliğindeydi. Canpolat'ın Nevşehir konuşması ağırlıklı olarak Hacı Bektaş-ı Veli, Bektaşi geleneği, Türk dili ve Osmanlı'nın kuruluş dönemine ilişkin tarihsel-kültürel bir anlatı üzerine kuruludur. Barrack’ın söylemine bu toplumsal yapıyı eklemleme amacı taşır.
Küresel Emperyalizmin Koç başı olma görevini “Neo Osmanlı” olarak ambalajlayan güçler ve onların içerideki ortakları; ülkemizde üniter yapıyı, demokrasi, laiklik ve cumhuriyeti aşındırmaya devam ediyor. Bu süreç AKP ve MHP’yi geçtiğimiz dönemde ayrıştırdı. Şimdi sıra; DEM ve CHP’de. CHP’ye butlan meselesini değerlendirirken; Özgür Özel ve ekibine kurulan tuzakları bir de buradan okumakta fayda var.
Butlan Kemal Kılıçdaroğlu ekibi; ABD’nin “Lübnanlaşma” projesini onaylamış görülüyor. Son kale CHP düştüğünde bu gerçekleşecek ve ülkenin zihinlerde tamamlanan parçalanması harita üzerinde de hayata geçecek. Çok fazla zamanımız kalmadığını da söyleyeyim. Bu oyunu CHP Lideri Özgür Özel ve yurtsever muhalefetin güç birliği bozabilir. Bekleyip göreceğiz.
*Not:
Lübnanlaşma: Bir devletin etnik, dini veya mezhepsel kimliklere göre parçalanması ve merkezi otoritenin zayıflayarak ülkenin iç savaşa, parçalanmaya veya dış güçlerin nüfuz mücadelesi alanına sürüklenmesi sürecini ifade eden siyasi bir kavramdır.
ABD demokrasi ve çoksesli yönetimlerden rahatsız. Barrack’ın açıklamaları aşağıdaki gibi bir sisteme tekabül ediyor. Bu Lübnan’da uygulanan sistemle benzer. Ancak bu sistem Lübnan’a istikrar getirmemiş bize nasıl getirecek ayrı tartışma konusu.
Sünni bir başkan (Recep Tayyip Erdoğan)
Türk Bir başkan Yardımcısı (Devlet Bahçeli)
Alevi Bir başkan Yardımcısı (Kemal Kılıçdaroğlu)
Kürt Bir başkan Yardımcısı (Abdullah Öcalan)
Hristiyan Bir Başkan Yardımcısı (Fener Rum Patriği I. Bartholomeos)