NATO Niye Var ?

Prof. Dr. Ümit Özdağ, Basın Mensuplarıyla yapılan kahvaltının ardından Türkiye gündemine ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.

Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Sivas, Erzincan, Erzurum ve Kayseri'yi kapsayan on günlük bir ziyaretin son günündeyiz. Bugün öğleden sonra Kayseri'de gerçekleştireceğimiz 'Atatürk'ün Kızları Buluşuyor: Kadın Güvenliği' başlıklı çalışmamızdan sonra Ankara’ya döneceğiz. Bu dört ili kapsayan ziyaretler sırasında yapmış olduğum tespitleri sizlerle paylaşmayı arzu ettiğim için bu basın toplantısını düzenlemek istedim.

Öncelikle, Türkiye'nin her yerinde olduğu gibi Sivas'ta, Erzincan'da, Erzurum'da ve ekonominin önemli merkezlerinden birisi olan Kayseri'de derin bir ekonomik buhran çok ağır bir şekilde yaşanmaya ve derinleşmeye ne yazık ki devam ediyor.

Bu gezi ve ziyaret sırasında halkla pazarda, AVM'de ve sokakta bir araya geldik. Esnaflarla konuştuk, esnaf ziyaretleri gerçekleştirdik. Bütün esnaflarımızın söylediği temel tespit, 'Geçen seneye göre işlerimiz yüzde 50 azaldı ve esnaflığa başladığımız günden bu yana yaşadığımız en kötü yılı yaşıyoruz. Geleceğe yönelik de bir umut ışığı görmüyoruz.' oldu.

Keza bu ziyaretler sırasında ekonomiyle ilgili kurumları ziyaret ettik, organize sanayi bölgelerini ziyaret ettik, fabrika ve atölye sahipleriyle görüştük. Esnaf ve Sanatkâr Odalarını, ticaret odalarını ziyaret ettik. Onlar da kurumsal yapılarıyla ekonomik buhranın kendilerini nasıl ağır bir baskı altına aldığını ve yaşadıkları en uzun ve en ağır buhran döneminden geçtiklerini ifade ettiler. Hepsi ortak bir şekilde enflasyonun yüksekliğinden, iş dünyasının krediye erişiminin ne kadar pahalı ve zor olduğundan bahsederken, eleman teminini güçlükle yaptıklarını söyleyen iş dünyası temsilcileri de oldu.

Değerli basın mensupları,

Sivas, Erzurum, Erzincan ve Kayseri'de gördüğümüz bir başka gerçeklik de bu şehirlerin göç veren şehirler olduğu gerçeği. Bu şehirler, özellikle Türk tarihinde ve Cumhuriyet tarihinde büyük öneme sahip olan, Anadolu'nun taşıyıcı kolonları olan şehirler.

Erzurum, Doğu Anadolu'da bir devlet hafızasını temsil ediyor. Aynı zamanda dünyanın Atlantik merkezli bir dünyadan Pasifik merkezli bir dünyaya kaydığı, Türk dünyası ilişkilerinin yoğunlaştığı, Zengezur Koridoru'nun açıldığı ve Türk dünyasıyla ilişkilerin yoğunlaşma potansiyelinin arttığı bir dönemde, Türk dünyasına açılan kapı olan Erzurum'un genç nüfusunu kaybetmesi, Erzurum Üniversitesi'nde okuyan öğrencilerin ancak yüzde 0,5'inin Erzurum'da kalması, genç nüfusun şehri adeta boşaltması kabul edilebilir değildir. Ama ekonomik gerçeklikler insanları Erzurum'dan ayrılmaya zorluyor.

İç Anadolu'nun gerçekten en güçlü müteşebbis kenti olan Kayseri'de de genç nüfusun Kayseri'de kalmadığını, Kayseri'yi terk ettiğini görüyoruz. Kayseri, bütçeye ve Türkiye ekonomisine çok ciddi katkı olan bir kent. İhracatı ithalatının çok üstünde. Buna rağmen bütçeden gereken katkıyı almıyor. 'Onlar Kayserili, işlerini bilirler; nasıl olsa bir şekilde hallederler' yaklaşımıyla Kayseri'de iş dünyası desteklenme konusunda ihmal ediliyor.

Ama Kayseri'nin tek sorunu bu mu? Hayır. Kayseri'de orta sınıfın da çok ağır bir kira ve konut krizi yaşadığını görüyoruz. Kontrol dışına çıkmış olan enflasyondan ötürü satın alma gücü zayıflayan Kayseri'de orta sınıf her geçen gün daha fazla alım gücü kaybına uğruyor.

Hem Sivas'ta hem Erzincan'da, Erzurum'da hem de Kayseri'de gördüğümüz diğer bir husus, bu kentlerimizde 'Terörsüz Türkiye' adı altında PKK'ya ve Öcalan'a teslimiyet sürecine karşı duyulan büyük öfkeydi. Bu öfke çok derin ve sert bir öfke. Sivas halkı, Erzincan halkı, Erzurum halkı ve Kayseri halkı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bir narko-terör örgütünün ve onun elebaşının taleplerini kabul etmesine büyük bir kızgınlık duyuyor.

Kayseri Meydanı'nda aldıkları 20 bin lira maaşla kilosu 2 bin ile 3 bin 250 lira arasında satılan pastırmaları ancak rüyalarında görebilecek olan emeklilerle konuşurken, emeklilerin içinde bulundukları ekonomik duruma duydukları tepki kadar Öcalan'a verilen tavizlere de tepkili olduklarını gördük.

Ve şundan eminiz: Türk halkı, 2015 Haziran'ında Dolmabahçe'de bir mutabakat fotoğrafı çekilmiş, bu fotoğraf önüne konulmuş ve sandıkta AK Parti'yi gömmüştü. Bu sefer Cumhur İttifakı'nın bütün bileşenleri sandığa ağır bir şekilde gömülecek.

Bugün Türkiye'nin değişik yerlerinde Abdullah Öcalan'a özgürlük mitingleri düzenleniyor. Antalya'da konuşacak kişilerden birisi ve mitinge daveti gerçekleştiren kişi, Mavi Çarşı'da aralarında bebeklerin ve çocukların da bulunduğu 12 silahsız, suçsuz insanı yakarak öldüren eski bir teröristtir. Şimdi barış çağrıları yapıyor. Bana utanmazlığın resmini yapabilir misin? Bundan daha iyi bir resim olur mu? Bu utanmazlığın değil, utanmazlık oğlu utanmazlığın resmi.

Ondan sonra bize soruyorlar, ‘DEM Parti hakkında ne düşünüyorsunuz?’ diye. Düzenlediği toplantılara daveti insan yakan teröristlerle gerçekleştiren bir yapıya nasıl parti diyelim biz? Ve inanılır gibi değil. İstanbul'un sokaklarına terör örgütünün elebaşının fotoğrafları asılıyor. Buna karşı çıkmıyorlar. Bakın arkadaşlar, hâlâ hakkında hüküm verilmemiş ve yargılama süreci devam eden Ekrem İmamoğlu'nun fotoğrafını İstanbul'da asmak yasak, Abdullah Öcalan'ın fotoğrafını asmak yasak değil. Bu ayıptır. Hukuken de ayıptır, ahlaken de ayıptır, siyaseten de ayıptır. Bu ayıp oğlu ayıptır. Bu, Türk milletine hakarettir.

Bu arada Türk milletine hakaret deyince, Hınıs'ta, Erzurum'da mahkemede Şeyh Said'e hakaret ettiğim iddiasıyla yargılandım. 87 gün hapis cezası adli para cezasına çevrildi ve Şeyh Said'in anısına hakaret ettiğim söylendi. Bunun için ceza aldım. Böylece Türkiye'de bir mahkeme, Şeyh Said'in hakaret edilebilecek bir anısı olduğunu hukuken tespit etti. Bu basit bir karar değildir. Bu, Cumhuriyet açısından bir kırılmadır ve kabul edilebilir değildir. Adalet Bakanlığı'na bu konuda başvuru yapacağız bu kararın bozularak Yargıtay'a gitmesi için.

Şeyh Said isyanında Şeyh Said ve isyancılar tarafından şehit edilen Türk askerlerinin, onların ailelerinin, çocuklarının ve torunlarının şimdi ne diyorlar acaba ne düşünüyorlar? 'Bir Türk öldürmek, yetmiş kâfir öldürmekten daha iyidir, evladır' diye sözde fetva veren bir şahsın nasıl bir hatırası olabilir ki hakaret edilebilir olsun? Bunu, Türkiye'nin nereye geldiğini görmemiz açısından ibret verici buluyoruz ama mücadeleye devam edeceğimiz bir süreç olarak görüyoruz.

Değerli basın mensupları,

Bugün üzerinde durmayı düşündüğüm bir diğer husus da Ankara'da gerçekleşecek olan NATO toplantısı. Hiçbir NATO zirvesinde böyle abartılı bir önlem ve harcama paketini gördüğümü hatırlamıyorum. Ankara adeta yasak şehir ilan edildi. Devlet memurları çalışmayacak arkadaşlar. Nişanlar ve düğünler iptal edildi. Şimdi bir nişan, Allah aşkına, NATO zirvesi için nasıl tehdit olabilir? Ayşe kızımızla Nedim oğlumuzu mutlu bir hayata uğurluyoruz. Şimdi bu NATO'ya tehdit mi oluyor arkadaşlar? Şaka gibi.

Peki NATO niye var? Özgürlük ve demokrasiyi korumak için. Ya siz özgürlüğü ortadan kaldırıyorsunuz. Demokrasi zaten yok. Evet, gerçekten böyle bir süreçten geçiyoruz.

Yeni bir havaalanı yapıldı adeta. Pist uzatıldı, yeni bir yol yapıldı. Bu arada kuleyle ilgili ilginç iddialar var. Önümüzdeki günlerde bunlar tartışılacak. Bu iddialar pilotlar tarafından dile getirilmeye başlandı. Ve bu kadar ağır bir krizden geçerken Türkiye, Türk halkı açlıkla dövüşürken, 'itibardan tasarruf olmaz' mantığıyla Türk halkının zenginlikleri havaya saçılmaya devam ediliyor.

Tabii terör örgütlerinin bu zirveye yönelik terör eylemleri gerçekleştireceğine dair istihbaratlar geliyor ve zirvenin güvenliğinin sağlanması için de yapılması gereken bazı operasyonlar yapılıyor. Ama yapılmaması gereken operasyonlar da yapılıyor. IŞİD terör örgütü üyeleri bu kapsamda tutuklanmış. Peki bunların IŞİD'çi olduğunu biliyorsunuz, nerede olduğunu biliyorsunuz. Neden tutuklamak için NATO zirvesini bekliyorsunuz? NATO zirvesi yapıldıktan sonra bu IŞİD'lileri serbest mi bırakacaksınız? Yani IŞİD'liler NATO'nun, müttefiklerimiz için tehdit oluyor da Türk halkı için tehdit olmuyor mu? Bu nasıl bir mantık?

40 bin polis görevlendirilmiş. Tamam, bunda da sorun yok. Ama bakıyorsunuz, 60 yaşında bir emekli bürokrat kadın, 'Annem ve babam Alzheimer. Ben bakmazsam bakacak kimseleri yok. Ölürler bunlar.' diyor. 'Tutuklamayın beni.' Bu insanı tutukluyorsunuz, NATO için tehdit diye. Yapmayın arkadaşlar. Yapmayın. Gerçekten vicdan diye bir şey var. Bu 60 yaşında, hangi terör örgütüne mensup olduğu belli olmayan, devlette değişik görevler yapmış bir insanı evinde NATO zirvesi sürecinde tutamaz mısınız? Niye tutukluyorsunuz? Bunları da anlamak mümkün değil.

Tabii NATO zirvesi denilince değerli arkadaşlar, zirvenin en önemli misafiri hiç şüphesiz ABD Başkanı Trump. Trump da Erdoğan'a hediye vereceğim diye Washington'da, Beyaz Saray'da bir açıklama yaptı. Şunu biliyoruz ki Trump iyi bir iş adamı. Bir şey almadan bir şey vermez. Merak ettiğimiz şey şu: Erdoğan Trump'a ne hediye etti ki Trump bir başka hediyeyle borcunu ödüyor? Bu sorunun cevabı henüz verilmedi. Trump şunu söyledi: Erdoğan istediğim her şeyi yaptı. Değerli basın mensupları, Erdoğan Trump'ın istediği neleri yaptı? Sizin bir bilginiz var mı? Biz de merak ediyoruz. Ne istendi ne yapıldı diye.

Ve bu çerçevede yine son günlerde Trump'ın yaptığı ilginç bir açıklama var. Ona da değinmek istiyorum. Dedi ki Trump: 'Netanyahu’ya diyorum ki, neden sen Hizbullah'la savaşıyorsun? Sen savaşma Hizbullah'la. Hizbullah'la Suriye'de Şara yönetimi savaşsın.’ Hani Suriye'yi biz fethetmiştik? Suriye'yi kimin fethettiği, Şara'nın kimin adamı olduğu bir defa daha meydana çıktı mı? Çıktı.

Değerli basın mensupları,

Konu Suriye'ye gelmişken yine üzerinde durmak istediğim bir başka konu var. 6 Haziran'da Şam Büyükelçimiz bir açıklama yaptı. Dedi ki, '700 bin Suriyeli şu ana kadar Suriye'ye döndü ve bundan sonra dönüşü konuşmayacağız. Bu Suriyeliler Türkiye'de başarılı iş insanları oldular, Türkçe öğrendiler. Artık bunların entegrasyonunu konuşacağız.’ Böylece Türk halkına yıllardan beri 'Savaş bitince Suriyeliler dönecek.' diye söylenen yalan, resmi ağızdan açıklandı ki Suriyeliler dönmüyor. Türkiye'de kalıyorlar ve kalanların hepsine de vatandaşlık vermeye hazırlanıyorlar.

6 Haziran'dan sonra İçişleri Bakanı bir açıklama yaptı ve dedi ki bundan sonra Türkiye'de geçici sığınmacı statüsüyle bulunan Suriyeliler, çalışma izni almadan Türk vatandaşları gibi çalışabilecekler. Dün İçişleri Bakanı bir açıklama daha yaptı. Dedi ki, 'Türkiye'den 1 milyon 450 bin Suriyeli geri döndü.'

Yapmayın ya. Şam Büyükelçiniz öyle demiyor. 700 bin diyor. Siz Şam Büyükelçinize söylemeden 700 bin daha mı yolladınız? Rakamları karıştırdınız Sayın Bakan. Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki rakamlar da öyle değil, komisyondaki rakamlar da. Verdiğiniz rakam yanlış. Türk milletine doğruyu söyleyin. Dönen sayısı gerçekten 700 bin. Ama bu 700 binden ne kadarı Türkiye'ye geri döndü? Bunu da açıklamanız gerekiyor.

Arkadaşlar, Türkiye'de 5 milyon kayıtlı, 2 milyon kayıtsız, yani toplam 7 milyon Suriyeli vardı. Bunun 700 bini döndüyse 6 milyon 300 bin Suriyeli Türkiye'de yaşıyor.

Genel Başkan Yardımcımız, gazeteci Nazif Okumuş'un bir iddiası var. Diyor ki, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu seçimlerden sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde, iktidar kulisinde etrafındaki AK Parti'li milletvekili ve belediye başkanlarına şunu söyledi: 'Beni İçişleri Bakanlığı'na atamayarak Erdoğan bana bir haksızlık yaptı. Eğer ben seçimlerden önce 2,5 milyon Suriyeli'ye vatandaşlık vermeseydim seçilemiyordum.' Süleyman Soylu dedi, beni mahkemeye versin, ben şahitlerimle birlikte mahkemeye geleceğim. Süleyman Soylu, Nazif Okumuş'u mahkemeye veremedi. Buradan Süleyman Soylu'ya tekrar sesleniyorum. Süleyman Bey, Nazif Bey'i mahkemeye versenize.

Şimdi anlıyor muyuz neden Erdoğan yeni anayasadan bahsederken 'Türk, Kürt, Arap' diyor? Türkiye'ye bir Arap milleti ithal ettiler ve nasıl PKK'ya taviz veriliyorsa, şimdi Suriyelilere de bu vatanda taviz ve toprak veriliyor, vatandaşlık veriliyor. Bu kabul edilebilir değil.

Bütün bunları gerçekleştirirken iktidar, biz de Zafer Partisi olarak Türkiye'nin ekonomik sorunları, Türkiye'nin sığınmacı sorunları, Türkiye'nin saldırı altında bulunan uyuşturucu ve sanal kumar tehdidi altındaki insan kaynaklarını savunma mücadelesi veriyoruz. Türkiye'nin Ortadoğululaşmasına, Türkiye'nin bir narko toplum ve narko devlet olmasına karşı mücadele veriyoruz. Bu konudaki çalışmalarımızı, Türk kadınlarını da kapsayacak şekilde büyük bir mücadele atılımına dönüştürme çalışmalarını sürdürüyoruz.

Bu kapsamda Kayseri'de, İstanbul'dan sonra 'Atatürk'ün Kızları Buluşuyor' başlıklı bir toplantı düzenleme kararı aldık. Bunun için il başkanlığımız bir düğün salonuyla anlaştı, toplantımızı orada yapacaktık. Ama duyduk ki aynı gün, aynı saatte o düğün salonunun yanındaki salonu Ülkü Ocakları kiralamış. Bunun üzerine düğün salonunun yerini değiştirdik. Biz başka bir düğün salonu kiraladık. Onun da altındaki düğün salonunu kiraladılar. Bunun üzerine ben de İçişleri Bakanı'nı aradım. Dedim ki: 'Biz buradan gitmiyoruz Sayın Bakan. Biz buradan gitmiyoruz. Devletseniz gereğini yapın.' Fakat düğün salonunun sahibi baskı altına alınarak bu sefer adamcağız geri adım atmaya ve kirayı iptal etmeye zorlandı. Ve üçüncü bir salon kiraladık. Bugün orada bu toplantımızı gerçekleştireceğiz.

Abdullah Öcalan'la kol kola girip PKK'lıları kardeş gören, onları kucaklayanların Zafer Partisi'ne düşmanlık etmelerini de çok normal görüyoruz. Allah onları affetsin diyoruz. Ama milletin affetmeyeceğinden eminiz.”

Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Son dönemlerde Kayseri'ye sık geliyorsunuz. Kayseri'de ekonomiyi gözlemlediniz, siyasi durumu da gözlemlediniz. Partinize Kayserililerin bakışı nasıl?” sorusuna verdiği yanıt:

“Evet, Kayseri'ye sık geliyoruz. Önümüzdeki süreçte daha sık gelmeye devam edeceğiz. Çünkü Kayseri, Türkiye'nin en müteşebbis kentlerinin başında geliyor ve bir taşıyıcı kolon niteliği taşıyor. Hem siyasi anlamda hem ekonomik anlamda hem de kültürel anlamda. Yani Kayseri'ye geldiğimiz zaman 3-4 tane kültür derneğini ziyaret edebiliyoruz. Bu, her yerde yapabileceğiniz bir iş değildir.

Kültür derneği bakın, İnsanların sadece kültürel amaçla bir araya gelerek yıllardan beri sürdürmüş oldukları çalışmaları ayakta tutabilmeleri, ceplerinden para vererek, para kazanmadan... Hele Kayseri'de para kazanmadan zor iş bir iş yapmak.. Evet, bu gerçekten önemli. Saygı duyulması gereken bir şey.

Biz Kayseri'ye böyle bakıyoruz ve Kayseri'nin iktidar tarafından ihmal edildiğini düşünüyoruz. Kendi başına bırakıldığını düşünüyoruz. Bizim 'Dört Bölge, Dört Deniz' projemiz, yani Anadolu'da dört yeni Marmara Bölgesi oluşturma projemiz içerisinde de Kayseri'nin önemli bir yeri var. Ondan dolayı Kayseri'ye önümüzdeki süreçte de daha sık gelmeye devam edeceğiz.”

Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Çalışmalarınızda yaşadığınız sıkıntılar Kayseri'yi yalnız diğer şehirlerde de yaşıyor musunuz?” sorusuna verdiği yanıt:

“Kayseri'de bu daha sık oluyor. Ama şunu da ifade edeyim: Bir gün Türkiye'de hukuk devleti kurulacak. Ve o hukuk devleti kurulduğu zaman bugün gırtlağına kadar hukuksuzluğa batmış olanlar, hukuksuzluktan cesaret alanlar, hukuk önünde bugün yapmış oldukları hukuksuzlukların hesabını muhakkak verecekler. Biz onları biliyoruz, onları tanıyoruz. Tek tek tanıyoruz.”

Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Seçim çalışmalarına başladınız mı? İYİ Parti ile bir ittifak söz konusu mu?” sorusuna verdiği yanıt:

“Daha bunları konuşmak için çok erken. Daha seçim sathı mahalline girilmedi. Muhakkak seçimlerde ittifak olacaktır ve bugünkü seçimin doğası da onu gerektiriyor. Yani Bahçeli'yle Öcalan'ın kol kola girdiği bir Türkiye'de elbette Türk milliyetçileri de Atatürkçüler de yurtseverler de vatanseverler de bir zemin oluşturacaklardır.”

Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Şu anda CHP yönetiminin kayyum olayından sonra yaşanan sıkıntılarla muhalefet partilerinin tek çatı altında toplanacağı söyleniyor. Siz neler söyleyeceksiniz?” sorusuna verdiği yanıt:

“Bakın, muhalefet partilerinin tek çatı altında toplanması mümkün değil. Muhalefet diye bir parti yok arkadaşlar. Muhalefette farklı partiler var. Bizim, iktidar kadar karşı olduğumuz muhalefette de partiler var. Nasıl iktidar partileriyle bir araya gelmezsek, muhalefette olan bazı partilerle de bir araya gelmeyiz. Ama muhalefette muhakkak kendi içinde farklı birliktelikler oluşacaktır.”

Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Şehir hastaneleri sonrası üniversite hastanelerinin durumu çok kötü. Özellikle Erciyes Üniversitesi neredeyse iflasın eşiğinde şu anda. TÜPVAT gibi önemli aşı çalışmalarını yapmış bir hastane. Genetik dalında çok iyi ama şu anda acilde neredeyse çalışacak doktor bulamayan ve gerçekten iflasın eşiğine gelmiş bir hastane. Bu konuda ne söylemek istersiniz?” sorusuna verdiği yanıt:

“Şehir hastaneleri modeli yanlış bir model. Yani otelcilik zihniyetiyle sağlık hizmeti yapılmaz. İngiltere'de bu model iflas etti. Bunun iflas ettiği söylenmesine, ikaz edilmesine rağmen bunda ısrar ettiler. Bir ucundan bir ucuna değil hastanın, hasta yakınlarının gitmekte zorlandığı hastanelerden bahsediyoruz.

Yakında yayınlanacak olan 'Sağlıkta Reform (SAYDAM) Projemizle sağlık sistemini nasıl reforma edeceğimizi uzman arkadaşlarımız, Prof. Dr. Ali Şehirlioğlu'nun başkanlığında ortaya koydular. Onu da toplumla paylaştık.”

Yazar: Nazif Okumuş

Zafer Partisi Basın ve İletişim Başkanı