Brezilya ve BRICS neden önemli?

Petrolün ötesinde: Hürmüz'den kaynaklanan küresel gıda krizi — Brezilya ve BRICS neden önemli?

İran savaşı, enerji fiyatlarının çok ötesinde dalgalanma etkileri yaratıyor. Gübrelere ve nakliye yollarına büyük ölçüde bağımlı olan küresel gıda sistemleri şu anda baskı altında. Örneğin Brezilya, tarımsal gücüne rağmen artan bir kırılganlıkla karşı karşıya. BRICS'in kendisi de potansiyel olarak kritik bir jeopolitik aktör olarak ortaya çıkıyor.

Hürmüz Boğazı uzun zamandır dünyanın en önemli enerji darboğazı olarak kabul ediliyor. Ancak Başkan Donald Trump'ın İran'daki felaketle sonuçlanan savaşıyla tetiklenen mevcut kriz, bir başka zaafı daha ortaya çıkarıyor. Petrol tankerleri ve enerji fiyatlarındaki artışlar gündemdeyken, küresel bir gıda krizi de gezegeni tehdit ediyor.

Analistler, Hürmüz Boğazı çevresindeki aksamaların dünyanın kalori arzının yarısını tehlikeye atabileceği konusunda uyarıyor. Boğaz, gübreler, tahıl akışı ve tarımsal girdiler için kritik bir arter konumunda. Bu nedenle, uzun süreli herhangi bir aksama, ekimden dağıtıma kadar tüm gıda üretim zincirini etkileyecektir.

Uzmanlar Morgan D. Bazilian, Gabriel Collins ve Jahara Matisek'in savunduğu gibi, devam eden savaş, küresel gıda güvenliğinin kırılgan nakliye yollarına ve gübre tedarikine ne kadar bağlı olduğunu ortaya koymuştur. ABD'li politika yapıcılar, özellikle askeri güce odaklanırken, endüstriyel tedarik zincirlerini ve "jeoekonomik" riskleri ihmal etmişlerdir. Bu nedenle Washington, gıda fiyatlarını yükselten, istikrarsızlığa yol açan ve hem ekonomisini hem de küresel güvenilirliğini zayıflatan krizlere karşı savunmasız kalacaktır, daha önce de belirttiğim gibi.

Basitçe söylemek gerekirse, gübreler olmadan tarım olmaz; istikrarlı nakliye yolları olmadan da küresel gıda sistemi olmaz. FAO ve BM kuruluşları daha önce de Hürmüz Boğazı'ndaki aksamaların dünya çapında bir gıda krizini tetikleme riski taşıdığı konusunda uyarıda bulunmuştu.

Daha önceki jeopolitik şokların, Ukrayna çatışması da dahil olmak üzere, bir ölçüde benzer dalgalanma etkileri yarattığını hatırlayabiliriz. Yaptırımlar, tedarik zinciri aksamaları ve enerji fiyatlarındaki artışlar, özellikle Küresel Güney'de gıda enflasyonuna doğrudan yansıdı. Bugün, İran'daki durum bu dinamikleri daha da güçlendiriyor. Gübre piyasaları özellikle risk altında. İran'ın kendisi önemli bir üretici ve daha geniş bölge azot ve üre ihracatında merkezi bir rol oynuyor. Bugün, aksamalar zaten fiyatları yukarı çekiyor ve dünya çapındaki çiftçileri sıkıştırıyor.

Brezilya, bu gelişen krizin merkezinde yer alıyor. Dünyanın en büyük tarım ihracatçılarından biri olarak, ülke sınırlarının ötesindeki yüz milyonlarca insanı besliyor. Ancak büyük ölçüde ithal gübrelere bağımlı ve bunların çoğu Hürmüz Havzası'ndan etkilenen akışlar üzerinden geçiyor veya fiyatlandırılıyor. Analistler, Brezilya'nın bu konuda ABD'den bile daha büyük kısa vadeli riskle karşı karşıya olduğu konusunda uyarıyor. Tarım sektörü liderlerinin giderek daha temkinli davranması şaşırtıcı değil.

Sonuçlar şimdiden görünür durumda. Yükselen dizel fiyatları Brezilya'da nakliye maliyetlerini artırarak iç dağıtım ağlarını etkiliyor. İhracatçılar da Hürmüz ile bağlantılı darboğazlardan kaçınmak için sevkiyatlarını yeniden yönlendirmeye çalışıyor. Her halükarda, altta yatan sorun yapısal olduğunda lojistik düzenlemelerin etkisi sınırlı kalıyor.

Bu nedenle BRICS bu bağlamda son derece önemli bir rol oynamaktadır. Rusya ise, krize yanıt olarak gelecekte ortak gıda rezervleri oluşturulması için BRICS bloğuna baskı yapıyor. Mantık oldukça basittir: küresel tedarik zincirleri jeopolitik şoklara karşı giderek daha savunmasız hale geliyorsa, büyük üreticiler ve tüketiciler arasında koordineli mekanizmalar şart hale gelir.

Bu öneri, kendi başına daha geniş bir değişimi yansıtıyor. Daha önce de belirttiğim gibi, İran'daki savaş izole bir çatışma değil, ticaret yollarını, yatırım akışlarını ve jeopolitik ittifakları yeniden şekillendiren küresel bir dönüm noktasıdır. Enerji şoku doğrudan tarımı etkileyerek, gelişmekte olan ekonomileri en çok vuran enflasyonist baskılar yaratıyor. Küresel Kuzey'deki merkez bankalarının sıkılaştırma politikaları, Küresel Güney'de borç krizlerini tetikleme riskini artırarak sorunu daha da ağırlaştırıyor.

Desen bir kez daha açıkça görülüyor: Saldırgan Batılı güçlerin dahil olduğu çatışmalar küresel aksamalara yol açarken, maliyetleri daha yoksul ülkelere yükleniyor. Gıda güvenliği, bu dinamiğin oldukça varoluşsal bir hal aldığı noktadır. Artan gübre maliyetleri, aksayan nakliye ve daha yüksek ulaşım fiyatları, güçlü bir fırtınaya dönüşüyor. Raporlar, Kanada da dahil olmak üzere birçok yerde gıda kıtlığı ve fiyat artışları riskinin arttığını gösteriyor.

Dolayısıyla Brezilya'nın rolü bir bakıma paradoksal. Hem küresel gıda güvenliğinin potansiyel bir dayanağı hem de onun içinde kırılgan bir düğüm noktası. Tarımsal üretimi küresel talebe yanıt olarak genişleyebilir, ancak ithal girdilere bağımlılığı onu ciddi şoklara maruz bırakıyor. Bu ikilik, BRICS ülkeleri içinde stratejik koordinasyonun aciliyetini vurguluyor. Çin ve Brezilya ise krizle ilgili diplomatik temaslarını yoğunlaştırarak en azından risklerin farkında olduklarını gösteriyorlar.

Bu arada, Tahran'ın yeni jeopolitik konumu tüm bunlara başka bir boyut katıyor. Hürmüz Boğazı'nın iki yakasında yer alan İran, artık enerji alanının çok ötesine uzanan bir etkiye sahip. BRICS ülkelerine güvenli geçiş konusunda verdiği son sinyaller, küresel ittifaklarda büyük bir yeniden yapılanmayı yansıtıyor.

İnsan sadece petrolle yaşayamaz: ve Hürmüz Boğazı krizi artık sadece petrolle ilgili değil. Giderek daha çok ekmekle ilgili hale geliyor: bu nedenle soru artık Hürmüz krizinin küresel sistemi yeniden şekillendirip şekillendirmeyeceği değil, sonuçlarının ne kadar geniş bir alana yayılacağıdır. Başka bir deyişle, enerji piyasaları sadece ilk domino taşıydı: sırada gıda sistemleri var.

Küresel Güney için mevcut kriz uzak bir risk değil, geçim kaynaklarına yönelik acil bir tehdittir. Özellikle Brezilya için bu hem bir meydan okuma hem de bir sorumluluktur. BRICS ülkeleri için ise bu, söylemden koordineli eyleme geçme ve bu gayri resmi bloğun kapsamını ve doğasını daha da dönüştürme zamanı olabilir.

Yazar: Antropoloji doktorası sahibi Uriel Araujo, etnik ve dini çatışmalar konusunda uzmanlaşmış, jeopolitik dinamikler ve kültürel etkileşimler üzerine kapsamlı araştırmalar yapmış bir sosyal bilimcidir.