"İmamoğlu Buradan Çıkacak, Cumhurbaşkanı Olacak"
CHP Lideri Özgür Özel: “Ekrem İmamoğlu Buradan Çıkacak, Cumhurbaşkanı Olacaktır, İki Sene Sonra Bunu Yayınlarsınız”
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Silivri Dayanışma Merkezinde gerçekleştirilen Grup Toplantısında konuştu. Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “Değerli milletvekillerimiz, grubumuza Türkiye’nin dört bir yanından katılan kıymetli il başkanlarımız, yöneticilerimiz, üyelerimiz burada İstanbul il ve ilçe örgütlerimizle, belediye başkanlarımızla birlikte parti tarihinde ilk kez bir cezaevinin hemen yanında grup toplantısı gerçekleştiriyoruz. Hepimiz birbirimize ‘Hoş geldiniz’ diyoruz. Ama inanın bugün ülkenin kurucu partisini, son genel seçimlerin ana muhalefet partisini, son yerel seçimlerini birinci partisini, o gün birinci parti olduktan beri 47 yıl sonra hiçbir şekilde bu pozisyonunu kaybetmeyen ve hiç şüphe yok ki yapılacak ilk seçimlerde yeniden Türkiye’nin birinci partisi olup iktidara gelecek olan Cumhuriyet Halk Partisi’ni bugün burada bu toplantıyı yapmaya mecbur bırakan AK Parti’nin kara düzenine yazıklar olsun” dedi. Özel, şunları söyledi:
“KRİZİ SİYASİ MENFAATİ İÇİN FIRSATA ÇEVİRMEYE ÇALIŞAN BİR YÖNETİM VAR”
“Dünyanın ve bölgemizin kritik bir eşikten geçtiği günlerdeyiz. Böyle bir ortamda ülkemiz dış tehditlerle karşı karşıyayken, devletiyle - milletiyle kenetlenerek en güçlü halde olması gereken bir dönemden geçerken, ne yazık ki bu sorumluluktan uzak olan, dünyada yaşanan kriz dönemini kendi siyasi menfaati için fırsata çevirmeye çalışan, kendi siyasi tükenmişliğine engel olmak için buradan bir fırsat çıkarmaya çalışan bir yönetim anlayışıyla, bir iktidarla, iktidarın kişiselleştirilmiş ve bir kişinin varlığını memleketin tüm çıkarlarına feda edebilecek anlayışıyla karşı karşıyayız. O yüzden Cumhuriyet tarihinde ilk kez Meclis Grup toplantımızı bir cezaevinin hemen yanı başında yapmak durumundayız. Ancak hem bir mücadeleyi sürdürüyor olmanın kararlılığı, hem haklı olmanın gururu, hem haklı olmanın yarattığı psikolojik üstünlük, hem de dünden itibaren yaşadıklarımızın tamamıyla burada hep birlikte dimdik ayakta kararlılıkla durmanın, birileri ve onların atadıkları tarafından yargılamanın değil; bir kara düzeni yargılamanın, bir devri kapatıp, yeni bir devri açmanın ve bugün sanık sandalyesinde gösterilmeye çalışanların aslında bu milletin bir faniyi layık görebileceği en üst yetkide olacağı yarınları müjdelemenin gurur içindeyiz.”
“CEZAEVİNE 700-800 METRE UZAKTA, DURUŞMA ARASINDA BİRLİKTEYİZ”
“Öncelikle bir mekan olarak nerede, bir coğrafya olarak nerelerde olduğumuzu milletimize anlatmak isterim. Burası Türk siyasi tarihinde haksız tutuklamalarla, hukuksuz yargılamalarla geçen ve kumpas davalarıyla sembolleşen Silivri Cezaevi’ne 700-800 metre uzaklıkta kurulan Silivri Dayanışma Merkezi’dir. Şu anda tarihimizin en büyük siyasi davalarından birisi olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasında ikinci gün görülen duruşmanın arasında burada hep birlikteyiz. Bugün burada hiç şüphe yok ki tarih tekerrür etmektedir. Türkiye, bu cezaevini Ergenekon, Balyoz ve nice kumpas davalarıyla tanımıştı. Adalet ve Kalkınma Partisi Fetullahçı terör örgütüyle kol kola girerek, bu ülkenin askerlerini, aydınlarını, gazetecilerini, siyasetçilerini burada yargılamış, cezalandırmış, hapse koymuş ve o dönem bu yapılanların tamamını büyük bir kararlılıkla sahiplenmişti.”
“AF DİLENİR AMA AKILLANMAN, TEKRARINDAN KAÇMAN LAZIM”
“Zaman geçti, tarih iki taraftan birini haklı çıkardı. O gün yargılananlar cezaevlerinden alnı açık, başı dik olarak çıktılar. Kimi iki kez, üç kez ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırılmıştı. Yani idam kaldırılmamış olsa AK Parti’nin kara düzeni Fetullahçı terör örgütüyle birlikte ülkenin Genelkurmay Başkanı’nı iki sefer asacaktı. Ülkenin seçilmiş milletvekillerini; MHP’den, Cumhuriyet Halk Partisi’nden seçilmiş milletvekillerini ikişer, üçer kez asacaktı. Ülkenin bilim insanlarını, akademisyenlerini, gazetecilerini asacaktı. Ordunun şanlı, şerefli generallerini, amirallerini, albaylarını asacaktı. Sonradan bütün delillerin üretilmiş olduğu, kazıda çıkanın bile önceden kendilerince gömülmüş olduğu, dijital delillerin değiştirilmiş olduğu ortaya çıkacaktı. Ama o günlerde Recep Tayyip Erdoğan ‘Ben bu davanın savcısıyım’ diyordu. O davanın savcısının altına zırhlı Mercedes’ini, kendi Mercedes’ini veriyordu. Yere göğe koyamıyorlardı. Birlikte futbol oynuyorlardı. Muteberdi. Her şeyi o yapıyordu, hukukun üstünlüğünü değil; üstünlerin hukukunu, Tayyip Erdoğan’ın hukukunu o temsil ediyordu. Sonra o şımarttıkları o güç zehirlenmesiyle kendisine karşı da darbeye girişti. O gün güya aklı başına ilişti. Ellerini FETÖ sabunuyla yıkadı. Bir kenara geçti, ‘Rabbim ve milletim beni affetsin’ dedi. Affetmek Allah’a mahsustur. Bu milletin yüce gönlünden af dilenir. Ama af dilediysen, bu affa layık olman için uslanman lazım, akıllanman lazım, tekrarından kaçman lazım. O gününün yargı aparatları sıçan gibi kaçtılar yurtdışına, kaçamayanlar hala daha cezaevinde. Ama onları birebir sahiplenenler, istedikleri her yetkiyle donatanlar, maddi ve manevi her imkanı onlara sağlayanlar bugün aynı pozisyonda, aynı hataların tekrarıyla tarihin tekerrürüyle meşguller. Bunun içindeler.”
“MÜCADELEDE DE VARIZ, İKTİDAR YÜRÜYÜŞÜNDEN DE VAZGEÇMEYİZ”
“O gün zırhlı araç verenler bir savcıya… Diğerlerinde yok, neden onda var en pahalı araç? Ona verenler bugün yeni bakan yaptığı, Cumhuriyet Başsavcısına tadilatına 47 milyon lira verdikleri villa tahsis ettiler. Öyle bir ayrıcalıklı hal. Kendisi başsavcı, HSK’dan istediği savcıyı ve hakimi uzaklaştırıp, istediğini getirebilen bir kudretteydi. Şimdi o HSK’nın bir de başına geçti. Öyle şeyler oluyor ki bir davada üç hakim, kararı ikiye bir veriyorlar. Bunların işine gelmeyen, onlarla bir oy vermeyeni buradan Gaziantep’e, Samsun’a, Kahramanmaraş’a, Türkiye’deki dokuz farklı ile sürdüler. Ya da burada ‘Tutuksuz yargılama esastır’ diyerek, mahkemedeki tutuklama talebine ‘Tutuksuz yargılama esastır’ deyip, ev hapsi verenleri, tutuksuz yargılama veren hakimleri düşünün ki Ağır Ceza Mahkemesi’nden İcra ve İflas Mahkemesi’ne gönderdiler. ‘Sen bundan sonra ağır cezaya bakmayacaksın. İcra davalarına bakacaksın’ dediler. İşte aşkın yetkilerle, olmaz yetkilerle devletin tepesinden kayrılmayla, özel görev vermekle, onun adına gelip siyasi operasyon yürütmekle görevlendirilen birinin başlattığı bir sürecin içinde buradayız. Bizi bu çadıra getiren nedir? Arkadaşlarımızı millet hizmetle yetkilendirmişken, onlar iftira atan süreç nedir? Bunları görmek, bunun bilincinde olarak hem burada haklılığımızı savunmak, hem de bizi burada meşgul edip, yarıştan ve mücadeleden düşüreceklerini, iktidar yürüyüşümüzü sekteye uğratabileceklerini düşünenlere karşı biz mücadelede de varız, iktidar yürüyüşünden de vazgeçmeyiz. Bu kararlılığı vurgulamaya geldik bugün.”
“CUMHURİYET’İ NASIL KURDUYSAK BUNU DA BAŞARACAĞIZ”
“Bu kararlılık bugün içeride de vurgulanmıştır, burada da vurgulanacaktır. Yarın örgütümüz tarafından 81 ilde, 973 ilçede sokak sokak, hane hane tüm vatandaşlara hissettirilecektir. Sadece bizi iktidar yürüyüşünden almaya çalışanların oyununa gelip, bu dava ile meşgul olup, onların istediği gibi iktidar yürüyüşünden vazgeçersek onlar kazanır. ‘Yok, biz iktidar yürüyüşüyle meşgulüz.’ Sanki Türkiye’de bağımsız yargı varmış gibi arkadaşlarımızı bu vicdansızların, insafsızların eline bırakır, yalnız bırakırsak da onlar kazanır. Peki nasıl yapacağız? Hiçbir imkan yokken, hastalıklar almış yürümüşken, bir tek çivi yokken, atacak bir tek kurşun yokken, yedi düvele karşı kuşatmayı nasıl kırdıysak, işgali nasıl yendiysek, vatanı nasıl kurtardıysak, Cumhuriyet’i nasıl kurduysak onu da yapacağız, bunu da başaracağız. İşte arkadaşlar bu parti milletvekilleriyle, Parti Meclisi üyeleriyle, en yeni kaydolmuş üyesiyle, ilçe ve il başkanlarıyla, Genel Başkanı’yla, Cumhurbaşkanı adayıyla ne mücadeleden; ne bu saldırgan, haksız, hukuksuz mücadeleye direnmekten; ne de iktidara yürümekten vazgeçmeyecek. Kimse bizi alıkoyamayacak.”
“YİNE ‘TUĞLA GİBİ İDDİANAME’ VE ‘GİZLİ TANIKLARIMIZ VAR’ DİYORLAR”
“Şimdi gelelim işin somut, en net ve en suçüstü yapan bazı detaylarına. Ergenekon ve Balyoz döneminde kimler vardı? Poyraz, Deniz, Dokuz, Efe. Kim bunlar? Bunlar gizli tanıklardı arkadaşlar. Bunlar ‘Gördüm’, ‘Oradaydım’, ‘Biliyorum’, ‘Söylüyorum’, ‘Ama yüzümü gizliyorum’ diyen; aslında var olmayan, yani bir evin bahçesini kazıp da oraya gömdükleri silahları ‘Ben gömdüm. Kemalist subaylar gördü, ben onları görmüştüm, yüzümü gizleyin’ deyip kumpaslarını gerekçelendiren, güya tanıklandıran işe o dönemin FETÖ’cü savcıları, Poyraz’ı, Deniz’i, Dokuz’u ve Efe’yi alet etmişlerdi. Sonradan bunların bir kısmının hiç olmadığı, bir kısmının ruh hastası, sapık, manyak bir takım suçlular olduğu, ‘Seni içeriden kurtarırız ama bizim gizli tanığımız olacaksın’ dendiği ortaya çıktı. Bunların az kısmı firarda. Büyük kısmı hapiste şu anda bu gizli tanıkların. Şimdi bugün ne var? O gün bu gizli tanıklar olduğu gibi bu gizli tanıkların ifadeleriyle oluşturulmuş iddianame var. O iddianameye FETÖ’cü savcılar çıkmazdan bir gün önce ne demişti? ‘Tuğla gibi iddianame yazdık, bakalım ne diyecekler?’ Bu iddianame çıkmazdan bir gün önce bütün gazetelere ne yazdırdılar, savcıları ne dedi? ‘Tuğla gibi iddianamemiz var. Arkasındayız’ dediler. O iddianamede; FETÖ’cülerin ‘Tuğla gibidir’ dediği, gizli tanığa dayandırdıkları iddianamede Kuddusi Okkır’a ‘örgüt kasası’ dediler. Cenazesini Silivri Belediyesi kaldırdı. Allah gani gani rahmet eylesin. Ali Tatar’a ‘suikastçı’ dediler, beylik tabancasıyla kendi canına kıydı. Amirallere suikast meselesinin FETÖ’nün kağıt üzerindeki bir uydurma iftirası olduğu kendileri tarafından kabul edildi. İlker Başbuğ’a, ülkenin Genelkurmay Başkanı’na ‘terörist’ dediler. Yıllarca onuruyla yattı. Başı dik çıktı. Kurulan kumpası o deşifre etti. Türkan Saylan’a ‘ajan’ dediler. İlhan Selçuk’a ‘darbeci’ dediler. Mustafa Balbay’a, Mehmet Haberal’a, Tuncay Özkan’a ‘darbeye karıştı’ deyip müebbet hapis verdiler. Sonunda o tuğla gibi iddianame bomboş bir peçete gibi ortaya çıktı. O bomboş iddianamenin arkasında duranlar hain, iftiracılar çıktı. Arkasında duranlar ‘Vallahi milletim beni affetsin, ben de kandırıldım’ dedi. Aklınca işin içinden çıktı. Şimdi Ekrem İmamoğlu’na ve arkadaşlarımıza yazılan iddianameye ‘tuğla gibi’ diyorlar. İfadelere ‘Gizli tanıklarımız var. Onlara güveniyoruz’ diyorlar.”
“BUGÜN AYNI SANDALYEDE OTURAN, EKREM İMAMOĞLU’DUR”
“Ve Ekrem İmamoğlu. Dün başlayan duruşmada bugüne kadar milletin vicdanında masumiyetine inanma oranı yüzde 60. Bu davanın siyasi olduğuna inanlar yüzde 60. ‘Hayır, her şey hukukidir’ diyenler yüzde 25. Yüzde 15 ‘Fikrim yok’ ya da ‘Korkarım, fikrimi söyleyemem’ noktasında iken dün yargılama evresi başlamıştır. Bu mahkeme nasıl yürüyecektir, savcı ne isteyecektir, hakim ne verecektir hep beraber göreceğiz. Ama merak etmediğim, emin olduğum, namusumla kefil olduğum bir şey var ki Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarımız bu milletin vicdanında beraat edecektir. Siyasi kumpaslar Ergenekon’la, Balyoz’la, Askeri Casusluk’la, bir dizi kumpas davasıyla sınırlı değildi. Halkın seçtiği Başbakan Adnan Menderes’i de darbeciler yargıladı bu ülkede, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra Bülent Ecevit de Süleyman Demirel de Necmettin Erbakan da Alparslan Türkeş de yargılandı. Kendini milletin üstünde görenler onları sanık yaptılar. Ama sonunda yine milletin yanında duranlar kazandılar. Kumpaslar bozuldu. Darbeler püskürtüldü. O gün yargılananlar ülkeye Başbakan oldular, Cumhurbaşkanı oldular. İşte bugün aynı sandalyede oturan isim Ekrem İmamoğlu’dur. Eğer idam cezası olsa idam edecek kadar cezanın yüz katını Ekrem İmamoğlu’na istemektedirler. Buradan söylüyorum. Büyük bir özgüvenle söylüyorum. Bugün için değil, iki sene sonra caps olsun diye söylüyorum. Ekrem İmamoğlu buradan çıkacak. Bu ülkeye Cumhurbaşkanı olacaktır. O gün yayınlarsınız.”
“ONLARA BİR ZEKERİYA ÖZ DAHA LAZIMDI”
“Her darbenin bir hikayesi vardır. Bizim hikayemiz, bu salondakilerin hikayesi, yan salonda yargılananların hikayesi, 2023 yılında 28 Mayıs günü son seçimi kaybedip de bir daha seçim kaybetmemeye ant içenlerin iktidara yürüyüş hikayesidir. Kaybetmeyi unutanların, kaybetmemeye ant içenlerin, kaybetmek üzere bir daha siyaset yapmayı artık vatana ihanet görenlerin yürüyüşü, partiyi 47 yıl sonra girdiği yerel seçimde birinci parti yapmış, İstanbul’da, Türkiye’de çok büyük bir başarıyı elde etmiş ve kendini yenilmez gören, kazandığı her seçimi ‘Geçmişimi ibra ettim, yarına dönük her yetkiyi elime aldım’ diyen ve kendisindeki yetkiyi demokratik, anayasal, yasal, sınırlı ve denetlenebilir değil; hesap sorulamaz, tövbe hâşâ ilahi yetkiler gibi gören bir anlayışa karşı ilk kez kazanılmış, onlara ilk kez yenilgi tattırılmış. Kimyaları bozulmuş, ne yapacaklarını şaşırmışlardır. Hesap vermeyeceklerini düşünerek iktidarda olanlar, beytülmalı tamamen kendine ait sananlar, milletin nafakasını bile böyle yukarıdan bakıp küçük, küçük, küçük dağıtıp; aslan payını kendine, yandaşına ayıranlar bir yanda milletin geleceğine el koyduğunu görünce; hesap verme korkusuyla, muhalefete düşünce sanki normal bir seçim kaybedilmiş, ‘Biz devir teslim yapamayız, biz öyle bir iktidar olmadık. Biz öyle bir iktidar görmedik. Bundan sonrası varlık- yokluk mücadelesidir. İktidarı devredemeyiz. Devretmemek için her şeyi ama her şeyi yapacağız’ anlayışına bürünmüşlerdir. İşte o zaman bir kez daha geçmiş pratiklerine döndüler. Onlara bir Zekeriya Öz daha lazımdı. Yıllarca mahkeme mahkeme gezdirdikleri, adaleti katlettirdikleri, sonra siyasetle ödüllendirdikleri birini alıp tekrar İstanbul’a bir başsavcı olarak getirdiler. Ve bunu kaybettikleri seçimden sadece yedi ay sonra, altı ay 28 gün sonra yaptılar. O süreçte Cumhuriyet Halk Partisi’nin hem özgüvenini, hem alçak gönüllülüğünü, kadrolarının hem başarısını - liyakatini, hem de milletin içinde oluşunu ve dolayısıyla görülmedik bir siyasi üstünlüğü başka türlü alt edemeyeceklerini gördüler. Bütün planları bunun üzerine kurdular.”
“NEYE NİYETLENDİKLERİNİ ÇOKTAN GÖRMÜŞTÜK”
“Önce 30 Ekim 2024 günü Türkiye’nin en büyük ilçesinde Ahmet Özer’i gözaltına alıp Esenyurt’a kayyım tarayarak ilk provayı yaptılar, ilk düğmeyi kendilerince böyle iliştirdiler. Milletin gırtlağına da ilk düğümü burada attılar. Sonrasında Beşiktaş ile devam edip, esas olarak bir yandan 20 yıl öncesinden Ekrem İmamoğlu’nun siyaset öncesi döneminden daire sattığı kişileri çağırıp, açıktan para verdiysen şuraya imza atarsan bunu bunu yaparsan deyip, toplumda geçmiş zamanlarda 20-25 yıl önce en normal alışveriş biçimlerinden, Ekrem Başkan’a bir suç icat etmeye çalıştılar. Hepsinden elleri boş döndüler. Ama o kadar kararlıydılar ki; AK Parti döneminde belediyede çalışmış, Ekrem Başkan’la da çalışmış, halen çalışan, arkadaşlarımızın liyakatli buldukları, görevini yaptığını gözlükleri, bertaraf etmedikleri, bir kenara atmadıkları, bir kenara atmadıkları AK Parti döneminin bürokratlarını, halen çalışan, çağırıp savcılıkta ‘Talimat yukarıdan, bunlara bu iftirayı atacaksın’ dediklerinde o namuslu insanlar gelip bunu Ekrem Başkan’a söylediğinde neye niyetlendiklerini çoktan görmüştük. Belediyeden, yaptığı hırsızlıktan ya da bir kadına karşı terbiyesiz bir tavrından atılmış bir namussuzu ‘Gel’ deyip başsavcı odalarında ağırlayıp, ‘Seni atmışlar, intikam almak ister misin?’ diyerek ‘Şu ifadeyi verirsen, şunu yaparsan, seni şurada işe de sokarsak, şu kadar borcunu kaparsak.’ Olmadık davalardan kaç yerde birden Yargıtay’da davası bekleyen olmadık hırsızları, uğursuzları çeteleri çağırıp savcı odalarına… Ya Atatürk bunların görevinin başına Cumhuriyet koymuş, Cumhuriyet koymuş görevinin başına. Savcı odalarına gelip ‘Haydi onu söylersen ben bu işi hallederim, oradaki mahkemeni de ben çözerim, hepsini birden hallederim’lerle arayışların içine girdiler.”
“BİR YERDEN KUMANDA EDİLİYORSA NASIL HUKUKİ OLACAK?”
“Öyle bir noktaya geldi ki bir yandan 18 Mart günü film değil bu, şaka değil hey. Öyle geçmiş sefer FETÖ’nün yaptığı işleri oturup öven, yazan şimdi de iktidara müzahir köşelerinde namuslu arkadaşlarımıza yapılan benzer kumpasa yine arkadan destek çıkanlara söylüyorum. Bir otur düşün be adam. Bir yanda bir diploma, 35 sene önce başvurulmuş, 31 sene önce alınmış. Yüzlerce kişiyle birlikte alınmış. Bir yanda o diploma. Ne işi başsavcının ya? Üniversiteye yazıyor, yazdın Bir daha yazıyor, yazdın. Yine yazıyor diyor ki ‘Acele et. Hemen karar ver. İptal et. Yoksa bu resmi durumlara -parantez içi- YSK dahil verebilir.’ YSK ne zaman diploma istiyor? Muhtardan istiyor mu? Milletvekilinden istiyor mu? Belediye başkanından istiyor mu? YSK sadece Cumhurbaşkanı adaylığında istiyor. Düşünün ki bir başsavcı, tarafsız bir savcı ne ile meşgul? 35 yıl önceden bir diploma bulmuş, ‘İptal et’ bunu diye bastırıyor, ‘Cumhurbaşkanı adayı olmasın’ diye parantez içinde yazıyor. 18’inde iptal etmediği için istifaya zorlanan işletme fakültesi dekanı ve toplanmayan 19’unda toplansa doğru kararı kendilerince kumpas kararı vermeyeceğini gördükleri işletme fakültesi yerine; 18 Mart akşamı kendi atadıkları, hatta profesörlüğü tartışmalı, hileli olan birisini başkanlık ettirdikleri heyete diplomayı iptal ettiriyorlar. Bakın bu bir iş değil mi? Başka bir iş. İdari bir işlem. Ertesi sabah altıda binlerce polisle Ekrem İmamoğlu’na gelip bu sefer yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet suçlamaları için geliyorlar. Eş zamanlı, aynı anda, tek elden yönetilen iki farklı, üç farklı, beş farklı, yedi farklı her birinde gizlilik olan soruşturma olur mu kardeşim? Bu bir yerden kumanda ediliyorsa bu nasıl hukuki olacak? Bir dava bir yerden yürür, bir dava bir yerden yürür. O bir şeyini sorar. Böyle bir elin bütün kuklaları yönettiği gibi. Bütün savcılar aynı anda, bütün hakimler aynı anda, polis aynı anda, üniversite rektörü aynı anda, üniversite yönetim kurulu aynı anda koordine ediliyorsa böyle, bu koordine eden elin sahibi siyasi değil mi? Maksat siyasi değil mi? Peki yapılan bunların hepsi iftira, bu yapılanlar haysiyet cellatlığı, biri Cumhurbaşkanı kalsın diye bu kadar kul hakkına girmek neredeki Müslümanlığa sığıyor? Ramazan mübarek günde biriniz söyleyin be adam.”
“TAYYİP’TEN DEĞİL ALLAH’TAN KORKAN…”
“Bana Tayyip’ten korkan değil, Allah’tan korkan, vicdan sahibi AK Partililerin, MHP’lilerin feraseti bir tek lazım, feraseti. Onlara güveniyorum. Nasıl 31 Mart 2019’da biz seçimi yenip de ‘13 bin farkla İstanbul’u ona mı vereceğiz?’ deyip gidip de mazbatayı iptal ettiklerinde, 13 bin farkı 45 günde İstanbul’daki namuslu, hak yenmesinden itirazı olan, ‘Kul hakkına girmeyelim’ diyen 806 bin İstanbullu adaletin bozduğu teraziyi dengeye getirdiyse, bugün de onlara güveniyorum, onlara. Ve soruyorum: Mart’tan beri Nisan’dan bugüne 12 ay boyunca ne TGRT’si, ne A Haber’i dünya kadar yandaş kanalları ve tüm kanallara pompaladıkları aparatlarıyla ne yalanlar attılar. Vicdanına, insafına sığındığım bu ülkenin güzel insanları. Bir yıldır dediler ki ‘560 milyar yolsuzluk.’ 560 kuruş bulamadılar, iddianameye tek kanıt yazamadılar. Duruşmanın başlayacağı gün, üç yandaş gazete, biri ‘30 milyarın hesabını verecek’ diyor, biri 40 diyor, biri 43 diyor. Üç gazete bile ayrı rakam yazıyor. En yüksek olanı bile iddianın 10’da birini yazıyor. Binde biri bile iddianamede yok. Peki ‘560 milyar’ diye tepinenler şimdi ne söylüyor biliyor musun? ‘Öyle duymuştuk, iddianameden çıkmadı.’ ‘Bin 200 cep telefonu dağıtıldı’ dediler, ‘Birini ispatlayın Genel Başkanlığı bırakacağım’ dedim. Birini. Ekrem Başkan da ‘Cumhurbaşkanı adaylığını bırakacağım’ dedi. İddianameye bir cep telefonu girmedi. Öyle ki ‘Çantaların içinde para taşıyor’ dediler. Özgür Başkan gösterdi, jammer çıktı. İddianamede ‘Çantalarda jammer vardı’ diye ifade var. Öbür taraftan Ekrem Başkan’ın lüks arabalarını gösterdiler. MHP’li milletvekilinin çıktı. MHP’nin seçmenine söylüyorum. ‘Ekrem Başkanın’ dediler. Şimdi o haysiyet cellatlıklarını aylarca söyleyenler, ‘Ben de savcılıktan bilgi almıştım, beni de yanıltmışlar’ deyip kenara çıkmaya çalışıyorlar. Biri ‘İBB’de parkelerin altından 2 milyon dolar para çıktı, görüntüsü var’ diyordu. İddianamede çıkmadı, soruldu. ‘Her zaman da doğru söylenmez, bazen de yalan atılır’ dedi. Öbürü Ekrem İmamoğlu ve beş arkadaşımızın bir toplantıda olduğunu, aralarında para sayarken görüntüleri olduğunu söylediler. İddianamede yer almadı, ‘Ben de öyle duymuştum duyduğumu anlattım. Ne yapayım?’ diye söyledi. ‘Gaziosmanpaşa Belediyesi’nin kasası çıktı’ dediler. Ben dedim ‘Belediyede kasa olmaz.’ AK Partili belediye başkanı koymuş. İçinden dolar çıkarken gösterdiler, ‘Bizim belediyede dolar olmaz’ dedik. Arama tutanağından ‘Belediyenin mührü var’ çıktı. TRT’ye sorduk, ‘Dolar görüntüsü nereden çıktı?’ ‘Elimizde gerçek görüntü yoktu, stoktan kullandık. Şansınıza dolarlı görüntü çıktı’ dediler.”
“ELLERİNDE İFTİRALARDAN BAŞKA BİR ŞEY KALMADI”
“Gizli tanıkların, ‘Öyle duydum, öyle gördüm, öyle sanıyorum’ diye anlattıkları iftiralardan başka hiçbir şey kalmadı ellerinde. Biraz önce söyledim, nasıl gizli tanık arıyorlar. AK Parti döneminden kalmış bürokrata çirkin teklifte bulunuyorlar. İşten çıkmış namussuza kendi ahlaki kusurlarından çıkanlara teklifte bulunuyorlar. Ya da daha önce suç işlemiş, Yargıtay aşamasında olanları ‘Kurtarırız’ diye teklifte bulunuyorlar. İşte o tekliflere ‘evet’ diyen üç tane vardı. Bunlardan en azılıları 19 Mart’ın en uzun gizli tanık beyanını veren Meşe’ydi. Ekrem Başkanı ve birçok arkadaşımız Meşe’nin ifadeleri ile, bunları da gazetelerine birinci sayfadan basarak, televizyonlarında geceler boyu üstünde tepinerek Ekrem Başkan ve arkadaşlarımızı gizli tanık Meşe‘ni ifadeleriyle tutukladılar. Bir yıl boyunca buradalar. Ta Ekim ayının sonuna doğru, ortasına doğru iddianame çıktı, bir baktık Meşe yok. Ya Meşe nasıl olmaz? Meşe’nin dedikleri yoksa Meşe‘ye dayanan tutukluluklar ne olacak? Bir avukat arkadaş birkaç saat içerisinde buldu. Meşe’nin ifadesini buldu. İçindeki cümleyi yapıştırdı metinde arattı. Ve İlke diye yeni bir gizli tanıkla karşılaştı. İlke Meşe’nin anlattıklarının aynısını, cümlenin düşüklüğü ile, zabıt katibinin noktalama hatası da dahil olmak üzere, birebir aynı ifadeleri koymuşlar. Altına Meşe değil, İlke diye imza attırmışlar. Meşe’ye ne olmuş? Meşe‘ye söz vermişler ‘Senin cezanı düşüreceğiz. Şunu şunu sağlayacağız’ demişler. Meşe bu dedikleri olmayınca tırmanmış Çağlayan Adliyesi’ne yedinci kata girememiş sinirlenmiş, delirmiş. Nihayetinde gizli tanıklıktan çekilmiş. Meşe‘nin söylediği sözle tutuklananlar için Meşe gidince ne yapacağız? ‘Meşe’ye güvenemeyiz kafayı sıyırdı. Çıkar burada da olur olmaz söyler.’ Birebir aynı ifadeleri İlke diye bir gizli tanığa. Buradan ülkenin bütün vicdanlı vatandaşlarına anlatıyorum. Bir dinleyin yahu. Tiyatro oyunu olur, tiyatroda birinin söyleyeceği söz vardır. Bu tiyatro oyununu A oyuncusu oynar, hastalanırsa B oyuncusu oynar. Sinemada bir rolü beş yıl önce aynı eseri bir oyuncu oynar, beş yıl sonra başka bir oyuncu oynar. Futbolda bir taktik vardır kafada tasarlanan. O taktiğe göre oyuncu oynar. Kötü oynarsa değiştirirsin. Tiyatroda oyuncu değişikliği olur, sinemada oyuncu değişikliği olur, futbolda olur. Peki yargıda şahit değişikliği olur mu? Bir meseleyi gören birisi, ki Meşe gibi ‘Baskı altında verdim ifademi. Kandım da verdim ifademi. Aldatıldım’ dedikten sonra aynı ifadeyi verecek biri bulunup konulursa, peki ya bu bir gün senin evladına yapılırsa? Bu sana, eşine yapılırsa? Senin babana anana yapılırsa bu haysiyet cellatlığı? ‘Olsun, devletimin gizli tanık değiştirme hakkı vardır’ mı diyeceğiz? Gizli tanık değiştirme diye bir hak yoktur. Gizli tanığın ifadeleri birebir değiştirilmişse, orada bir ifade değil yazılmış yalan bir metin vardır, başka hiçbir şey yoktur. Bu yüzden ‘Biz Silivri’ye gidiyoruz, yargılanmaya değil yargılamaya gidiyoruz’ derken bunu söylüyordum. ‘Yapmadık’ desinler. ‘Ekrem İmamoğlu‘nu Meşe’yle tutukladık ama Meşe‘yi elden kaçırdık, İlke ile yargılıyoruz. Aynı ifadeyi İlke’ye söyletmedik’ desinler. Anlatım bozukluğu bile aynı, hatası bile aynı. ‘Buradan kopyaladık, buraya yapıştırmadık’ desinler. İşte buradayım, bizi mahcup etsinler. ‘Yarın mahkeme canlı yayınlansın’ derken biz bunları bildiğimiz için, millet bunları görsün istediğimiz için, o taraftakinin iddia değil, iftira olduğuna bu taraftakinin de Ağrı Dağı kadar hakikat olduğuna güvendiğimiz için söylüyoruz.”
“TÖVBELER OLSUN; TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR VERİYOR”
“Gelelim dün başlayan davaya. Dava bir yıldır bekleniyor değil mi? Diyorlar ki ‘Biz 200 sanığa dört günde iddianame yazmışız.’ Tayyip Bey bir ayda iddianame bekliyordu. Diyordu ki ‘Ey Özgür Efendi bir aya iddianame çıkar, insan içine çıkamayacaksınız ve birbirinizin yüzüne bakamayacaksınız. Bunlar eşlerinin gözlerine bakamayacaklar.’ Niye diyordu? Niye? Bir; iddianameden bunlar çıkacak önümüze dökülecek ve biz ezileceğiz sanıyordu. Ben dökülmeyeceğini bildiğim için, iftira olduğunu bildiğim için bir yıldır dimdik duruyorum. İnsan bugün mahcup olma, ezilmek ve rezil olmak pahasına 11 ay direnmez. Bugün haklı çıkacağını biliyorsa 11 aydır ayakta durur. Ama 11 aydır bir şeyi biliyorduk. Ali Mahir Başarır biliyordu. Gökhan Günaydın biliyordu. Dilek Hanım’a söyleniyordu. Özgür Başkan her yerde duyuyordu. Nuri Arslan ‘Böyle konuşuluyor’ diyordu. ‘Bu dava ya bire düşer, ya 40’a.’ Tercümesi şu; kanunumuza göre bir dava aynı Ağır Ceza Mahkemelerinden tesadüfen birine düşüyor. Kurayla, tesadüfen. 41 Ağır Ceza Mahkemesi var. Önce Aziz İhsan Aktaş davası bire düştü. Dediler ki ‘Bu dava kesin 40’ta.’ Bu dava da 40’a düştü. 41 Ağır Ceza’dan söylenen Ağır Ceza’ya düşme ihtimali yüzde 2,4. Bu ihtimal, bir yıldır söylenen bu ihtimal gerçekleşti. Yani savcıyı Tayyip Erdoğan orada görevlendirdi. Tarafsız, bağımsız, tövbeler olsun Türk milleti adına karar veren güya savcı. Eğer Akın Gürlek Türk milleti adına iddianame yazıyorsa vallahi ben bundan tövbe ederim. Allah hepimizi böyle bir iftiradan korusun. Bir savcı, adında ‘Cumhuriyet’ olan bir savcı, bir yıl boyunca bunları yapacak. Sonra bu dava, bir yıldır konuşulan mahkemeye düşecek. Yetmez, 40’ıncı Ağır Ceza’nın başında biri var. Bu çok konuşulan hakim var. Bütün iftiraların atıldığı, örneğin Ekrem İmamoğlu’nun arabalarını söyleyen, cep telefonunu söyleyen, her şeyi yayan, ‘Bir uçak var İmamoğlu’nun’ yalanını atan… Sonra uçak AK Partilinin çıkacak. ‘İmamoğlu’na kiralamıştı’ diyecek, sonra adam diyecek ki ‘İmamoğlu’nu hiç sevmem. Ben Reisçiyim. Hayatta vermedim’ diyecek. Bunları yazan bir internet sitesi, bunların operasyon internet sitesi; Son TV. Ağustos ayında kararnameler çıkarken 40’ın hakimini övüyor, ‘Yanındaki ekip arkadaşı çok başarılı, onu da 35’e yolladık’ diyor. Yere göğe sığdıramadığı 40’ın hakimi, o sitenin övdüğü… O site, tüm arkadaşlarımıza… Hani Tayyip Bey diyordu da baltayı taşa vurdular ya. ‘Eşlerinin gözüne bakamayacaklar.’ Ne yalan vardı? O hepinizin duyduğu, söyleyenlerin utanmadığı, tamamının iftira ve şantaj ürünü olduğu çıktığı, şu kadarıyla Ekrem Başkan’ın ve arkadaşlarımızın ilgisinin olmadığı o işleri o siteye yazdırıyorlardı. İşte o sitenin övdüğü hakim… O hakim tek değil, orada heyet var. O heyettekilere güvenemiyorlar dışarıdan iki arkadaş daha atıyorlar.”
“ONA GÖRE BULUNDU O İKİSİ VE GELDİ 40’INCI MAHKEMEYE”
“Dün üç kişi yargılamaya başlayacak. Düşünün ya, Türkiye siyasi tarihinin en zor üç davasından biridir. 100 yıllık tarihinin. En karmaşık iddianamesidir. Ne beklersin? Çok tecrübeli bir hakim, çok tecrübeli bir heyet. Eskiden bir kere birinci sınıf olmak için 10 yıl olacak filan. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne hakim olabilmek, ona başkan olabilmek için Anadolu’da destanlar yazacaksın. Her kararın onanacak. En iyi şekilde terfilerle başka şehre, büyükşehre, en son İstanbul’a en tepeye. Millet adına adalet dağıtmaya. Koydukları hakim birinci sınıf olmak için avukatlık yaptığı sürenin üçte ikisi eklenerek 10 yılı geçip birinci sınıf oluyor. Hakimlikteki süresi değil. Akın Gürlek’le bir kararlar kurmuş yıllarca yan yana. Bütün kurduğu kararlar, Anayasa Mahkemesi’nden oy birliği ile ‘Hak ihlali’ diye söyleniyor, önemli kararlar. Örneğin Allah rahmet eylesin Sırrı Süreyya Önder. Akın Gürlek’in aldığı ve 15’te 15 bozulan karar. Birinci sınıfa ayrılma şahsı AYM kararını bozmayacak. Berbat kararlar., AİHM kararları, hepsi bozulmuş. Hep birlikte takılmışlar. Bu beyefendi orada bütün acziyetiyle dururken yanında da iki üye var. İki sene önce bugün mahkemedeki o iki üyeye… Demin dedik ya ‘Çok tecrübeli olmalı, başarılı olmalı. İstanbul’a nasıl geldi?’ diye. O iki üye iki sene önce bugün ‘Ne yapıyorsun?’ diyenlere ‘Hakimlik ve savcılık sınavına hazırlanıyorum’ ya da ‘Sınavı kazandım, kuramı bekliyorum’ diyorlardı. Bir yıl 9 aydır hakim olan. kurayla bir yıl 9 aydır görevde olan iki arkadaş. Normalde onların Anadolu’nun bir yerlerinde başarılı kararlar için çalışıyor olmaları lazımken Türkiye'nin en önemli davasındalar. Dün üçü orada, toplam kıdem 11 yıl. Kürsüdeki kıdem 11 yıl. Hele o ikisi. O ikisi birden doğru karar verse, örneğin ‘Bu iddianame saçma’ dese, ‘Ben buna ikna olmadım’ dese ikiye bir değişir. Ona göre bulundu o ikisi, geldi 40’ın başına ve dava verildi o 40’ıncı mahkemeye.”
“BUNU ADNAN MENDERES’E DİYORLARDI”
“İşte bu arkadaşlar, dün yargılama yapmak üzere geldiler. Dakika 1, ne yapıyor biliyor musunuz? Adnan Menderes’e Yassı Ada’da ne yapılıyorsa aklınca… Bakın iddianameye ‘tuğla gibi’ demekten tutun da gizli tanığa yalan konuşturmaya kadar, FETÖ’nün bütün kumpaslarını yapanlar, mahkemeye şöyle başlıyor. Ekrem İmamoğlu’na; 15,5 milyon kişinin Cumhurbaşkanı adaylığı için oy attığı, 25,5 milyon kişinin tutuksuz yargılansın diye imza attığı, İstanbullunun üç kez üst üste büyükşehir belediye başkanı seçtiği, Tayyip Bey’in bugüne kadar hiç yenemediği, milletin gönlünün en tepesindeki kişiye ‘Sanık Ekrem, otur yerine’ diyor. Bunu Adnan Menderes’e diyorlardı, ‘Sanık Adnan, otur yerine’ diye. ‘Ben söz vermezsem konuşamazsın’ diyor, söz isteyince de kafasını başka yerlere çeviriyor. Uğraşıyor ki kavga çıksın. Ama karşısında dimdik bir iradeyi görünce de ne yapacağını şaşırıyor. Dün içeride yaptığı bütün hataları söyledik. Bugün tamamını telafi ederek başlıyor. Bakın bu mahkemeye verdiğin hakimde böyle bırak soru işareti, soru işaretinin ucundaki noktadaki bir zerre mürekkep kadar eksiklik olmayacak ki diyeceğiz ki ‘Adil yargılanıyoruz.’ Dün böyle geliyordu. Geliyor, efeleniyor salona. Ceket çıkarıp atıyor, cübbeyi orada giyiyor. Ekrem Başkan’a ‘Sanık Ekrem’ diyor. Söz isteyince ‘Ben düşündüm, nisan ayının ortasında konuşursun’ diyor. ‘106’ncı sırada konuşursun’ diyor. ‘Ya usule yönelik sözüm var’ diyor. ‘O gün anlat’ diyor. ‘İlk benim konuşmam lazım, son değil.’ ‘Dinlemeyeceğim seni’ diyor. Reddi hakim talebini sulandırıyor falan.”
“ŞOV YAPMADI, TARİHİ BİR KONUŞMA YAPTI”
“Bugün cübbeyi içerde giymiş beyefendi. Dört kere da bakmış, ‘Oldu mu?’ diye. Kürsüye cübbeyle çıkıyor bugün. İki, geliyor oraya ve Ekrem Başkan ‘Konuşacağım’ deyince önce yine ‘Konuşturmam, burayı ben yönetiyorum’ diyor. Bugün kapanmadan önce dün isteyip de vermediği, bugünkü gazetelerin, canım benim Takvim; ‘Şov yapacaktı, hakim izin vermedi.’ Şov yapmadı ama tarihe geçecek bir konuşma yaptı. Bal gibi de izin verdi. Naber? Takvim, kuyruğunu tramvay kesmişten kahraman yaratan Takvim. Ekrem İmamoğlu şov yapacakmış, hakim izin vermemiş, konuşturmamış. Ben deyince demiş. Bugün Ekrem İmamoğlu o sözü sökü söke almış. Tarihe geçecek bir ifade yapmış. Devletin gücüyle, Tayyip Erdoğan’ın gücüyle, elinde haksız yere bulundurulan kamu gücünün kötü kullanılmasıyla bize efelik yapanlara, bize kabaranlara şunu söylüyoruz: Kimsenin değil milletin gücüyle, ahlaki üstünlükle, psikolojik üstünlükle, çoğunluğun enerjisiyle, devleti karşımıza dikenlere milletin gücünü göstere göstere konuşuyoruz. Göstere göstere.”
“SEN HAKİME TOKAT ATMA SUÇUNDAN CEZASI OLAN BİRİSİN”
“Onlarca milletvekilinin bulunduğu salonu zorla boşalttırmaya çalışacak kadar şuursuzca ve sonunda da yapamayacağı bir işe kalkışan da milletin bir sonraki Cumhurbaşkanlığına 25,5 milyon imza attığı Ekrem Başkan’a ‘Otur deyince oturacaksın, kalk deyince kalkacaksın, sen 45 gün sonra konuşacaksın’ diyenin şimdi bugün ayağı suya ermiş görünüyor. Devam edeceğiz. Orada olacağız. Hakkımızı savunacağız. Ha dün ben bu açıklamanın bir benzerini yaptım. Daha kalacağım yere varmadan hakkımda soruşturma açmış. Neden? Söylediğim söz; ‘Etkisiz, kifayetsiz, liyakatsiz’ demişim diye, hakaret. Madde diyor ki ‘Hakaretten soruşturma açtım.’ Öbür maddesi ‘Alenen yaptı, 1/6 artış isterim.’ Üçüncü maddesi, ‘Kamu görevlisine yaptı. Efendim alt sınırı 1 yıla çekerim. Bilmem ne oldu şunu yaparım.’ Bir fıkrayı atlamış. Fıkrada ne yazıyor biliyor musunuz? İspat hakkı. ‘Suçlanan kişi, bunları ispat ederse ceza veremezsin’ diyor. Hodri meydan. Liyakatliler mi liyakatsizler mi? Becerikliler mi beceriksizler mi? Onu mahkemede ispatlamayan ne olsun? Hodri meydan. Sen karşıma, sen benim Cumhurbaşkanı adayımın, kardeşimin, kardeşlerimin geleceğine karar vermek üzere 1 yıl sekiz aylık hakimleri koyup, kurayla da o mahkemeye düşürüp, haysiyet cellatlığı yapacaksın. Ben de çıkacağım dışarıda ‘Mahkemeyi takip ettik. Adaletin yerini bulması bekliyorum’ diyeceğim, öyle mi? Bir de diyor ki efendim hakime karşı böyle küfür mü ettik? Liyakatsiz dedik, beceriksiz dedik. Bu yapılmazmış. Kim diyor bunu? Recep Tayyip Erdoğan’ın medyası. Köşe yazarları. Bilmem nesi. Bakın yıl 1989. Beyoğlu İlçe Belediye Başkanlığı seçimi. Yüzde 23 oy almış Recep Tayyip Erdoğan. Yüzde 29 oyla seçimi kazanmış rakibi. Recep Tayyip Erdoğan, ilçe seçim kurulunu basar. Hakime dünya kadar hakaret eder. Kravatından tutar, tokat atar. Bu hakim şikayetçi olur. Emniyet Müdürlüğü’ne gidilir. Emniyet Müdürlüğü’nden o dönem avukat olarak yanında olan, sonra üç dönem milletvekilliği yapacak Zeyid Aslan oradan kaçırır. Sonra alınır, getirilir. Bir hafta hakime tokat atma suçundan, yedi gün hapishanede yatar. 500 bin lira kefaletle serbest kalır. Mahkeme sonucunda mahkum olur. 6 ay hapis cezası alır. Ceza, para cezasına çevrilir. Sen Türkiye Cumhuriyeti’nin hakimini kravatından tutup, küfür edip, tokat attığı kesinleşmiş mahkeme kararıyla ve kefalet, para cezasında uzlaşıp, bu suçu kabul edip, ödeyip hapisten çıkarak, hakkında kesinleşmiş karar var hakime tokat atma suçundan. Karşıma getirdiği hakime şöyle iki kelimeyle uzaktan böyle yapmışım. Bana ceza verecekmiş. Hadi be oradan.”
“PROVOKASYONA GELMEYECEĞİZ”
“İddianamelerine güvenmiyorlar. Doğru yargılama olsa kimseyi hapiste tutamayacaklarını biliyorlar. O yüzden kedilerince gerilimi artırmaya, çirkin tartışmalar çıkarmaya çalışıyorlar. O yüzden burada olağanüstü hal tedbirleri aldılar. Biz bunlara karşı elbette dimdik ayakta olacağız. Ama müteyakkız, dikkatli olacağız. Sakinliğimizi koruyacağız. Provokasyona gelmeyeceğiz. Millet bakıyor karşıdan, jandarmanın eri var. Bir de orada bizden biri var. Millet bilir ki biz de jandarma eri de milletin evladıdır. İçerideki infaz koruma memuru da biz de milletin evladıdır. Milletin kursağından lokmasını çalan da o jandarmayı perişan şartlarda çalıştıran da infaz koruma memuruna kiranın 25 bin lira olduğu şehirde, 50 bin lira maaş veren de hep aynı AK Parti’nin kara düzenidir. Bunlardan jandarması, infaz koruma memuru, Cumhurbaşkanı adayı kol kola hep birlikte kurtulacağız. Biz milletin safındayız. Millet bizimle beraber. Buradan Erdoğan’a sesleniyorum, bir kez daha sesleniyorum. Bir yıldır ‘hırsız’ dedin, ‘yolsuz’ dedin, her iftiraya ön açtın. Biz arkadaşımızın masumiyetini anlattık. Millet bizimle beraber ve millet evinde buradan haber bekler. Sen kendine, savcına, iddianameye, o iftiralara güveniyorsan biz buradayız. Hep beraber talebimiz ortaktır. Canlı yayın istiyoruz. Milletimizden hiçbir şeyi kaçıramazsın. Biz canlı yayınları isteyecek özgüvendeyiz. Siz bunu yapamayacak kadar korkaksınız. Siz ailelerin olduğu salonu boşaltmak isteyecek kadar özgüvensiz ve vicdansızsınız. Ama biz onları yalnız bırakmayacak kadar kendimizi onların ailesi olarak görüyoruz.”
“‘DOSTUM’ DEDİĞİN TRUMP’TAN F-35’LERİ ALAMAYAN SENSİN”
“Konuşmamın başında söyledim; dünya ve bölge kritik bir yerde. Amerika ve İsrail, yeni bir düzen kurmak istiyor. AK Parti iktidarı da bu krizi kendine siyasi menfaat ve rakiplerinden kurtulmak için bir fırsata çevirmeye çalışıyor. Bunun için masumların kanını akıtanlara susuyor. 160 bebek katledilmiş, sessiz kalıyor. ‘Gazze’de ne işi var Filistinlilerin,? Süpürelim onları, gitsinler başka ülkelere. Ben buraya oteller, kumarhaneler yapacağım. Güzel sahillerde turistlerimi gezdireceğim. Önündeki petrolü istiyorum’ diyen Trump’ın kurduğu masaya Filistinsiz, İsrail ile birlikte oturuyor. Sonra da diyor ki ‘Zor bir dönemden geçiyoruz. Ana muhalefet partisi sorumlu olsun. Şimdilik bizi çok eleştirmesin.’ Bir kere ‘sorumluluk’ diyorsan böyle bir süreç için, sen ‘dostum’ dediğin Trump’tan F-35’leri alamayan sensin. Bugün Devlet Bey de ayrı ayrı söylemiş. F-35’leri alamayan sensin, F-16’lara modernizasyon yaptıramayan sensin. Devamında buna alternatif olarak Eurofighter programında satın almasından dışlanan, sonra çok uğraştık Ekrem Başkan ile biz yeniden alınsın diye, dışlanan sensin. İlk önce uçağı düşürüp, Rusya’ya yaranmak için koşturup kapıda bekleyip S400’leri alan sonra Trump korkusundan hangara koyan, kuramayan sensin. Ülkemizin üstünden füzeler geçiyor, ülkemize füzeler ateşleniyor. ‘Hava savunma sistemi kurun, çelik kafes’ dedik, kuramayan sensin. NATO olmasa o füzeleri durduramayan sensin. İşin kötüsü bu şartlarda bile korkundan S400’leri kurmayan… Örneğin Kahramanmaraş’a koysan da hem Azerbaycan’ı korusa, hem burayı korusa, hem Kıbrıs’ı korursa. Buna cesaret edemeyen sensin.”
“BU SÜREÇLERİN HEPSİNDE UYARAN BİZİZ”
“Biz gerek bu süreçlerin hepsinde uyaranız. ‘Savunma sanayi güçlü olsun’ diyeniz. Avrupa’nın liderlerine, ‘Bize yapılan zulme bakmayın, siz Türkiye’ye Eurofighter verin diyen biziz, Ekrem Başkandır. Türkiye Avrupa’dan dışlanması diye mektup yazan, Avrupa’da kapı kapı gezen, Made In Europe meselesinde ülke adına, ülkenin ekonomisi adına kulis yapan, lobi yapan biziz. Sen fırlayınca petrol fiyatları, ilk gece yüzde 7, yüzde 11 zamma kalkan, benzin istasyonlarında kilometrelerce kuyruk yapansın. Biz, ‘Bu zammı yapma, enflasyonu büyütme, ÖTV‘den karşıla, eşel mobil sistemi uygula’ diyen, son ana kadar bunu savunan, seni o yanlıştan döndüreniz. O yüzden çok net bir şey var. Sayın Bahçeli, F-35’te, F-16’da, S-400’de, NATO korumasında beceremeyen bu. Diyorsun ki, ‘Bunların hepsi doğru ama Özgür Özel şöyle yapsın.’ Atatürk’e dediler ki, ‘Ordu yok.’ ‘Kurulur.’ ‘Para yok.’ ‘Bulunur.’ dedi. ‘Özgür Özel‘de bunların yokluğunu saymak yerine Atatürk gibi yapsın.’ Atatürk, bunların çok sevdiği düşman işgal donanmasına kırmızı halı serenlerin, ‘Milli Mücadele’ye karşı direnin’ diye İngiliz uçağından bildiri attıranların, ülkeyi bıraktığı ordusuz ve parasız yerde ‘Kurulur ve bulunur’ demişti. Sayın Bahçeli, F-35 yoktur. Alınır. S-400 vardır. Korkmadan kurulur. Avrupa ile dünya ile entegre olunur. Haysiyetli bir dış politika yapılır. Türkiye güçlüdür, kimse yan bakmaz, Türkiye aslanlar gibi durur. Yeter ki bu acziyeti yapanlar gitsin, yerine güçlü bir Cumhuriyet hükümeti gelsin. Onun için Sayın Bahçeli iç cephe güçlendirmekte biz varız, Amerika’ya, İsrail’e karşı dik durmakta biz varız. Senin gibi öyle yaparken sen ‘TRÇ’ falan diyordun ya. Biz Avrupa’nın bir parçası olarak, Batı İttifakının bir bileşeni olarak ama Rusya’nın iyi bir komşusu olarak, Azerbaycan’ın kardeşi olarak, Ermenistan‘daki sorunu görerek, çözümünde lojistik menfaati savunan bir parti olarak, İran gibi bir yerin demokratikleşmesini savunan ama yamyamlarca saldırıyı kınayan bir parti olarak, Çin’le de Rusya'yla da İran’la da Avrupa’yla da adam gibi duracak, kurallara uyacaksa Amerika’yla da birlikte olacak, bu bölgenin lideri olacak bir parti varsa, biz burada hazırız ve Cumhurbaşkanı lazımsa sizinkiler yargılıyor, onu oradan çıkaracağız, iktidarın başına getireceğiz evelallah. Arkadaşlar iki şeyin süresi bitti. Bunlardan bir tanesi, burada basın toplantısı yapmanın zamanı doldu, burada Grup Toplantısı yapmanın zamanı doldu. O yüzden yürümeliyiz. İkincisi AK Parti’nin iktidarının zamanı doldu. Hep birlikte Ekrem Başkan’la beraber, Mansur Başkan’la beraber iktidara yürümeliyiz. Haydi arkadaşlar, yürüyelim arkadaşlar.”