Japonya Ve Türkiye’den Bilimsel Ortaklık
Japonya’daki hücresel tedavi sürecine Türkiye’den bilimsel ortaklık.
Japonya’da yürütülen iPS hücre temelli Parkinson tedavisi çalışmalarına Türkiye de dahil oldu. İki ülke arasında kurulan iş birliği kapsamında Türkiye’de laboratuvar ve altyapı hazırlıkları başlatılırken, uzmanlar bu teknolojinin yalnızca Parkinson değil, birçok hastalık için yeni bir dönemin kapısını aralayabileceğini belirtiyor.
Parkinson hastalığında kaybolan beyin hücrelerini yeniden üretmeyi hedefleyen hücresel tedavi yaklaşımı klinik aşamaya ulaştı. iPS hücreleriyle geliştirilen ve dopamin üreten nöronların yerine konmasını amaçlayan yöntem, hastalığın temel mekanizmasına doğrudan müdahale ediyor. Çalışmanın başındaki Japon bilim insanı Doç. Dr. Tetsuhiro Kikuchi, sürecin bilimsel temelleri ve klinik uygulamalarına ilişkin detayları ilk kez bir Türk kanalına anlattı.
Kyoto Üniversitesi iPS Hücre Araştırma ve Uygulama Merkezi’nden Beyin Cerrahı Doç. Dr. Tetsuhiro Kikuchi, Parkinson hastalığına yönelik yürütülen çalışmalara ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Kikuchi, Ocak ayında İstanbul’da düzenlenen CybernicX Future 2026 Zirvesi’nde klinik çalışmaların tamamlandığını duyurmuştu. Japon bilim insanı CybernicX YouTube kanalına verdiği röportajda sürecin detaylarını paylaştı.
“Beyni iyileştirme isteği bu yolculuğu başlattı”
Uzun yıllardır beyin hastalıkları üzerine çalıştığını belirten Kikuchi, beyin cerrahisinde hasar gören dokuların onarılmasının en büyük zorluklardan biri olduğunu söyleyerek, “Beyin uzun süredir bir ‘kara kutu’ olarak görülüyor ve hasar gördüğünde onarılması oldukça zor. Tüm beyni eski haline getirmek hâlâ büyük bir zorluk. Ancak Parkinson hastalığı, hücresel tedavi için benzersiz bir fırsat sunuyor. Çünkü hastalığın temel motor belirtileri, substantia nigra’daki dopaminerjik nöronların kaybından kaynaklanıyor.” dedi.
“Parkinson hastalığı erken dönemde hücre nakli için bir aday”
Parkinson’un hücresel tedavi açısından diğer nörolojik hastalıklara göre daha uygun bir model sunduğunu vurgulayan Kikuchi, “Karmaşık sinir ağlarını tamamen yeniden kurmak hâlâ zor. Ancak Parkinson, dopaminerjik nöron kaybı etrafında şekillendiği için hücre nakli açısından uygun bir hastalık. 1970’lerden bu yana yapılan çalışmalar ve fetal hücre nakilleri, doğru hücreler verildiğinde semptomların iyileşebildiğini göstermiştir.” şeklinde konuştu.
“Yerleşik tedavilerle birlikte kullanılıyor”
Kikuchi, iPS hücre tedavisinin mevcut tedavi yöntemlerinin yerine geçmekten ziyade onları tamamlayıcı bir rol üstlendiğini belirterek, “Bu yaklaşım, kaybedilen hücrelerin yerine konmasına dayanıyor ve tamamen yeni bir strateji sunuyor. Mevcut ilaç tedavileri, rehabilitasyon ya da robotik yaklaşımlarla rekabet etmiyor; aksine birlikte kullanıldığında sinerjik etki oluşturması bekleniyor. Ancak bu yöntem hastalığı tamamen ortadan kaldırmaz. Parkinson sistemik bir hastalıktır ve yalnızca belirli bir bölgeyle sınırlı değildir.” ifadelerini kullandı.
“Erken evrede başarı oranı artıyor.”
Tedavinin özellikle erken evrede daha etkili olduğuna dikkat çeken Kikuchi, şu bilgileri paylaştı:
“Hastalık ilerledikçe yalnızca dopamin üreten hücreler değil, bu sinyali alan hücreler de bozulur. Bu durumda tedavinin etkinliği azalabilir. En uygun dönem, hastanın hâlâ ilaçlara iyi yanıt verdiği evredir. İleri evredeki hastalarda ise elde edilen fayda daha sınırlı olabilir.”
“Hücreler beyne enjekte ediliyor”

Tedavi sürecine ilişkin teknik detayları da paylaşan Doç. Dr. Tetsuhiro Kikuchi, uygulamanın stereotaktik beyin cerrahisi ile gerçekleştirildiğini belirterek, “Hücreler genel anestezi altında, kafatasında açılan küçük bir delikten ince bir iğne yardımıyla beyne enjekte ediliyor. Bu işlem için özel bir uygulama iğnesi de geliştirdik.
Primat çalışmalarımızda, nakledilen hücrelerin beyne tutunduğunu ve dopamin üretmeye devam ettiğini gözlemledik. Bu hücrelerin uzun süre hayatta kalması bekleniyor, ancak hastalığın ilerleyici doğası nedeniyle ilerleyen yıllarda yeniden müdahale gerekebilir.” dedi.
Kikuchi, tedavinin etkisinin hemen ortaya çıkmadığını, dopamin üretiminin doğrulanmasının en az altı ay sürdüğünü de vurguladı. Ayrıca hastaların mevcut tedavilerine devam etmesi gerektiğini belirten Kikuchi, süreç içinde ilaç dozlarının azaltılabileceğini ifade etti.
Türkiye ile Japonya arasında kurulan iş birliği de bu sürecin önemli bir parçası olarak öne çıkıyor.
CybernicX ile yürütülen çalışmalar kapsamında, hücresel tedavi ile robotik teknolojilerin birlikte kullanılması hedefleniyor. Japonya’da, 2026 Mart ayı itibarıyla iPSC temelli tedavilerin Parkinson ve kardiyak hastalıklar için onaylanması, bu vizyonun artık teoriden pratiğe geçtiğinin en güçlü göstergesidir.
CybernicX Kurucu Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Mehmet Akdemir, Japonya ile kurulan iş birliklerinin artık somut klinik uygulamalara dönüştüğünü belirterek, iPS hücre teknolojisinin yalnızca Parkinson değil, birçok hastalık için yeni bir dönemin kapısını araladığını ifade etti. Akdemir, Türkiye’de bu alanda laboratuvar kurulumu ve gerekli bilimsel altyapının oluşturulması için çalışmaların başlatıldığını da açıkladı.
Akdemir, “CybernicX olarak yıllardır Kyoto University CiRA ile kurduğumuz güçlü bilimsel iş birlikleri, bugün somut klinik gerçekliklere dönüşmektedir. Bu yalnızca bir araştırma başarısı değil, insanlık adına atılmış stratejik bir adımdır.
CybernicX olarak bizler, yıllardır tıbbı üç ana eksende yeniden tanımlıyoruz: hücresel, bilişsel ve nöromüsküler - hareketsel sistem. Bu yaklaşımda hücresel tedaviler yalnızca biyolojik bir müdahale değil; aynı zamanda nörosensoriyal uyarımlarla desteklenen dinamik bir süreçtir. Özellikle Cyberdyne robotik sistemlerinin sağladığı aktif katılım, hastanın iradesini sürece dahil ederek hücresel aktiviteyi artırmakta; non-invazif epidural stimülasyon yaklaşımları ile fonksiyonel hücre köprülerinin oluşumuna zemin hazırlamaktadır. Bu bütünsel modelde, insan yalnızca tedavi edilen değil, iyileşme sürecine aktif olarak katılan bir sistem hâline gelmektedir.
Beş yıl öncesine kadar kök hücre ve rejeneratif tıp, daha çok deneysel bir alan olarak değerlendirilirken; bugün geldiğimiz noktada bu yaklaşım, modern tıbbın merkezine yerleşmiştir. Özellikle eksozom tedavileri, hücresel iletişimin anahtarı olarak birçok klinik alanda kendine yer bulmuş ve adeta yeni dönemin başrol oyuncularından biri hâline gelmiştir.
Önümüzdeki süreçte iPSC teknolojileri yalnızca hücre tedavileriyle sınırlı kalmayacaktır. Rejeneratif organ üretimi, longevity (uzun yaşam) tıbbı, hatta biyolojik zekâ ile dijital sistemlerin birleştiği organoid zekâ gibi kavramlar; tıp ve tıp dışı alanlarda yaşamın her boyutuna entegre olacaktır. Bugün elimizde tuttuğumuz bir cep telefonunun, yarın biyolojik veriyle öğrenen bir organoid sistemle etkileşime girmesi artık bir öngörü değil, gelişmekte olan bir gerçekliktir.
CybernicX Future, bu tedavi formatının başlangıç noktası olmuş; bugün ise CybernicX, Japonya ile birlikte hücre bazlı laboratuvar teknolojilerini geliştirerek bu yaklaşımları Türkiye’de de uygulanabilir hâle getirmek için somut adımlar atmaktadır. Öte yandan laboratuvar kurulumu ve uygulama için gerekli alt yapıyı sağlamaktadır.” dedi.