Evet CHP Arınmalıdır !

Deniz Baykal ve Kemal Kılıçdaroğlu dönemlerinde CHP’nin “merkez sağdan isim transfer etmesi” Türkiye siyasetinde uzun süre tartışılan bir konu oldu. Bu transferlerin gerekçesi genellikle “CHP’yi merkez partiye dönüştürmek”, “sağ seçmenden oy almak” ve “ANAP–DYP tabanına açılmak” şeklinde savunuldu.

Baykal döneminde özellikle 1990’ların sonu ve 2000’lerde CHP’ye geçen bazı sağ kökenli isimler şunlardı: Mehmet Sevigen (merkez sağ ilişkileriyle bilinen isimlerden), Abdüllatif Şener (daha sonra CHP listelerinden milletvekili oldu) ve İlhan Kesici Baykal’ın sağcı aparatlarıydı.

Kılıçdaroğlu döneminde ise bu strateji daha görünür hale geldi. Özellikle 2010 sonrası CHP listelerinde eski AKP, ANAP, DYP ve merkez sağ gelenekten gelen isimler yer aldı: Bülent Kuşoğlu, Faik Öztrak, Mehmet Bekaroğlu, Abdullah Gül isminin 2018’de muhalefetin ortak adayı yapılması girişimi, Ekmelettin İhsanoğlu vakası, Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu ile kurulan Millet İttifakı işbirliği 2010’daki CHP kurultayı sonrası basında doğrudan “merkez sağ transfer” başlıkları kullanıldı; ANAP ve DYP kökenli isimlerin Parti Meclisi’ne alınması tartışma yarattı.

Baykal’ın çizgisi daha çok “ulusalcı- merkez sağ açılımı” olarak görülürken, Kılıçdaroğlu döneminde bu strateji “geniş muhalefet koalisyonu” modeline dönüştü. Özellikle 2018–2023 arasında CHP’nin kendi logosu yerine DEVA, Gelecek ve Saadet Partili isimleri listelerinden Meclis’e taşıması parti içinde ciddi tartışma yarattı.

Bu isimler CHP’yi ideolojisiz omurgasız bir noktaya sürüklerken; yine aynı isimlerin aday gösterdiği belediye başkanlarının yolsuzlukları sonrası AKP’ye kapağı atması ayrı bir vaka olarak günyüzüne çıktı.

Deniz Baykal ve Kemal Kılıçdaroğlu dönemlerinde CHP içinde “merkez sağa açılım” ve “sağ kökenli yerel siyasetçileri adaylaştırma” stratejisi sık görüldü. Bunun sonucu olarak bazı siyasiler zaman içinde AKP’ye geçti ya da AKP’ye yakın pozisyon aldı. Bu isimlerin başlıcaları; Savcı Sayan, Hulki Cevizoğlu, Mehmet Ali Çelebi gibi isimlerdi.

Özellikle Deniz Baykal ve Kemal Kılıçdaroğlu  zamanında partiye katılan ve kamuoyunda sık sık tartışılan örneklerden bazıları ise şu isimler.

Özlem Çerçioğlu
Aydın’da uzun süre CHP’li başkan olarak görev yaptı. Yerel siyasette pragmatik ve merkez sağ seçmene yakın çizgide görüldü. 2025’te AKP’ye geçtiği haberleri geniş yankı uyandırdı. Aileden Menderesçi olduğunu gizlemedi. Eşinin Jant fabrikası Jantsa ile ilgili akçeli işleri dolayısıyla; AKP yargısı tarafından sıkıştırılınca soluğu AKP’de aldı. Baykal ve Kılıçdaroğlu'nun prenseslerindendi. 

Burcu Köksal
CHP içindeki ulusalcı–merkez sağ çizgiyle ilişkilendirildi. 2026’da AKP’ye geçişi çok tartışıldı. Onun da eşiyle ilgili rüşvet iddiaları AKP medyasında uzun süre işlendi. Baykal ve Kılıçdaroğlu'nun prenseslerindendi. 

Umut Yılmaz : CHP’den seçilip daha sonra AKP’ye geçen yerel yöneticiler arasında anıldı.

Mustafa Güzel : CHP listesinden seçilip sonrasında AKP’ye katılan isimlerden biri olarak gündeme geldi.

Muhittin Böcek : Belediye salonlarını solculara vermeyen ancak akçeli – yolsuzluk konularında tüm sağcılarla iş yapan bu belediye başkanı da CHP’ye iftira kervanına katıldı ve hapis cezası ev hapsine çevrildi. Baykal ve Kılıçdaroğlu'nun prenslerindendi. 

Özkan Yalım konusuna hiç değinmiyorum. Magazin medyasına da çarşaf çarşaf haberini herkes izledi.

Baykal döneminde; CHP’nin “sağla temas kuran” bir çizgisi vardı. Kılıçdaroğlu döneminde ise bu durum daha sistematik hale geldi; eski ANAP, DYP, AKP ve muhafazakâr çevrelerden isimler CHP listelerinde daha görünür oldu.

Kılıçdaroğlu’nun “geniş ittifak” siyaseti kapsamında muhafazakâr ve sağ kökenli isimlerle yakın çalışması, parti tabanında “CHP sağcılaşıyor” eleştirilerine yol açtı. Buna karşılık destekleyenler ise bunun seçim kazanmak için gerekli olduğunu savundu.

Sonra ise bu isimler aslına rüc-u etti ve hepsi birer birer AKP’nin yolunu tuttu. Bu aparatların ortak özelliği; Amerikancı ve sağcı olmaları. Bu tekli geçişler AKP ve Erdoğan’ın beklediği toparlanmayı sağlamadı. Oyları yüzde 30 bandına takılı kaldı. CHP ise yüzde 40’lara dayandı. Başka bir operasyon gerekiyordu. “Mutlak Butlan” kartı ile CHP’yi  kaosa sürüklemek ve en güçlü rakibini yargı yoluyla mücadele edemez hale getirmek. Burada yine AKP’den Hatay Belediye Başkanıyken Kılıçdaroğlu tarafından partiye monte edilen Lütfü Savaş’ı anmadan geçmeyelim. Butlan davası onun eseri. Yine bir sağcı ve yine bir ihanet.

Evet CHP’de bir arınma gerekiyor. Baykal ve Kılıçdaroğlu’nun “sağcı artıklarından” arınan bir CHP’nin iktidar yolu açılır.

Deniz Baykal ve  Kemal Kılıçdaroğlu bugüne kadar Erdoğan’a hizmetleri sadece partiye sağcıları doldurmak değil tabi.  Deniz Baykal, yasaklı Erdoğan’ın önünü açarak onun bu günlere gelmesinde önemli paya sahip. Devamcısı Kılıçdaroğlu da bir dizi taktik ile Erdoğan’ın İktidarını sürdürmesini sağladı. Şimdi kronolojik olarak bunlara bakalım.

- 2014 Türkçeyi doğru dürüst konuşamayan, adını sanını kimsenin bilmediği Ekmeleddin İhsanoğlu’nu CHP adayı diye Erdoğan’ın karşısına çıkarması.!

- 2015 Davutoğlu ile 35-40 gün sözde koalisyon görüşmesi yapıp, sonra “bize içeride koalisyon teklif edilmedi” demesi.!

- 2016 “anayasaya aykırı ama evet diyeceğiz” fiyaskosu.!

- 2017 mühürsüz pusula referandumu gecesi ortalıktan kaybolması, gıkını çıkarmaması.!

- 2018 “gel bakalım Muharrem” diyerek adayını itibarsızlaştırıp, örgütün İnce’nin arkasında durmaması, yalnız bırakılması.!

- 2018 tüm uyarılara rağmen sandıklardan ıslak imzalı tutanakların toplatamaması, toplatmaması.!

- 2023 Erdoğan mağdur olmasın diye adaylığına itiraz etmeyeceğiz gafleti.!

- 2023 Kazanamayacak aday olduğunu bile bile, adaylık da ısrar etmesi.!

kazanma olasılığı daha yüksek adayların önünü kesmesi.!

- 2023 AKPye geçeceği tahmin edilen siyasal islamcıları kendi partilileri yerine meclise sokması.!

 

- 2023 Seçimden önce “ben Kemal geliyorum” deyip, yenilgisinden sonra “ben Kemal gidiyorum” diyememesi.!

- 2024 partisindeki genç, yeni, dinamik yönetimin arkasında durmaması..!

Kılıçdaroğlu’nun kaybettiği seçimler yetmedi, birkaç seçim daha kaybetmesi, birkaç seçimi daha iktidara kazandırması gerekiyor. Nasıl olsa yaşı daha genç, 79. Aşağıda KK’nın kaybettiği seçimler var. Yine girsin yine kaybedecek, bunu herkes biliyor. Şimdi bu seçimlere bir gözatalım.

* 2009 İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi

* 2010 Anayasa Referandumu (“Hayır” cephesi)

* 2011 Genel Seçimi

* 2014 Yerel Seçimleri

* 2014 Cumhurbaşkanlığı Seçimi (Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adaylığı)

* 7 Haziran 2015 Genel Seçimi

* 1 Kasım 2015 Erken Genel Seçimi

* 2017 Anayasa Referandumu

* 2018 Genel Seçimi

* 2018 Cumhurbaşkanlığı Seçimi (Muharrem İnce’nin adaylığı)

* 2023 Cumhurbaşkanlığı Seçimi 1. tur

* 2023 Cumhurbaşkanlığı Seçimi 2. tur

* 2023 CHP Kurultayı (Özgür Özel’e karşı)

Evet kaybetmeye doymayan bir kişilik ile karşı karşıyayız. Şimdi kaybedeceği son savaşa giriyor. Bütün muhaliflere de kaybettirmek için geliyor.

Bu süreç 10 yıl önce “FETÖ darbesi” ile benzer özellikler taşıyor. ABD,  kullanışlı AKP iktidarının ömrünü uzatmak için; kendi aparatlarını sahaya sürmüş ve süreçten AKP on yıl daha iktidar ile ödüllendirilerek güçlenerek çıkmıştı. FETÖ ise kendini imha etmişti.

Şimdi de CHP’de yüzde 1 bile etkisi olmayan; Kılıçdaroğlu takımını öne sürüyor.  Bu takımda kendini imha edecek ancak AKP’ye bir on yıl daha cansuyu taşıyacak mı ? Göreceğiz.

Bu oyunu bir tek birleşik muhalefet kitlelerinin  direnci kırabilir. Bu direnç harekete geçmiş görünüyor. AKP yargısı ve CHP'nin içerisinde henüz AKP'ye geçmemiş aparatların desteğiyle alınan "mutlak butlan" kararı, karanlık bir döneme girdiğimizin işareti. Ancak "Karanlığın en yoğun olduğu dönem, şafağın en yakın olduğu dönemdir."

Tarih saraya sığınanları değil mücadele edenleri yazar.  Yüz yıl önce Ulu Önder Atatürk’ü yazdığı gibi.

Haber Analiz