CHP’ye Saldırı

Uğur Mumcu'ya göre Türkiye'deki derin devlet yapılanması, özellikle Soğuk Savaş döneminde NATO ve ABD stratejileri doğrultusunda şekillenmiş bir "Kontrgerilla" organizasyonudur. Mumcu, araştırmalarında bu yapının bağımsız bir milli güç olmadığını, aksine CIA ve Pentagon gibi dış merkezlerin güdümünde hareket ettiğini savunmuştur.

Mumcu'nun bu konudaki temel görüşleri şu noktalarda toplanmaktadır:

NATO ve Kontrgerilla Bağlantısı: Mumcu, Türkiye'deki Özel Harp Dairesi'nin (o dönemki adıyla Seferberlik Tetkik Kurulu) NATO'nun gizli operasyonel ağı olan Gladio'nun Türkiye şubesi olduğunu belirtmiştir.

Finansal ve Operasyonel Bağımlılık: Mumcu, bu yapıların ilk dönemlerdeki maaş ve ekipman giderlerinin doğrudan ABD tarafından karşılandığını, dolayısıyla bu kadroların Türkiye'nin milli çıkarlarından ziyade ABD istihbaratının (CIA) öncelikleri doğrultusunda kullanıldığını yazmıştır.

Siyasi Suikastlar ve Terör: 12 Mart ve 12 Eylül darbelerine giden süreçte yaşanan faili meçhul cinayetlerin ve toplumsal kaosun, bu derin yapı tarafından kurgulandığını savunmuştur. Mumcu'ya göre, bu eylemler Türkiye'yi ABD ekseninde tutmak ve toplumu dizayn etmek için gerçekleştirilmiştir.

İstihbarat İlişkileri: Mumcu, MİT ve CIA'nın bir dönem Ankara'da aynı binada altlı üstlü çalıştığını ve istihbarat paylaşımının ötesinde bir yönetim ilişkisi bulunduğunu vurgulayarak devlet içindeki yabancı nüfuzuna dikkat çekmiştir. Uğur Mumcu'nun bu yapıları deşifre eden araştırmaları ve istihbarat örgütleri arasındaki bağları ele alan  çalışmaları, 24 Ocak 1993'teki suikasta kurban gitmesinin başlıca nedenleri arasında gösterilmektedir. 

****

1990 – 2000 Yılları arasında son derece karanlık bir dönemden geçtik. AKP iktidarına zemin hazırlamak için; birçok aydın ve kanaat önderi suikaste uğradı. ABD’nin ılımlı islam projesine “dikensiz gül bahçesi” hazırlandı.

Bir dizi operasyon ve hazırlık ardından AKP iktidara taşındı. Ve çeyrek asır rahat şekilde ülkeyi yönetti. Ancak artık güç kaybetmeye başladı. Bu kez AKP’ye can suyu taşıma görevi kamuoyunda cumhuriyetçi ve Atatürkçü olarak bilinen isimlerden geldi.

İlker Başbuğ, Doğu Perinçek, Yılmaz Özdil, Hakan Bayrakçı, Erkan Petekkaya ve Levent Gültekin arasında doğrudan örgütsel ya da kurumsal bir bağ kanıtlanmış değil. Ancak kamuoyunda aynı tartışma eksenlerinde sık sık yan yana anılmalarının birkaç nedeni var: Özellikle 2010’lardan sonra Türkiye’deki siyasal rejim, laiklik, devlet yapısı, güvenlik bürokrasisi ve AKP iktidarı üzerine eleştirel ya da “ulusalcı/milliyetçi” çizgiye yakın açıklamalar yapmaları.  

Televizyon programları, YouTube yayınları ve m uhalif medya platformlarında görünür olmaları. “Ergenekon/Balyoz sonrası devletin dönüşümü”, FETÖ tartışmaları, muhalefetin yönü ve CHP siyaseti gibi başlıklarda benzer dönemsel pozisyonlar almaları. Seküler-milliyetçi kamuoyunda etkili olmuş medya figürleri olarak görülmeleri. Ama aynı siyasi çizgide olduklarını söylemek de tam doğru olmaz:

İlker Başbuğ daha çok devletçi/kemalist güvenlik perspektifiyle öne çıkar. Yılmaz Özdil sert kemalist-popüler muhalefet diliyle bilinir. Hakan Bayrakçı kamuoyu araştırmacısıdır; milliyetçi-ulusalcı seçmen analizleriyle tanınır.  Levent Gültekin ise zaman zaman liberal-demokrat, zaman zaman merkez milliyetçi çizgiye yaklaşan daha heterodoks bir pozisyondadır.  Erkan Petekkaya siyasi aktör değil; fakat bazı toplumsal ve siyasi çıkışları nedeniyle bu çevrelerle ilişkilendirilmiştir.

Kısacası ortak payda; “seküler-milliyetçi kamuoyu içinde görünür olmak”, mevcut iktidara veya Türkiye’deki siyasal dönüşüme dair eleştirel pozisyon almak ve medya etkisi yüksek figürler olmalarıdır.

Son dönemde bu isimlerin ortak hedefi Cumhuriyet Halk Partisi ve Genel Başkanı Özgür Özel. Bunun sebebi AKP’ye yönelik sert muhalefet olabilir mi?

Ancak bu ekibin son bir aydır yaptığı açıklamalar da beklenen etkiyi yapmadı.

****

AKP ve Genel Başkanının başka bir planı devreye alması gecikmedi

 CHP’den yargı yolu ile sıkıştırılarak AKP’ye transfer edilen “yerel yöneticiler” AKP oylarını daha da düşürürken, CHP’nin yükselişini ivmelendirmektedir. Bu durum AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan ve kurmaylarını yeni arayışlara yönlendirmiştir.

CHP içerisindeki desteği yüzde bir bile olmayan; Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi “Mutlak Butlan” ile hukuksuz şekilde partinin yönetimine atandı.  Polis marifetiyle de CHP Genel Merkezi tarumar edildi.

CHP Genel Başkanı Özel,  burada açıklama yaptı: “Meclis’e yürüyorum. Bundan sonra durmak yok. Kaybedenler geride kalsın. Daha önce de söyledim. Bu parti kurulduğunda bir genel merkez binası yoktu. Savaş meydanlarında askeri çadırların içinde kuruldu. O fikir öyle olgunlaştı. Meclis kurulduktan sonra da ilk genel merkezi Birinci Meclis’in içindeydi. Hala daha orada mevcut. Bize Cumhuriyet Halk Partisi’ni büyütmek için, iktidar yapmak için bina lazım değil. Bize yürek lazım, mücadele lazım. Bize Meclis’t eki odamız yeter. Mücadeleyi Birinci Meclis’te olduğu gibi Meclis’ten başlatıyoruz. Elbette partimizi geri alacağız. Elbette genel merkezimizi geri alacağız. Elbette baba ocağını geri alacağız. Ama o güne kadar da sokaktayız, meydandayız. Başımızı sokacak bir yer ararsak Meclis’tir. Benim Türkiye'de 83 tane makam odam var. Bunlardan bir tanesini bıraktık. Bir tanesi Meclis’te, 81 tane de ilde il başkanlığı var. Her bir ilde benim makam odam, makam masam var. Birini geride bıraktım. 82’sine doğru yürüyorum.”

CHP yüz yılı aşkın süredir mücadele ediyor. Kurtuluş Savaşı’nda yunan ordusu ve irticacılar yenemedi. Kuzey Atlantik Paktı ve onların içerideki darbecileri yenemedi. Son saldırıları da püskürtecek ve Ülkenin aydınlanması için mücadelesini sürdürecek. Kimse enseyi karartmasın.