
Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Ağustos ayındayız. Ağustos, Türk milleti için zaferler ayıdır. 26 Ağustos 1071'de Anadolu'ya girdik. 11 Ağustos 1473'te Otlukbeli Zaferi, 23 Ağustos 1514'te Çaldıran Zaferi, 24 Ağustos 1516'da Mercidabık Zaferi, 29 Ağustos 1521'de Belgrad'ın Fethi, 29 Ağustos 1526'da Mohaç Zaferi, 1 Ağustos 1571'de Lefkoşa'nın Fethi ve 5 Ağustos'ta Magosa'nın Fethi gerçekleşti. 23 Ağustos'ta Sakarya Muharebesi başladı. 26 Ağustos 1922'de ise Büyük Taarruz başladı ve 30 Ağustos'ta Türk ordusunun zaferiyle sonuçlandı.
2026 Ağustos'unda ise AK Parti ve MHP'nin oluşturmuş olduğu Cumhur İttifakı, Türk devletinin bir terör örgütünü yenemediğini kabul ederek, terör örgütü silahları bırakmadığı hâlde, Irak'ta, İran'da ve Suriye'de aktif olduğu hâlde, hâlen İran'da İran güçleriyle çatıştığı, terör eylemleri gerçekleştirdiği hâlde, narko terör eylemlerine son vermediği hâlde bir anlaşma yaparak özel bir PKK affı çıkartıyor. Üstelik bu özel affı milletvekillerinden önce gördüğü ve onayladığı söylenen narko terörist Abdullah Öcalan, bu yasayı Cumhuriyet'in kuruluşu kadar önemli görüyormuş ve 'demokratik Cumhuriyet' dediği çok uluslu ve özerk bölgeli yapıya gidişin ilk adımı olarak nitelendiriyormuş.
Değerli basın mensupları, sevgili Zafer Partililer,
Bu hafta Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne gelecek PKK affı, ne yazık ki son değil; yasa ve Anayasa'mızı değiştirecek, Atatürk ve silah arkadaşlarının kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'ni dönüştürecek bir sürecin başlangıcıdır. Bu sürecin başlayacağını ilan eden Devlet Bahçeli şöyle demişti, hatırlayalım: 'Önümüzdeki süreçte çok şey değişecek, her şey değişecek. İnşallah Türkiye Cumhuriyeti değişmez.' demişti. İşte Türkiye Cumhuriyeti değişiyor. Değiştireceklerini bildiği için bunu söylemişti. Ve DEM sözcüleri de PKK affı yasasından sonra Kürtçe eğitim ve Kürtçe kamu hizmetleri yasalarının geleceğinden bahsediyorlar.
Yani yarın bu yasa Meclis'e gelip görüşüldükten sonra PKK'ya af çıktıktan sonra, eğer Anayasa ve yasalarda değişiklik yapılmaz ise PKK terör eylemlerine bıraktığı yerden başlayacak. Çünkü PKK, 'Silahları bıraktık.' demiyor, 'Silahlı mücadeleyi bıraktık.' diyor. Ve serbest bırakılan PKK'lılar bize tekrar silah sıkacak, pusu kuracak, bombalayacak. Bunu birinci açılımın içinde hazırlıklarının yapıldığını görmüş, hendek terörü sürecinde de ülke olarak yaşamıştık.
Bugün size sadece bir siyasi parti genel başkanı olarak konuşmayacağım. Yıllarını terörizm ve terörizmle mücadele konusunda vermiş ve bu konuda gördüğünüz on kitabı ve yüzlerce makaleyi yazmış bir akademisyen olarak da konuşacağım. Asker, polis, jandarma, sivil yüzlerce öğrencim oldu. Onlara terörizm ve terörle mücadele dersi verdim. Yanımda yüksek lisans ve doktora tezleri yazıldı. Türkiye'de ve Kuzey Irak'ta karakollarda, özel harp karargâhlarında vakit geçirdim, araştırmalar yaptım. Gece operasyonlarını içinden izleme fırsatım oldu. Kahraman güvenlik güçlerimizin nasıl büyük bir mücadele verdiğini yaşayarak gördüm.
Bir seferinde Süleymaniye'den Erbil'e geldim ve oradan beni alan ekip, Türkiye'ye geçirmeleri için Zaho'ya getirdi. Zaho'nun arka mahallelerinde tek katlı bir binaya girdik. Oradaki özel harp görevlisi genç subaylar karşıladılar, ikramda bulundular. Sonra beni bir araca alarak Türkiye'ye doğru yola çıktık. Yolda sohbet ettim. 'Nasıl, burada durum?' dedim. 'Çok sert geçiyor hocam.' dedi. 'Ne demek sert?' dedim. Ne zaman mezun olduğunu, kendi sınıfından, Harp Okulu'ndan kaç kişinin Özel Kuvvetlere girdiğini ve aradan geçen birkaç sene içerisinde kaç tanesinin şehit olduğunu rakamlarıyla verdi. Kanım dondu.
'Peki neden böyle?' dedim. 'Bize okulda yakın çatışma 30 metre, uzak çatışma 100 metre ve sonrası diye öğretmişlerdi. Bizim için yakın çatışma, teröristin kalaşnikofunun namlusundan tutup kafasına kurşunu sıkma şeklinde gerçekleşiyor. Onun için kayıplarımız da yüksek oluyor.' dedi. Ankara'ya geldim. Bir süre sonra rahmetli Ayvaz Gökdemir'le bir sohbet esnasında bunu anlattım. Ve rahmetli Ayvaz ağabeyin nasıl ağladığını hatırlıyorum. Hiç unutmadım, unutmayacağım.
Bu askerlerimizin, polisimizin, jandarmamızın, Polis Özel Harekâtın, Jandarma Özel Harekâtın PKK terör örgütüyle nasıl kahramanca mücadele ettiklerini ve PKK terör örgütünün hainliklerini ve alçaklıklarını unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız.
Türk devleti çok büyük ve asil bir devlettir. Ve Türk subayı, Türk astsubayı, Mehmetçikler; terörle mücadelenin bel kemiğini oluşturan Jandarma Genel Komutanlığı’nın değerli mensupları, jandarmalarımız, polislerimiz… Bu insanların kahramanlıklarını unutmadık, unutmayacağız. Tabi sevgili korucu kardeşlerimizin vermiş oldukları fedakâr ve kahramanca mücadeleyi de unutmayacağız.
Neden bu insanların ve devletin bizim asil ve büyük bir devlet olduğunu söyledim biliyor musunuz? Çünkü PKK terör örgütünün yapmış olduğu alçakça katliamları, alçakça eylemleri, birçoğunu bildiğimiz hâlde infial yaratmasın diye konuşmadılar, konuşmadık. Onlar iftiralar attılar, alçakça yalanlar söylediler, 'sekiz bin faili meçhul' yalanını ortaya attılar. Ama Türk devleti ve güvenlik güçleri çok soğukkanlı ve asilce davrandı. Bölücü ihanete karşı askerimizin, polisimizin, korucumuzun terini ve kanını savunmak sadece millî bir sorumluluk değil, aynı zamanda tarih önünde bize düşen bir görevdir. Zira bir hakkın teslimi olan adalet, devlet olmanın temeli ve ön koşuludur. Eli kanlı katil elebaşına 'sayın' diyen ve onu kurucu önder sayıp siyasi statü talep edenlere karşı; kundakta, masum uykusunda canı alınan bebeklerimizin, bölge insanına hizmet götürürken katledilen kahraman öğretmenlerimizin, mühendislerimizin, işçilerimizin, aziz şehitlerimizin ve kahraman gazilerimizin vatan toprağına akan mübarek kanlarının bedeli olan bu adalet hakkı için ve nihayetinde Atatürk Cumhuriyeti'nin bekası ve güvenliği, millî, laik, üniter devletin savunulması için kimi gerçekleri hatırlatmayı bir vatan vazifesi ve adaletin gereği olarak görüyoruz. Bunu kararlılıkla yaptık, yapmaya da devam edeceğiz.
Değerli basın mensupları, sevgili Zafer Partililer,
Senelerce 'Kürt sorunu' söylemiyle propaganda yaptılar. Ve sanki PKK, Kürt ve Zaza kardeşlerimizin temsilcisiymiş gibi bir algı oluşturmaya gayret ettiler. Onların yalan dolu söylemlerinde Türkiye Cumhuriyeti, Kürtlere soykırım yapmış, haklarını yemiş bir devlet olarak yer aldı. Oysa gerçek katliamcı, gerçek soykırımcı hep PKK terör örgütünün kendisi olmuştur. Bakın arkadaşlar, 'sekiz bin faili meçhul' dediler. Tek tek Cesetler, Gölgeler ve Yalanlar adlı kitabımda bunun nasıl büyük bir yalan olduğunu, Türkiye'deki bütün faili meçhullerin listesini ortaya koyarak yıllar önce açıkladım ve PKK terör örgütünün bu alçakça, ahlaksızca yalanını tarihe gömdüm. Ve gerçek soykırımcının, gerçek katliamcının PKK terör örgütü olduğunu Pusu ve Katliamların Kronolojisi adlı kitabımda ortaya koydum. Bu kitapta üç ve üzeri silahsız insanın PKK tarafından ne zaman, nerede ve neden katledildiği, şehit edildiği tek tek ortaya konuldu.
Şimdi size bunlardan bazı örnekler vereceğim. 20 Haziran 1987'de Pınarcık Köyü'nde, Mardin'in Ömerli ilçesinde, 'silahlı propaganda' diye gece geldiler. Pınarcık'ta otuz köylüyü katlettiler. Bunların on altısı çocuktu, çocuk. Çevrimli Köyü'nde, 11 Haziran 1990'da, on ikisi çocuk, yedisi kadın olmak üzere yirmi yedi kişiyi katlettiler. Başbağlar Katliamı'nda, Erzincan'ın Kemaliye ilçesinde otuz köylüyü kurşuna dizdiler. Derince'de, 21 Ekim 1993'te, Siirt'in Baykan ilçesinde, bebek ve çocuklar dâhil yirmi iki vatandaşımızı PKK terör örgütü, Öcalan'ın emriyle katletti. Sarıkamış Belencik, Pasinler, Çiçekli, Şirvan, Daltepe ve Kalkancık köyleri hafızamızda kahır ve nefretle yerini almış PKK katliamlarının gerçekleştiği vatan parçalarıdır. 28 Ekim 1993'te Belencik Köyü baskınında, Kars Sarıkamış'ta yedi vatandaşımızı şehit ettiler, beşini yaraladılar. 30 Ekim 1993'te Çiçekli Köyü baskınında altı sivili, Siirt Şirvan'da Daltepe ve Kalkancık köylerinde ise otuz yedi vatandaşımızı şehit ettiler.
Sevgili Zafer Partililer, burada size sadece terörün istatistiğini vermiyorum. Zaten terörün istatistiği de olmamalı. Çünkü burada size verdiğim rakamlar aslında insanların, kadınların, bebeklerin, babaların adları. Onların da birer annesi, babası var. Bir çocuğu, hayalleri ve yarım kalmış hayat hikâyesi var. Ve biliyor musunuz? PKK'nın katliam yaptığı, toplu katliamlar gerçekleştirdiği bu köylerin tamamına yakınının, 1915'te Ermeni tehciri sırasında tehcir edilen Ermenilerle çatışan köyler olduğunu da biliyoruz. Yani PKK terör örgütü, Kuzey Irak'ta terör eylemlerine başlamadan önce, Lak-1 ve Lak-2 kamplarının yanındaki ASALA'ya ait kampları devralırken, Ermeni terör örgütü ASALA'nın da misyonunu devralmıştı.
Karıştırın bakalım; Abdullah Öcalan'ın gerçek kimliğinin bir Kürt değil, Ermeni olduğu devlet kayıtlarında yok mu? PKK terör örgütünün üst düzey yöneticilerinin ve siyasi kadrolarının… Bu oyunun ne olduğu gayet açık ortadadır. Türk, Kürt, Zaza kardeştir, öz kardeştir; PKK alçak ve kalleştir. Bugün bize bu acıları unutun diyorlar, unutmayacağız. Ve daha hayatın ilk günlerinde Kalaşnikov mermileriyle hayatı elinden alınan bebeklerimizin hesabını muhakkak soracağız. Birileri onları affetmek istiyor olabilir ama tarih ve Türk milleti bu terörist çeteyi ve yandaşlarını affetmeyecek. Bölge vatandaşlarımıza katliam yapan, onları ezen, yok sayan acımasız terör örgütü ve onların siyasi temsilcileri Güneydoğu Anadolu'da halkın temsilcisi değildir. Türkiye'de bir etnisiteyi veya mezhep grubunu ayrıştırıp sözüm ona siyasi bir temsil aramak ve eli kanlı katil bir terör örgütünü sözde temsilci atama gayreti; hukuku, siyaseti ve sosyolojiyi bırakın, akla ve vicdana da sığmaz. Bundan daha geri ve çağ dışı bir ırkçılık ve faşizm olabilir mi? Siyasi bakımdan etnisite veya mezhep üzerinden zemin oluşturma gayreti Türkiye’yi Lübnan, Irak, Libya veya Yugoslavya modeline dönüştürme amacı taşıyan bölücü bir gayrettir. Kürt kardeşlerimize, Zaza kardeşlerimize bundan daha büyük kötülük, günah ve haksızlık yapılabilir mi? Eğer varsa, gerçek Kürt sorunu, bölge halkına yapılan bu büyük kötülük değil mi?
Bakınız, PKK'nın bölge genelinde öğretmen, mühendis veya işçiler gibi masum sivillere saldırıları, bölgeye siyasi bir statü sağlamak için mi yapıldı? Yoksa bölgenin geri kalması, feodal düzenin devam etmesi ve siyasi istismar için mi yapıldı? Evet, bunun için yaptılar. PKK, 1984'ten bu yana bölgenin geri kalması, bölge insanının ilerlemenin nimetlerinden faydalanmaması için her alçaklığı yapmıştır. 1990'lı yıllarda nasıl baraj, yol ve altyapı inşaatlarına saldırdığını, şantiyeleri bastığını, mühendisleri öldürdüğünü, taciz ettiğini unutmadık. Hele bölgedeki okullarda cehalet karanlığını aydınlatmaya çalışan Necmettin Yılmaz, Neşe Alten ve Aybüke Yalçın gibi Cumhuriyet öğretmenlerimizi hayatlarının başında nasıl ahlaksızca ve alçakça katlettiklerini unutmadık ve unutmayacağız.
Sayın Bahçeli, Öcalan'a bir statü verelim diyor. Bütün bunların ışığında biz de Öcalan'a hak ettiği statüyü, yani bebek katili ve vatan haini statüsünü tekrar veriyoruz. Bölücü terörü ve kahpe teröristleri yüceltmeye gayret edenler olduğunu ağır bir üzüntüyle görüyoruz. Bu yol terörsüz bir Türkiye'ye mi çıkar, yoksa teröre teslim olmuş bir Türkiye'ye mi çıkar? Sevgili Zafer Partililer, bu soruların cevabını veremeyen ve teröre yandaş olanlar, milletimizin vicdanında ve adalet muhasebesinde zanlı olarak kalacaklardır.
Değerli basın mensupları, değerli yurttaşlarım,
Savaşın bir hukuku, ahlakı ve adaleti vardır. En kanlı savaşlarda bile sivillerin korunması esastır. PKK ile barış yapanlara seslenmek istiyorum: PKK ile barış yapılmaz. PKK, çünkü sivilleri katleden bir terör örgütüdür. Terör örgütleriyle barış yapılmaz; terör örgütleri ancak ezilir, çökertilir ve yok edilir. Teslim olurlar.
Ve bazıları şimdi bunları unutmuş görünüyor ama biz unutmuyoruz ve unutturmayacağız. PKK'nın Güneydoğu'da köy baskınlarıyla sivilleri şehit ettiğini hatırladığımız gibi, 25 Aralık 1991'de İstanbul Bakırköy'de Çetinkaya Mağazası'nda 11 sivil vatandaşımızı yakarak öldürdüğünü de unutmadık. Keza Eminönü'nde Mısır Çarşısı'ndaki bombalı saldırıda 7 sivilin öldüğünü unutmadık. Mavi Çarşı katliamında 13 yurttaşımızın nasıl yakılarak öldürüldüğünü unutmadık. Ve şimdi bu alçakça katliamdan sorumlu kişinin DEM Parti tarafından sağda solda yaptırdığı konuşmalarda, 'Siz bizi pişman mı sayıyorsunuz? Biz pişman değiliz.' diye ortalıkta dolaştığını da görüyoruz. Ankara'da Anafartalar Çarşısı'nda patlayan PKK bombasında 6 vatandaşımızın suçsuz ve günahsız yere hayatını kaybettiğini de unutmadık. 1 Kasım 2009'da Küçükçekmece'de, üniversiteye hazırlanan 17 yaşındaki Serap Eser'in İETT otobüsünde molotof kokteyliyle nasıl yakıldığı da gözlerimizin önünde. Bir ay komada kaldıktan sonra acılar içerisinde vefat etti.
Ankara'da Güvenpark otobüs durakları katliamında 36 vatandaşımızın bombalı saldırıda nasıl şehit edildiğini, 6 üniversite öğrencisinin hayatlarının başında, orada otobüs beklerken nasıl hayatını kaybettiğini unutmadık. ODTÜ Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü hazırlık sınıfında okuyan Ozan Can Akkuş'un, Gaziantep'te derece yaparak üniversiteye girdikten sonra bombayla havaya uçtuğunu da unutmadık. 10 Aralık 2016'da Beşiktaş'ta, tıp fakültesi ikinci sınıf öğrencisi Berkay Yapkaç'ın bombalı saldırıda nasıl hayatını kaybettiğini unutmadık. Evet, bu onlarca alçakça saldırıyı unutmadık ve unutmayacağız. Şimdi bize diyorlar ki: 'Bu insanları affedin ve bütünleşin. Onlar normal hayata dönsünler.' Sözde bomba patlatmayan, pusu kurmayan, köy basmayan, kurşun atmayan, karakol basmayan terör örgütü üyeleri serbest kalacakmış. Suç işlememişler, suça bulaşmamışlar. Peki bunları yapmayınca suça bulaşmamış mı oluyorlar?
Yaralı terörist taşımadılar mı? Erzak, silah ve cephane getirmediler mi, temin etmediler mi? Gösterilere katılmadılar mı? Yani bir insanın PKK üyesi olup suça karışmaması mümkün mü? Üç kişi bir araya gelip bir soygun yapmayı konuşsalar, yasaya göre bu üç kişi organize suç örgütü kurmaktan ceza alıyor. Ama binlercesi bir araya geliyor, Türkiye'yi bölmek için eylem yapıyor ve suça karışmamış oluyor. Bu nasıl bir adalet anlayışı? Bir de Türkiye'ye gelmemekle birlikte örgütün üst düzey yöneticileri Cemil Bayık, Murat Karayılan, Duran Kalkan gibilerle ilgili af olmayacak mı? Hayır, onlar da aftan yararlanıyor. Nasıl yararlanıyorlar? Haklarındaki kırmızı bültenler ve arama kararları kalkıyor. Türkiye'ye gelmiyorlar ama bu geçici bir süre için.
Peki böyle bir durumda şu anda cezaevlerinde bulunan adli mahkûmların suçu ne? Yeterince adam öldürmemeleri mi? Bu nasıl bir adalet anlayışı? Peki bu arada PKK ile ortak eylem yapan değişik terör örgütleri var. Bu terör örgütleri deseler ki, 'Bu eylemlerden dolayı PKK'yı affettiniz, biz niye affedilmiyoruz?', ne diyeceksiniz?
Değerli basın mensupları,
Terörsüz Türkiye böyle sağlanamaz. Türkiye böyle ancak teröre teslim olur. Biz hatırlatmaya devam edeceğiz. Çünkü şehit aileleri, anneleri hâlâ şehitliklerde ağlamaya devam ediyorlar. Hâlâ 33 silahsız erimizin Bingöl-Elazığ Karayolu'nda üzerlerine bin 700 mermi sıkıldıktan sonra nasıl öldürüldüğünü unutmadık; aileleri de unutmadılar. 2016'da Kayseri'de otobüs durağında, çarşı iznine çıkan Kayseri Hava İndirme Tugayı'ndaki 15 komandomuzun nasıl bombalanarak şehit edildiğini de unutmadık. Diyarbakır'ın Bağlar ilçesinde, hamile eşiyle birlikte semt pazarına alışverişe giden kahraman astsubayımızın nasıl arkadan kafasına kurşun sıkılarak şehit edildiğini de unutmadık.
Şimdi 1984’ten bu yana kahramanca verilen bir askeri mücadelede PKK, 1992'de başlayan alan hâkimiyetiyle mağlup edilmiş, 1999'da Öcalan'ın da yakalanmasıyla tamamen mağlup olmuşken; daha sonra AK Parti'nin iktidara gelmesiyle başlayan müzakerelerde tekrar dirilmiş, ancak hendek operasyonlarında güvenlik güçlerimizin büyük fedakârlığıyla yeniden yok edilmiş olan bu terör örgütüyle neden bugün bu noktaya gelindiğini Türk milletine anlatamıyorsunuz. Türkiye PKK'ya yenilmedi. Türkiye, PKK'yı defaatle yendi. Sadece Türkiye'de değil, Suriye'de de yendi; Pençe-Kilit operasyonlarıyla Irak'ta da yendi. Ve şimdi bu ahlaksızlar, Türkiye'yi yenmiş gibi konuşuyorlar.
Değerli basın mensupları, değerli Zafer Partililer,
Bu süreç karşısında Zafer Partisi olarak Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün bize bırakmış olduğu mirası, millî, üniter, laik Türkiye Cumhuriyeti'ni sonuna kadar kararlılıkla savunma çizgimizi ısrarla sürdüreceğiz. Ancak buradan bazı siyasi partilerin genel başkanlarına, özellikle de YENİ Parti Genel Başkanı Sayın Özgür Özel'e seslenmek istiyorum. Bugün artık karar günü. Siyasette herkes tarafını seçecek ve Türk halkının önüne seçtiği tarafla çıkacak.
Biz, başta ana muhalefet partisi olmak üzere muhalefetin bir blok olarak çerçeve yasaya ve yıkıcı, bölücü 'Terörsüz Türkiye' sürecine karşı durmasını tarihî bir devlet sorumluluğu olarak görüyoruz. Özgür Bey, Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu devletin tasfiyesine ortak olmayın. Zaten Öcalan komisyonuna oturarak, komisyonun çıkardığı rapora imza atarak işlerin bu noktaya gelmesine katkı sağladınız. Hem diyorsunuz ki biz muhalefet partisiyiz hem de Erdoğan'ın önümüzdeki seçimleri kazanma stratejisinin en önemli parçası olan Öcalan ve PKK'yla pazarlık sürecine ve bu sürecin sonucu olan yasaya 'evet' diyeceksiniz. Bu nasıl bir muhalefet olacak? Bu yasaya 'evet' demek, kirli referandum gecesi Yüksek Seçim Kurulu'nun önüne gelmemek demektir. Bu yasaya 'evet' demek, sığınmacılara vatandaşlık verilmesini onaylıyorum demektir. Bu yasaya 'evet' demek, 'Ben bu iktidarın gizli ortağıyım.' demektir. Onlarca CHP belediye başkanı zindandayken, yüzlerce partiliniz tutukluyken, Türk milletine 'Biz Türklerin demokratikleşmesi için bu yasaya evet diyoruz.' demeyin. Çünkü buna, Özgür Bey, kimse inanmaz.
Değerli Zafer Partililer ve değerli basın mensupları,
Ben buradan eski bir dostuma da seslenmek istiyorum. Sayın Tuğrul Türkeş'e de seslenmek istiyorum. Sayın Türkeş, Tuğrul Bey, babanız rahmetli Alparslan Türkeş'in kemiklerini sızlatmayacağınızdan eminim. Babanızın oğlu gibi davranacağınızdan eminim. Rahmetli Erbakan Hoca'nın oğlu Sayın Erbakan bu tasarıya 'hayır' derken ve referandum isterken, herhâlde Başbuğ Türkeş'in oğlu da bu yasaya 'evet' demeyecektir. Ve Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Sayın Erbakan'ı da kutluyorum. Babasının oğlu olduğunu göstermiştir. Tebrik ediyorum Sayın Erbakan sizi. Ve İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Müsavat Dervişoğlu başkanlığındaki İYİ Parti Meclis Grubu'na da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bu bölünme yasa tasarısına karşı verecekleri mücadelede başarılar diliyorum. Müsavat Başkan, Allah yardımcımız olsun.
Bütün İYİ Partili kardeşlerimi ve tabii Yeniden Refah Partili kardeşlerimi cumartesi günü saat 13.30'da Güvenpark'ta, gazilerimizi ellerimizde Türk bayraklarıyla ziyarete davet ediyorum. Ve yine unutmadan, 10 yaşından beri tanıdığım, kendisine de ağabey dediğim Sayın İlhan Kesici, partiniz bu yasaya evet diyormuş. Sizin 'evet' demeyeceğinizden eminim. Bütün bir hayatınızı, netice itibarıyla hangi partide olursanız olun, Türk milleti için yaşadınız. Bugün de o çizgiyi sürdüreceğinizden eminim. Daha birçok vatansever milletvekilinin de partisi ne olursa olsun, bu yasaya 'hayır' diyerek evlatlarına güzel bir miras bırakacağına inanıyorum.
Eline mikrofonu alıp açık açık, 'Suriye'de statü elde ettik, şimdi sırada Türkiye var.' diyen bölücü sözde siyasilere ve arkasında durdukları PKK terör örgütüne karşı Atatürk Cumhuriyeti'ni savunmak; bir yanda atalarımızın Cumhuriyet mirasına sahip çıkmak, diğer yanda bu mirası evlatlarımıza devretmek yükümlülüğüyle karşı karşıyayız. Zafer Partisi olarak bütün kadrolarımızla bu mücadeleyi vermeye devam edeceğiz. Ne mutlu Türk'üm diyene.”
Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Çerçeve yasayla birlikte Meclis'te bir de gazilere yönelik yasa var. Hem aynı anda verilmesini hem de gazilere yönelik yapılanları nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna verdiği yanıt: “Gazilerimizin sorunları ne yazık ki çözülmedi. Söylediğiniz gibi aynı anda getirilmesi de etik değildir, kabul edilemez. Gazilerimiz mali mücadele ya da ekonomik mücadele vermiyorlar; onlar var olma mücadelesi veriyorlar. Yanlarındayız.”
World Media Group (WMG) Haber Servisi
Gündem
Gündem
Gündem