İBB davasında Ekrem İmamoğlu çıkışı

'Mutlak Butlan' sonrası İBB davasının ilk haftası sona erdi.'Mutlak Butlan' kararı, kurultay tartışmaları... Muhittin Böcek'ten 3. etkin pişmanlık ifadesi... İBB davasında Ekrem İmamoğlu çıkışı...

18:31:23 | 2026-06-04

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu dahil 68’i tutuklu 414 sanıklı davanın ilk duruşmasına, 45’inci günde devam ediliyor. Duruşma başlamadan önce Ekrem İmamoğlu, mahkeme başkanına seslendi ve usule ilişkin talebi olacağını söyledi. Duruşmaya, İmamoğlu’nun arkadaşı tutuklu iş insanı Hüseyin Köksal’ın avukatının savunmasıyla başlandı.

Hüseyin Köksal’ın avukatı Burak İnce, suçlama konusu yapılan ihalelerle ilgili somut delillerin olmadığını söyledi. Yapıldığı iddia edilen toplantıların gerçekleşmediğinin delilleriyle sabit olduğunu söyleyen Avukat İnce, müvekkilinin örgüte üye olduğuna dair dosyada delil bulunmadığına da dikkat çekti.

İmamoğlu tutukluluk incelemelerinin haftalık yapılmasını istedi

Ekrem İmamoğlu Avukat İnce’nin savunması sonrası söz aldı. İmamoğlu, dün savunma sırasında bayılmak üzere olan Kültür A.Ş.’nin genel müdür yardımcısı Erdinç Çolak’ı hatırlattı. İmamoğlu, aylık tutukluluk incelemesinin mahkemenin takdirinde olduğunu söyledi ve incelemelerin haftalık da yapılabileceğini belirtti.

İmamoğlu, savunmaları alındıktan bir ay sonra tahliye edilen Iraz Bayrak ve Orhan Gazi Erdoğan’dan bahsetti ve “Neden bir ay daha beklediniz, neden bir ay daha fazla yatırdınız bu insanları, neye göre yaptınız bunu? Bu mahkemenin üzerinde kimsenin bir eli olamaz, olmamalı” diye isyan etti.

İmamoğlu’nun konuşmasının tamamı şöyle: “Sayın Başkan, sayın heyet, 

Bugünkü duruşmayla aslında bu haftayı tamamlayacağız. Üç aydır bu salonda birbirimizin gözlerine bakıyoruz ve açıkçası siz bize, biz size; önümüzdeki kürsüye gelip kendini anlatmaya çalışan, ifade veren çok sayıda tutuklu sanık arkadaşımız oldu. Soruşturma süreçlerine dair pek çok sıra dışı, gerçekten hukuk dışı olayı, ‘bu da mı yaşanır?’ diye düşündüğümüz birçok süreci yaşadık. Üzüldük ve çok zor anlar geçiren arkadaşlarımız oldu. Bizler de o anları yaşayarak aslında aynı psikolojiye büründüğümüzü hepimiz biliyoruz. Bunu siz de çok iyi biliyorsunuz.

Gerçekten apaçık bir zulüm ve zulmün getirdiği dramla çok sayıda arkadaşımız yüzleşti ve yüzleşmeye devam ediyor. Tabii dram aynı zamanda mağduriyeti de en yüksek seviyeye taşıyor, bu da bir gerçek. Ben sizin de heyetçe çok üst seviyede duyguyla bu sürece tanıklık ettiğinizi hissediyorum.

Sayın başkan, elbette siz burada prensiplerinizle ya da yargı kurallarına göre süreci yönetme tarzına sahipsiniz. Elbette bize de buna saygı duymak düşer. Ancak bizim de fikirlerimiz var ve bizim de hukukçularımızdan aldığımız bilgiler ya da onların size aktardığı birtakım hususlar üzerinde taleplerimiz var.

Ben hukukçu değilim. Buna da sizlerin saygı duymanız gerektiğini düşünüyorum. Zira burada 15 ayını doldurmuş ve ilk defa bugün, dün söz alan insanlar var. Tam 15 ay sonra ilk defa kendini ifade edebilen insanlar var. Ve böyle bir yargılama sürecinin Türkiye tarihinde çok az olduğunu düşünüyorum. İçerik açısından, handikaplarıyla birlikte belki de tarihte ilk olarak yaşandı ve yaşanıyor.

Bu manada insanların koymuş olduğunuz birtakım kurallara dair ciddi itirazları var. Örneğin bir aylık tutukluluk inceleme kuralı koydunuz. Bu kuralı değiştirmek veya esnetmek de sizin noktanızda. Yani bu kuralı bu şekilde uygulayacağım demek kadar değiştirmek ve esnetmek de sizin takdirinizde. Onun için bir ayı iki haftaya indirebilirsiniz, anlık bile karar verebilirsiniz diye düşünüyorum. Ve bunu bir talep olarak da size iletiyorum, istirham ediyorum.

Bakınız dün burada sağlık sorunu yaşandı. Belki hafife aldığımız bir arkadaşımızdı. Aldığımız diyorum, sizi kastetmiyorum. Arkadaşımla ben aylardır aynı hapishanede yan yana avukat görüşü yapıyoruz ve o arkadaşımın sayısını bile söylemekten hicap edeceğim kadar stentli olduğunu, kalp operasyonu geçirdiğini, hipertansiyonu olduğunu biliyorum. Ve her defasında sağlığını soruyorum. Gün geçmiyor ki karşılaşmıyoruz. Burada yine yığıldığını görmek hepimize çok acı bir durum hissettirdi.

O manada iki dudağınızın arasındaki bazı uygulamaların yapılmaması artık başka hiç kimseyi değil, doğrudan sizi ve sayın heyetinizi bağlar.

Ve birçok haklı talep tabii ki yedi-sekiz ay iddianame çıkana kadar iddia makamını ilgilendiriyordu. Tepeden tırnağa iddia makamına yönelik en vahşi, en düşük seviyede delile dayanan ve birçok insanın şahitliğinde burada ifade edilen itirazlarımız var. Bunu siz de biliyorsunuz. Ve bazen burada dinlerken kendimi tutamadığım, belki yapmamam gereken haykırışlar da yaptım. Bu insani bir şey.

Ama artık yedi ay bitmek üzere. Şimdi siz yönetiyorsunuz sayın başkan, sayın heyet. Dolayısıyla daha önceki yedi-sekiz ayda tek bir kişinin bile, bakınız tek bir kişinin bile tahliye edilmemiş olması da tarihî bir durumdur. Kasıtlıdır ve gerçekten acıdır. Çünkü isminin bir yerde geçmediği insan mı desek, birçok aile ferdinin burada niçin tutulduğunu anlamamak mı desek, inanın bu çok can yakan bir husus.

Ama artık yedi aydır sizin yönetiminizde sayın başkan. Ve yedi aydır günler taksimetre gibi sizin önünüzde işliyor. Ve bu algının ne size, ne yüce Türk yargısına, ne de bize hiçbir faydası yok. Bundan kim haz alabilir, bundan kim mutlu olabilir bilmiyorum. Ve böyle bir insanı, böyle bir yaratığı tanımlayamam.

O manada sıfır tahliye yaşadık. Şimdi böyle bir süreç yaşarken etrafımızda dönen olaylara da bakıyoruz ister istemez. Sayın başkan, bir kısmıyla biz komşuluk da yapıyoruz. Altın rafinerisi deniyor, manşetler atılıyor, gazeteler yazıyor çiziyor. Sekiz yüz-dokuz yüz yıl istenen örgüt suçlamalarıyla insanlar serbest. İddianame çıkmadan serbest kalsınlar, zaten tutuksuz yargılansınlar istiyoruz. Malum televizyon kanalının sahipleri veya eski sahibinin yakınları serbest kalsınlar.

Ve nasıl manşetler atıldı. Günlerce, aylarca büyük bir şey bulunmuş gibi sunuldu. Sonra adli kontrolle serbest bırakıldılar. Sakın eleştirdiğimi düşünmeyin. Tutukluluğun ne olduğunu iyi biliyoruz. Emin olun hiç kimsenin bir gün bile yaşamasını istemem. Tutuklu yargılanma diye bir kavramın asla doğru olmadığını düşünüyorum.

Peki bizim iddianamemiz çıktı ve gerçekten üç aydır da buradayız. Sizin huzurunuzda arkadaşlarım her gün çıkıyor ifade veriyor. Ve elinizin enteresan bir şekilde bütün bu olanlara rağmen çok sıkı olduğunu görüyoruz.

Avukatlar pek çok isim verdi, yine veriyorlar. ‘İnfazları tamamlanan 12-13 kişi var aramızda’ diyorlar. Ben hukukçu değilim sayın başkan, sayın heyet. İnfaz nedir onu da bilmiyorum. Her terimi dönüp soruyorum. Ama 12-13 arkadaşımızın burada infazı tamamlanmış; ceza alsa dahi yatacağı süreden fazla tutuklu kalmış arkadaşlarımız var.

Ve bu insanların serbest kalmamasını, yani bir milletvekili diyelim, belediye başkanı diyelim veya başka bir şey diyelim; ben anlayamıyorum, kavramlandıramıyorum sayın başkan, sayın heyet.

Değerli Başkanım, Allah aşkına ben açıklayamadım kendime. Biraz Bayrak niye burada yattı, açıklayamadım sayın başkan. Bakınız eleştiriyorum çünkü içim yanıyor. Göz göze bakarak söylüyorum. Hissettiğinizi hissediyorum.

Orhan Erdoğan niye burada tutuklu kaldı? Ben bugün bile bin insana sorsam tutuklu kalmasına içim el vermez. Bakınız burada yığılan arkadaşımızın burada durması ya da sürüklene sürüklene günlerce, haftalarca buraya taşıdığımız başka bir arkadaşımızın geçen tutukluluk incelemesinde bırakılması…

Buradaki hanımefendilerin her birine ben bu devletin hazinesini emanet ederim. Bu kadar net söylüyorum.

Bu manada sürecin çok uzadığını, insanların çok canının yandığını, toplumun canının yandığını, yargıya dair insanlardaki algının daha da kötüleştiğini düşünüyorum.

Gerçekten birçok sorunun yanıtı yok. Her celse sanki bir bakiye yaratılıyor ve sonraki celseye bırakıyoruz. Bu beni çok üzüyor.

Beni üzüyor çünkü sayın başkan, başkalarını konuşmak diye beni eleştirdiniz ama lütfen eleştirmeyin. Beni örgüt lideri diye yazdı bu iddianame. Burada anlatılanların yüzde doksanına ilk kez şahit oldum. Yüzde doksanında iddianamenin bir tek sayfasını dahi çevirip okumadım, okumaya da niyetim yok. Avukatlardan dinliyorum. Onlar okuyorlar iddianameyi. Burada sanıklar çıkıyor, anlatıyor. Burada öğrendiğim her konu bana bağlı çünkü bu iddianamede.”

Sinan Sepetçi’nin savunması

“Etkin pişmanlık” ifadelerini, savcılıkta baskı altında kaldığı gerekçesiyle reddeden iş insanı Murat Kapki’nin muhasebecisi Sinan Sepetçi’nin savunmasına geçildi.

Sepetçi, “Ben hala neye savunma yapacağımı bilemiyorum. kendimi ifade edecek ne bir hakim, ne bir savcı bulamadım. Kendimi ifade ederken kimi zaman telefonuyla uğraşan, kimi zaman kafasını kaldırıp yüzüme bakmayanlar tutukluluk devam kararı verdi” dedi.

Sepetçi devamında şunları belirtti:

“Gözaltına alındığımda oğlum Mustafa Kemal’in birinci yaş günüydü. Ben evlatlarımdan ayrı kalmayı hak edecek hiçbir şey yapmadım, yapmadığım gibi buna ilişkin bir delil de yok. Bana çocuğumun ilk adımlarını parmaklıklar ardından izlettiler, empati kurabilir misiniz? Eşim aylardır kar, kış, yağmur demeden hem çocuklarımla ilgilendi hem ziyaretime geldi. Bugün eşim yine gelemedi, çünkü oğlum Mustafa Kemal’in ateşi çıkmış. Geçtiğimiz günlerde ayağı sakatlanmıştı. Bu kadın kendine mi baksın, çocuklara mı baksın? Ailem bakıma muhtaç hale düştü, bir sürü borcumuz var. Ben birilerinin ‘Sinan bu işleri organize ederdi’ demesiyle tutuklu yargılanıyorum.”

İtirafçı ifadeleriyle tutuklu olduğuna dikkat çeken Sinan Sepetçi, “Tek bir yerden maaş alan, iki çocuğuna bir çatı katı dairede bakmaya çalışan, yıllardır kredi kartları ve kredilerle hayatını idame ettirmeye çalışan, sebepsiz hiçbir zenginleşmesi olmayan, alt soyu, üst soyu ve yakın arkadaşları üzerinde mal varlığı edinmeyen, para saklamayan, ülkenin zor, ekonomik koşullarında ayakta kalmaya çalışan benim bu kürsüde olmamı ve yaklaşık 13 aydır tutuklu olmamı ben kabullenemiyorum” dedi.

Sepetçi, devamında şunları söyledi:

“Ben tutuklandığım güne kadar oğlum Mustafa Kemal’i her gece türkü söyleyerek uyuturdum. Ben içeri girdikten sonra ise geceleri o türküleri söyleyemediğim için oğlum uyumadı. Ben kızım üç yaşına gelene kadar, yani ben içeri girene kadar, hep yanındaydım. Ama sonrasında bayramda başımızı öne eğip buruklukla yaşamak zorunda kaldık. Siz bizleri ayırdınız. Ne yaptığınızın farkında mısınız acaba? Biz burada cezaevindeki günlerle yaşamaya çalışıyoruz. Bu çocuklara bunu yapmayın lütfen. Çocuklarımıza bunu yapmayın. Kimseye de yapmayın. Sadece adil olun, adaletli olun.”

“İddianamede yazan isnatlara dair bir somut delil yok”

Sinan Sepetçi’nin avukatı İbrahim Burak Eskici savunmasında, “İnanın, hukuk hiçbir dönemde bu kadar yoğun şekilde tartışılmamıştı” ifadelerini kullandı.

Avukat Eskici, “Yazmış olduğunuz tutukluluk gerekçeleri Ceza Muhakemesi Kanunu’na aykırılık teşkil etmektedir. İddianamede yazan isnatlara dair bir somut delil yok. Bir suçtan soruşturma başlatıyorsanız ve buradan dava açmıyorsanız kovuşturmaya yer yok kararı vermeniz gerekir” dedi.

Yavuz Saltık’ın savunması

Muhtarlık İşleri Daire Başkanı Yavuz Saltık’ın savunmasına geçildi. Saltık, Kemal Kılıçdaroğlu’nun “CHP’de arınma” sözlerine atıf yaptı ve ”Biz kimsenin başını öne eğdirecek insanlar değiliz. Arınacak, temizlenecek bir suçumuz yoktur” dedi.

Saltık, “Ben hak ihlallerine karşı bir aktivistim. Tutuklu olmasaydım, Filistin’e yardım götüren Sumud filosunda olurdum. Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı dönemimden suçlanıyorum. İnsan onurunu esas alan bütüncül bir sosyal hizmet modelini hayata geçirmeye çalıştık” ifadelerini kullandı.

Saltık devamında, “İstanbul Büyükşehir Belediyesi yoksullukla ciddi mücadele etti. Kadın ve çocuklar başta olmak üzere kırılgan gruplara karşı hizmet, temel önceliklerimizden oldu. İnsanları yardıma bağımlı kılmak değil, onları güçlendirerek kendi ayakları üzerinde durabilecekleri bir yaşam kurmalarının amaçlanması gerektiğine inandık” diye belirtti.

Yavuz Saltık, tutukluluğunun üçüncü ayında görüşüne tanımadığı bir avukatın geldiğini anlattı.

Saltık, “Ağrı Doğubeyazıt’a yardım götürmüştük. Bot verdiğimiz kızlardan biri çöp toplama işçisinin kızıymış. Avukata git ona benim yerime sarıl demiş” dedi. Saltık ve sanık sıralarında oturan isimler gözyaşları döktü.

Mustafa Karaoğlu’nun savunması

Yavuz Saltık ve avukatlarının ardından İBB Basın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanlığı Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Karaoğlu, “ihaleye fesat karıştırma” suçlamasına karşı savunma yapmak için kürsüye geldi. Karaoğlu, 2002 yılından bu yana devlet memuru olarak görev yaptığını belirtti. Bir dönem uzman çavuş olarak görev yaptığını, 13 aydır süren tutukluluğunun kendisini ve ailesini derinden üzdüğünü anlatan Karaoğlu, Fesat karıştırıldığını iddia edilen ihalelerin tanıtım ve organizasyon işleri olduğunu söyledi. Karaoğlu, “Bahse konu 6 eylem, 6 ihale varmış gibi çoğaltılmıştır” dedi.

Karaoğlu, şöyle devam etti:

“Fesat karıştırıldığı iddia edilen ihaleler, tanıtım ve organizasyon ihaleleridir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin İstanbul genelinde yıllardır yapılan, gelenekselleşmiş olan milli bayramlar, özel gün kutlamaları; örnek verecek olursak 19 MAYIS Gençlik ve Spor Bayramı, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 30 Ağustos Zafer Bayramı, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı ve diğer özel gün etkinlikleri, açılışları, tanıtımlarıdır. Bu ihalelere ait teknik ve idari şartnameler geçmişten geldiği gibi aynı şekilde ya da gerekli olduğu durumlarda nevi, adedi, özelliği gibi ufak tefek eklemeler ya da çıkarmalar yapılarak devam ettirilmiştir. Geçmiş yıllarda yapılan ihalelere bakıldığında o ihalelerin de kısmi teklife açılmadığı mal ve hizmet alımlarının birlikte yapıldığı görülecektir.” 

World Media Group (WMG) Haber Servisi




ETİKET :   ibb-durusma-bugun

Tümü
G-E326TP51F5