
Politico da çıkan bir haber nedeniyle konuyu araştıralım dedik.
Avrupa Birliği çok sayıda can kaybına yol açabilecek hibrit saldırı senaryolarına hazırlanıyor. Bu değişim, güvenlik tartışmasını siber saldırı ve dezenformasyondan, adli atribüsyon, kitlesel kayıp yönetimi ve toplumsal dayanıklılık alanına taşıyor.
Uzun zamandır "hibrit savaş" denildiğinde aklımıza siber saldırılar, seçimlere müdahale, dezenformasyon, sosyal medya manipülasyonu ve kritik altyapıya yönelik sabotajlar geliyordu. Bunların ortak özelliği, savaş ile barış arasındaki gri alanda gerçekleşmeleriydi.
Ancak, günümüzde Avrupa'daki tartışma başka bir aşamaya geçmiş durumda.
Politico'nun Nicholas Vinocur imzalı haberine göre Avrupa Birliği ülkelerinin büyükelçileri, kapalı toplantılarda çok daha ağır bir senaryoyu tartışıyor: Bir hibrit saldırı çok sayıda insanın ölmesine yol açarsa ne yapılacak? Gündemde acil müdahale ekiplerinin devreye sokulması, saldırıya uğrayan ülkeye AB fonlarının hızla aktarılması, ortak kriz iletişimi ve NATO ile AB arasındaki görev paylaşımı var.
Bu durum küçük bir terminoloji değişikliğinden ibaret değil. Hibrit savaşın, "rahatsız edici ama yönetilebilir gri alan" olmaktan çıkıp insanların öldüğü bir güvenlik alanına dönüşmesi anlamına geliyor.
Gri bölge sınırı kanla çiziliyor
Hibrit saldırının temel avantajlarından biri belirsizliktir. Bir devlet başka bir devlete füze gönderdiğinde saldırgan çoğu zaman bellidir. Ancak bir fiberoptik kablo kesildiğinde, elektrik şebekesi çöktüğünde, havaalanında yangın çıktığında, GPS sinyalleri karıştırıldığında veya kritik bir tesiste faili belirsiz sabotaj gerçekleştiğinde aynı açıklık yoktur.
AB Dış İlişkiler Servisi siber saldırıları, dezenformasyonu, sabotajı, denizaltı altyapısının tahribini, hava sahası ihlallerini ve farklı örtülü eylemleri hibrit tehdit kümesinin içinde değerlendiriyor. Bu faaliyetlerin önemli bir bölümü, açık savaş eşiğinin altında kalacak şekilde tasarlanıyor. Hibrit saldırının gücü de burada: Maddi etkisi kadar, "Bunu kim yaptı?" sorusunu cevapsız bırakması önem taşıyor.
Fakat insanlar öldüğü anda sistem değişiyor. Bir kablonun kopmasına diplomatik protestoyla karşılık verebilirsiniz. Bir internet sisteminin birkaç saat çalışmaması ekonomik zarar olarak görülebilir. Fakat aynı olay onlarca insanın ölümüne yol açarsa hükümetlerin kamuoyuna yalnızca "araştırıyoruz" demesi çok daha zorlaşır. Saldırgan görünmez kalmak ister; verdiği zarar büyüdükçe mağdur devletin saldırganı bulma ve karşılık verme baskısı artar.
NATO uzun süredir hibrit faaliyetlerin belirli koşullarda Washington Antlaşması'nın 5. maddesini gündeme getirebileceğini belirtiyor. Fakat asıl problem değişmiyor: Kime karşı? Askeri veya siyasi karşılık verebilmek için önce saldırganı yeterli güvenilirlikle belirlemek gerekiyor.
Bu noktada hibrit savaşın daha az konuşulan unsuru devreye giriyor: Adli bilimler.
Patlayıcı kalıntıları, drone parçaları, seri numaraları, elektronik bileşenler, uçuş ve haberleşme kayıtları, zararlı yazılım kodları, uydu ve kamera görüntüleri, biyolojik materyaller ile finansal hareketler artık yalnızca bir ceza soruşturmasının delilleri değildir. Bunlar uluslararası güvenlik kararlarının da hammaddesi haline gelir.
Bir başka ifadeyle, geleceğin hibrit çatışmalarında adli bilim insanının raporu bazen bir diplomatın veya askerin kararından önce gelecektir.
Sorulması gereken yalnızca "ne oldu?" değildir; "kim yaptı, nasıl yaptı, hangi delille gösterebiliriz ve bunu ne kadar sürede kanıtlayabiliriz?" sorularının birlikte cevaplanması gerekir. Bu nedenle önümüzde büyüyecek alanlardan biri "hibrit saldırıların adli atribüsyonu" olacaktır.
Avrupa'nın kaygısı tek bir olaydan kaynaklanmıyor. Son yıllarda hava sahası ihlallerinden denizaltı kablolarına, sabotajlardan siber saldırılara kadar farklı olaylar aynı güvenlik mimarisini zorluyor. AB Konseyi 2026'da hibrit tehditlerle mücadele kapasitesini geliştirmeye yönelik yeni adımlar atarken, kritik altyapı sabotajı, kötü niyetli siber faaliyetler, seçimlere müdahale ve göçün araçsallaştırılması gibi başlıkları aynı tehdit kümesi içinde ele aldı.
Drone ve anti-drone kapasitesine ayrılan kaynakların hızla artması da bu dönüşümün işareti. Dolayısıyla Avrupa'nın yaptığı şey yalnızca teorik bir savaş oyunu değil; güvenlik mimarisi fiilen yeniden şekilleniyor.
Kurumların çokluğuna karşın, kriz anında süre çok az
AB'nin elinde zaten çeşitli kriz araçları bulunuyor. Integrated Political Crisis Response (IPCR) mekanizması, büyük ve karmaşık krizlerde üye devletleri ve AB kurumlarını aynı siyasi koordinasyon çerçevesine getiriyor. Hibrit Hızlı Müdahale Ekipleri de hibrit tehditlere maruz kalan ülkelere destek vermek üzere oluşturuldu.
Buna rağmen temel soru ortada: Büyük bir kriz çıktığında NATO mu yönetecek, AB mi, yoksa ulusal hükümet mi? En makul iş bölümü NATO'nun istihbarat paylaşımı ve askeri caydırıcılığa, AB'nin ise sivil kriz müdahalesine ağırlık vermesi olabilir. Ancak gerçek bir saldırıda bu ayrımın kâğıt üzerindeki kadar temiz olması beklenemez. Karar vermek için bazen günler değil, saatler hatta dakikalar olacaktır.
Bu tartışmada Finlandiya'nın "kapsamlı güvenlik" modeli ayrıca dikkat çekiyor. Finlandiya güvenliği yalnızca ordu veya polisin işi saymıyor; kamu kurumlarını, şirketleri, sivil toplumu ve vatandaşları toplumun yaşamsal fonksiyonlarının devamlılığından sorumlu ortak aktörler olarak görüyor.
Bu yaklaşım hibrit tehdidin doğasına uygun. Elektrik sistemine yönelik bir saldırı hastaneleri, telekomünikasyonu ve lojistiği aynı anda etkileyebilir. GPS'in bozulması havacılık ve deniz taşımacılığına yansıyabilir. Dezenformasyon ise birkaç saat içinde sağlık, emniyet veya kriz yönetimine duyulan güveni aşındırabilir. Modern güvenlik sisteminin başarısı bu nedenle yalnızca saldırıyı engellemekle değil, toplumun saldırıya rağmen çalışmaya devam edebilme kapasitesiyle ölçülecek.
Adli bilimler için yeni görev
Kitlesel kayıplı bir hibrit saldırıda olay yeri artık klasik anlamda tek bir suç mahalli olmayacaktır. Adli tıp, kriminalistik, patlayıcı incelemeleri, dijital adli bilimler, DNA ve kimliklendirme, afet kurbanlarının kimliklendirilmesi, CBRN kapasitesi, adli hemşirelik, siber inceleme, istihbarat ve kriz iletişiminin aynı operasyonel resimde buluşması gerekir.
Üstelik delillerin yalnızca mahkemede geçerli olması yetmez. Uluslararası siyasi karar almaya yetecek hızda ve güvenilirlikte saldırganı işaret edebilmesi de gerekir. Bu, adli bilimlere klasik soruşturma mantığının ötesinde stratejik bir rol yüklüyor.
Türkiye bu tartışmanın dışında değil
Bu meseleye yalnızca Brüksel'in problemi olarak bakmak yanlış olur. Türkiye AB üyesi değil ama NATO üyesi; Karadeniz güvenliğinin merkezinde, Avrupa-Asya enerji ve ulaşım hatlarının üzerinde ve çok sayıda kritik altyapıya sahip. Büyük afetlerden terör saldırılarına ve kitlesel göçe kadar çok kurumlu krizler konusunda da önemli operasyonel tecrübe biriktirmiş durumda.
Bu nedenle Türkiye'nin sorması gereken yalnızca "Bize hibrit saldırı olur mu?" değildir. Daha doğru soru şudur: Elektrik, iletişim, ulaşım veya sağlık sistemlerinden birkaçını aynı anda etkileyen ve can kaybına yol açan faili belirsiz bir olay meydana geldiğinde; olay yerinden istihbarata, AFAD'dan sağlık sistemine, kolluktan adli bilimlere kadar bütün kurumlarımız aynı resmi ne kadar sürede oluşturabilir?
Çünkü hibrit savaşın amacı sadece bir tesisi havaya uçurmak veya bir sistemi kapatmak değildir. Asıl amaç, devletin ne olduğunu anlayamadığı, kurumların farklı şeyler söylediği ve toplumun kime inanacağını bilemediği bir ortam yaratmaktır.
Bu nedenle hibrit saldırıya karşı en önemli savunma araçlarından biri yalnızca füze veya anti-drone sistemi değildir. Doğru bilgiyi hızla üreten kurumlar, bu bilgiyi kanıtlayan adli bilimler ve kriz sırasında güven ilişkisini koruyabilen bir toplumdur.
Avrupa'nın kapalı kapılar ardında hazırlanmaya başladığı "kâbus senaryosu"nun söylediği de budur: Geleceğin savaşlarında savaş ilan edilmeyebilir. Ama insanlar yine de ölebilir. Ve o anda ilk soru "Savaş başladı mı?" değil, "Bunu kim yaptı ve bunu kanıtlayabiliyor muyuz?" olacaktır.
Kaynaklar
• Politico, Nicholas Vinocur, “EU quietly braces for nightmare scenario of multiple-casualty hybrid attack.”
• European External Action Service (EEAS), “EU action on countering hybrid threats.”
• NATO, “Countering hybrid threats.”
• Council of the European Union, “Advancing the EU’s capacity to counter hybrid threats”, 16 March 2026.
• Council of the European Union, “Integrated Political Crisis Response (IPCR).”
• Government of Finland, “Comprehensive security in Europe.”
***
BM Siber Suçlara Karşı Sözleşmesi.
Prof.Dr.İ.Hamit Hancı
Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve suç ofisi “UNODC” nin 25 Eylül de yayımladığı bir belgede ;
Eylül 2026'da on üç ülkenin daha Birleşmiş Milletler (BM) Siber Suçla Mücadele Sözleşmesi'ni imzaladığı; böylece toplam 95 ülkeye ulaşıldığı belirtilmekte.
Bu çevrimiçi suçla mücadele etme ve interneti herkes için güvenli hale getirme konusundaki artan taahhüdü işaret etmekte.
Türkiye Cumhuriyet, 25 Ekim 2025 tarihinde Vietnam'ın başkenti Hanoi'de düzenlenen resmi törenle zaten sözleşmeyi imzalamıştı.
BM Genel Kurulu tarafından Aralık 2024'te kabul edilen Sözleşme, siber suçlarla mücadele alanında uluslararası düzeyde hukuki bağlayıcılığı olan ilk evrensel belge olma özelliğini taşımakta. Siber suçlara karşı uluslararası iş birliğini güçlendirmeye odaklanan ilk küresel antlaşma.
Amaç, Küresel dijital güvenliğin sağlanması, sınır ötesi siber tehditlere karşı ortak mekanizmalar geliştirilmesi ve özellikle çocukların çevrim içi ortamda korunmasına yönelik uluslararası standartlar konulması.
Yeni imzacılar ise Arnavutluk, Botsvana, Gabon, Hindistan, Endonezya, Kuveyt, Kırgızistan, Litvanya, Hollanda, Norveç, San Marino, Timor-Leste ve Yemen.
Sözleşme, ülkelerin siber suçları önleme ve mücadele etme yeteneklerini artırmayı, ayrıca çevrimiçi dolandırıcılık, fidye yazılımı saldırıları, kimlik hırsızlığı ve diğer suçlarla mücadelede sınır ötesi iş birliğini geliştirmeyi amaçlamakta.
Günlük hayatın tüm yönleri çevrimiçi hale geldikçe, siber suçlar her yerdeki insanları, işletmeleri ve hükümetleri etkilemeye başladı. İşte b sözleşme BM ye göre, siber suçların zararlarının uluslararası alanda giderek hissedildiği bir dönemde gerçekleşti.
Uluslararası Telekomünikasyon Birliği'ne göre, 2025 yılında dünya nüfusunun neredeyse dörtte üçü internete erişmiş durumda. Daha fazla bağlantı büyük fırsatlar getirirken, aynı zamanda siber tehditlere maruz kalma riskini artırmakta.
Bugün suçlular, yaygın erişilebilir teknolojileri kullanarak sofistike suçları eşi benzeri görülmemiş bir kolaylıkla gerçekleştirebiliyor. Siber suçlular bir ülkeden faaliyet gösterip başka bir ülkede mağdurları hedef alabiliyor. Bu sınır ötesi suçlarla etkili bir şekilde mücadele etmek, hızlı ve koordineli uluslararası eylem gerektiriyor.
Siber Suç Sözleşmesi, yetkililerin birden fazla yargı alanını kapsayan suçların araştırılması için elektronik kanıtların toplanması ve korunmasında daha hızlı iş birliği yapmasına yardımcı olacak ortak bir çerçeve sağlamakta. Dolandırıcılık ve finansal dolandırıcılıklardan organize suç faaliyetleriyle bağlantılı suçlara kadar geniş bir siber suç yelpazesini ele almakta. Ayrıca, dijital platformlar aracılığıyla sömürü ve bakımın oluşturduğu artan riskleri fark ederek çevrimiçi çocukların korumalarını güçlendirmeyi hedefleyen önlemler de içermekte.
Soruşturmaları desteklemenin yanı sıra, Sözleşme ülkeleri mağdurlara yardım sağlamaya ve önleme çabalarını güçlendirmeye teşvik etmekte. Bu, kamuoyunun farkındalığını artırmak, eğitime yatırım yapmak ve olaylar meydana gelmeden önce siber tehditlere karşı dayanıklılık geliştirmeyi içermekte.
İmzacı sayısındaki artış, siber tehditlerin küresel çözümler gerektirdiğine dair geniş uluslararası tanınmayı yansıtmakta. Dünyadaki insanların, sanayinin ve kurumların daha iyi korunması için siber suçlara karşı daha hızlı ve koordineli bir uluslararası yanıt için ivme artmakta.
BM Siber Suç Sözleşmesi'nin yürürlüğe girmesi için 40 ülke tarafından meclislerince onaylanması gerekiyor. Üç ülke (Azerbaycan, Katar ve Vietnam) 30 Eylül 2026 itibarıyla bu sözleşmeyi onaylamış durumda.
World Media Group (WMG) Haber Servisi
Emlak Mimari İnşaat
Emlak Mimari İnşaat
Emlak Mimari İnşaat