“EGELİLERİM EVLATLARINA SAHİP ÇIKTILAR”“Bu meydana bakınca ben teslim olmayanları görüyorum. Bu meydana bakınca ben seçtiğine, seçme hakkına, iradesine sahip çıkanları; bu meydana bakınca her türlü haksızlığa, eşitsizliğe, adaletsizliğe karşı durmayanları, teslim olmayanları, evde oturmayan, meydana çıkan ve mücadele edenleri görüyorum. Ben sizin bu azminizi, bu yüreğinizi, bu mücadele gücünüzü görünce diyorum ki hiçbir zaman karanlık kazanmaz, her zaman aydınlık kazanır. Hiçbir zaman kötülük kazanmaz, iyilik kazanır. Zulmedenler değil, zulme direnenler kazanır. Mücadele edenler kazanır. Sizi görünce diyorum ki biz kazanacağız, biz kazanacağız. Milas, çok partili dönemde hep demokratları seçti. Muğla 15 kez belediye başkanı seçti. Dokuzu CHP’den ve üçü diğer sosyal demokrat partilerden; 12 kez bizi seçti. Bu seçime gelene kadar çok kez kazandık. Bu seçimde komşunuzu, Bodrum Belediye Başkanımızı büyükşehire aday gösterdik. Ahmet Aras’la rekor oyla, yüzde 55’le kazandık. Burada 1989’da, 1999, 2004’te belediye başkanlığı yapan, 23’üncü dönemde milletvekilliğini yapan Fevzi Topuz’u hepiniz elbirliğiyle, gönül birliğiyle yine göreve davet ettiniz. O da rekorlar kırarak kazandı. Onları kutluyorum, sizlere teşekkür ediyorum. Muğla’da bu seçimlerde daha önce altı olan ilçe sayımızı, 13 ilçeden 11’ini kazanarak ve 13 ilçenin 11’ini, coğrafyanın yüzde 90’ını, nüfusun yüzde 90’ından fazlasını kazanarak büyük bir rekora imza attık. Benim hemşerilerim, akrabalarım, Egelilerim hem kendi evlatlarına, hem de Genel Başkanlarına sahip çıktılar. Buradan ayrı ayrı her birinize teşekkür ederken, özellikle şunu söylemek istiyorum. Seydişehir, Seydikemer ve Kavaklıdere… Sizin de seçtiğiniz başımızın üstünde. Siz başka bir tercihte bulundunuz. Kusur bizdedir. Sizin de gönlünüzü, oyunuzu alana kadar, o belediyeleri kazanana kadar çalışmaya devam edeceğiz. Hepinizi yürekten kutluyorum. Hem Fevzi Topuz, hem Ahmet Aras kendilerine görevin verildiği günden itibaren var güçleri ile çalışıyorlar. Muğla’da geçtiğimiz dönemlerde çok önemli hizmetler yapıldı. Geçmiş dönemlerde Muğlamıza üç dönem İl Belediye Başkanı, iki dönem Büyükşehir Belediye Başkanı olarak hizmet veren Osman Gürün’e bir yürekten teşekkür ve selam gönderiyoruz.”“AKILDA TUTULMAYACAK KADAR ÇOK HİZMET YAPTILAR”“Muğla’da bu dönem altyapıya inanılmaz önem veriliyor. Ahmet Aras, geçen yıl 4 milyar lira; milyon değil, milyar altyapı yatırımı yaptı. Bu yıl 6 milyarlık yeni bir bütçe koydu. İki yılda 10 milyar liralık altyapıyla kışın olan nüfusu yazın 10’a katlanan, yani bir milyonluk nüfus için para alan ama iki, üç, dörde nüfusu katlanan… Örneğin Milas’ta deniz kenarlarında 10’a katlanan yerde bu hizmetleri yapabilmek için, buraya gelenleri, misafirleri ağırlamak ve altyapıya onun getirdiği yükü göğüsleyebilmek için yapılan bu yatırımların her birisi için ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Ayrıca huzurevlerinden kreşlere kadar, parklardan yollara kadar… Gelirken başkan gösterdi, hastanenin yolunu yapana kadar, köprüler yapana kadar… İlçe belediyesinin, büyükşehir belediyesinin aslında yetkisini, sorumluluğunu ve hatta bütçesini aşan işleri sırf birileri sizi ihmal edince geride kalmayasınız diye, eksik kalmayasınız diye yapan bu iki başkanıma, el ele çalışan iki başkanıma ve Muğla’daki tüm belediye başkanlarıma yürekten teşekkür ediyorum. Onlara helal olsun. Kadın yaşam merkezleri için, kısa mola evleri denilen engellileri, dezavantajlıları unutmayan beş yeni merkez için, ikiden sekize çıkmış olan kreşler için, bir huzurevinin bitmesi ve inşaatı süren iki huzurevi için, Bodrum - Marmaris -Ortaca katı atık merkezleri için, güneş enerjisi santralleri için, toplamda 131 kilometre yeni içme suyu attığı için, 141 mahallede değişen içme suyu hatları için, 40 kilometre yeni yapılmış kanalizasyon hattı için, Bodrum’da içme suyu hatlarının tamamı yenilendiği için, denizden içme suyu arıtma tesisi son aşamasına geldiği için, üreticiye yerel tohum ve meyve fidanı dağıtımı için Ahmet Aras’ı bir yürekten alkışlayalım bakalım. 150 bin metrekare sathi kaplaması, 165 bin metrekare parke taş döşemesi, kazandırdığı 11 iş makinası, 30 hizmet aracı için, ihtiyaç sahiplerine yapılan yüksek sosyal yardımlar için, tarlada kalan kavunlardan tutun da belediyenin ürettiği portakalına kadar yoksulun mutfağına, sofrasına bunları koydukları için, Koru Ekin Ambarı Köprüsü için, otoparklar için, Ören sahil yolu için, Şehitlik Anıtı ve Atatürk Bulvarı için, Boğaziçi Kafe ile yediye çıkan hizmet alanları için de Fevzi Topuz‘u alnından öpüyoruz Milas olarak. Laf aramızda kağıt uçtu ya kağıt gelene kadar lafı uzattım oradan okudum hizmetleri. Bu kadar hizmeti nasıl akılda tutayım? Bu kadar akılda tutulmayacak işleri yapanlara ve onları seçenlere hayırlı ve uğurlu olsun, helal olsun.”“BURADA ÇOK BÜYÜK BİR TEHLİKE VAR”“Şimdi tabii Muğla’ya biz çalışıyoruz, hizmet ediyoruz. Muğla’da yerel seçimde yetkiyi biz aldık, vazife bizde. Ama Türkiye’de genel seçimde yetki Adalet ve Kalkınma Partisi’nde. Bir baktım, ne yapmışlar Muğla’ya diye. Ne yapmışlar? Şunu söyleyeyim; taş üstüne taş koyandan Allah razı olsun da toplamına bakınca ne çıkıyor bir bakın. Muğla, 2025’te Türkiye bütçesine 68 milyar lira vergi ödemiş. Peki Muğla’ya bütçeden ne kadar para ayrılmış? 5,7 milyar lira. Muğla’nın verdiği vergi Muğla’da kalsa, bunun 12 katı hizmet olur. Muğla’dan 12 almış, bir vermişler. Muğla’dan kepçeyle almışlar, çay kaşığıyla vermişler. Muğla, 20 yılda 418 bin dekar tarım alanını kaybetmiş. Yani küçülme yüzde 17. Türkiye’dekinin yüzde olarak tam iki katı. Yani Türkiye’de tarım alanı kaybediyoruz. Ama Türkiye’de olanın iki katı, iki misli oranında Muğla’da kaybediyoruz. Zaten başkana sordum. Milas diyor ki nüfus 152 bin. Şehir merkezi büyüyor, köyler küçülüyor. Sabah buradan Bodrum’a 20 bin kişi çalışmaya gidiyor. Her köyden bir, iki, üç araç… Köyde kendi tarlasında, bahçesinde çalışması gereken ya da arıcılık yapması, bal üretmesi gereken, kendini doyururken Muğla‘yı, Türkiye’yi doyurması gerekenler; 20 bin kişi topraktan ekmek çıkaramadığı için gidiyorlar ve Bodrum’da otellerde çalışmak durumunda kalıyorlar. Elbette ki her emek kıymetlidir. Ama bir ülke çiftçisini kaybediyorsa, o ülkede ortalama çiftçi yaşı 58’e çıktıysa ve ‘Fırsat bulursam, asgari ücretli bir iş bulursam seneye köyde kalmam’ diyenlerin sayısı üç genç çiftçiden ikisine çıkmışsa işte burada çok büyük bir sorun vardır, çok büyük bir tehlike vardır. Bunun için de bir kez daha bu sorunları gören, bu sorunları çözmek isteyen ve artık bu işlere enerjisi de kararlılığı da olan yepyeni bir iktidara, yepyeni bir enerjiye, şikayet eden köylüye ‘Al ananı da git’ diyen bir Cumhurbaşkanı’na değil; ilki gibi ‘Köylü milletin efendisidir’ diyen bir Cumhurbaşkanı’na ihtiyaç vardır. Televizyondan anlaşılmıyor olabilir. Milas meydanı ikiye bölünmüş. Bir taraf gideceği söylüyor, öbür taraf geleceği. Önce sizi dinleyelim; gidecek için ne diyorsunuz? Söylediğiniz beyefendi gidince yerine kim gelecek diyorsunuz? Cumhurbaşkanı İmamoğlu. Size şunu söyleyeyim. Ne olursa olsun… Şimdi bu mitingi buraya yapmaya geldik. 89’uncu kez bir meydandayız, bir eylemdeyiz. Otobüsün üstündeyiz. Durmadık ve durmayacağız. Yılmadık, yılmayacağız. Ne arkadaşlarımızı unutacağız, ne bu mücadeleyi bırakacağız.”“GELİRE GÖRE KİRA DÖNEMİNİ BAŞLATACAĞIZ”“Bu şehirde en büyük sıkıntılardan biri, yüksek kiralar. Muğla’da inanılmaz bir barınma sorunu var. Ortalama 30 bin lira kirayla Allah ev sahibi olmayanlara, kiracılara, bilhassa da bu şehre tayinle gelen devletimizin memurlarına yardım etsin. Buradan ifade ediyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi’nin barınma sorununu çözmek üzere hazırladığı parti programındaki bölümde kiralık sosyal konut vardır. Biz bunu söyleyince Adalet ve Kalkınma Partisi bunun bulduğu büyük karşılıktan sonra ‘Biz de bunu yapacağız’ dediler. Ancak buradan ifade ediyoruz. 100 konuttan beş tanesinin kiralık olması asla yeterli değildir. Bizim önerimizde olduğu gibi yüzde 15, 20, 25’lik oranlarda en az kiralık sosyal konut olmalıdır. Bu kiralar dünyadaki iyi sosyal demokrat örneklerde olduğu gibi bizim iktidarımızda gelire göre kira dönemi başlayacaktır. Çok kazananın daha yüksek, az kazananın daha az kira ödediği, hiç kazancı olmayanın temel vatandaşlık gelirini aldığı ve ücretsiz barındığı bir sistemi kurmak boynumuzun borcudur. Bu ülkeye namus borcumuzdur. Dört yılda yüzde 560’lık kira artışıyla, yüzde 480’lik konut fiyatı artışıyla Muğla bu konuda en zor durumda olan illerimizden bir tanesi. Bunun için de özel olarak bu konuda Muğla’ya ayrıca bir katkı sağlamak boynumuzun borcu. Antalya ve Muğla, kışlık nüfuslarını yazın ikiye, üçe, beşe,10’a katlayan ilçelere sahip. Öyle olunca da başta söylediğim gibi burada hem altyapı, hem belediyelere ayrılan kaynak, hem de orada yaşamak zorunda olan, turist değil oranın gerçek sahibi olanların sorunlarını görmek lazım, çözmek lazım. İşte ben bu meydanda o sorunları yaşayanları görüyorum ve o sorunları teker teker çözeceğimize de söz veriyorum.”“AKBELEN DİRENİŞİNİ SAYGIYLA SELAMLIYORUM”“Tabii Milas’ta olmamızın en önemli sebeplerinden bir tanesi de maalesef hükümet eliyle Akbelen‘e yapılanlar. Demokrasilerde millet vekâlet verip de çekilmez arkadaşlar. Tam olarak da bugün buraya bunu yapmaya geldik. İkizköy’e… Muğla’nın, Milas’ın köyü İkizköy. Şimdi büyükşehir olunca kırsal mahalle. İkizköy’e bağlı Akbelen Ormanı, 2018 yılında bir maden şirketine verildi. O tarihten itibaren İkizköy boşaltılmaya ve İkizköy, İkizköylülerin elinden alınmaya çalışıldı. 2019’da orman için kesim kararı çıkarttılar. O günden itibaren de Akbelen direnişi başladı. O günden beri çevreciler, Muğla’yı sevenler, Milas’ı sevenler ve Türkiye’nin dört bir yanından bu mücadeleye gönül ve destek verenler Akbelen’de oldular. Biz olduk, milletvekillerimiz oldu, örgütümüz oldu. Sizler oldunuz. Öncelikle Akbelen direnişini saygıyla selamlıyorum. Bir kez daha sahipleniyorum. Şimdi meselenin ne olduğunu bütün Türkiye tarafından duyulması, canlı yayında duyulması bunun konuşulması çok kıymetli. Buradan vicdan olan, insafI olan, Allah’a inanan, doğayı seven herkese sesleniyorum. Herkese sesleniyorum. Bakın bu konuda, bu yapılanlara karşı Akbelenliler direndiler, karşı çıktılar. Ancak Adalet ve Kalkınma Partisi buna karşı seçimden önce 11 Mart 2024’te bir adım attı. Kendi partilileri ayağa kalktı, ‘Eyvah seçimi kaybederiz’, geri çektiler. Şimdi kötülüğü beş katına çıkarmışlar, bir kez daha getiriyorlar. Adalet ve Kalkınma Partisi 10 Ocak’ta Resmi Gazete’de yayınlanan kararla 679 parsele acele kamulaştırma kararı çıkardı. Akbelen’deki mücadeleyi kendileri kıramayınca, bu işe Meclis’i alet ettiler. Meclis’e bir kanun getirdiler. Kanunda buradaki normal şartlarda zeytinlik olan yerlerin korunmasına ilişkin kanun ortada duruyorken, kendilerince bir numarayla zeytinlik olan yerlerin koordinatlarını tarif ederek, buraları madenciliğe açtılar. Aslında şirket diyor ki, o acımasız şirket, ‘Ben orman kesmenin peşinde değilim. Bana 4 milyar dolarlık bir söz var, paramı versinler vazgeçeyim’ diyor. Ne için verdilerse, ne zaman bu sözü verdilerse o şirkete buradaki madenleri vererek bu işi halletmek istediler. Biz buna karşı çıkınca, olmayacak bir iş yaparak koordinatlarıyla buraları tarif eden kanun çıkardılar.”“ERDOĞAN, YETKİYİ ORMANI LİMAK’A VERMEK İÇİN KULLANDI”“Hatırlarsınız, kanunu öyle 60 gün içinde değil, saatler içinde Anayasa Mahkemesi’ne götürdük. Ve dedik ki Anayasa Mahkemesi’ne, ‘Bu haksızlığı durdur. Bunu iptal et.’ Şimdi başvurumuz Anayasa Mahkemesi’nin önünde duruyor. Bunlar Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı vermesinden endişe ederek, tuttular 10 Ocak günü Cumhurbaşkanı imzasıyla acele kamulaştırma kararı aldılar. Önce bu AK Parti’ye oy veren, MHP’ye oy veren, şimdi önümüzdeki günlerde mübarek Ramazan’da oruç tutacak olan, günde beş vakit namaz kılan ve bu kötülükten haberdar olmayan insanlara bunları şikayet etmek farz. Çünkü şöyle, bakın acele kamulaştırma yetkisi Cumhurbaşkanına verilmiş bir yetkidir. Çok eski zamanlardan beri. Ve doğru bir yetkidir. Neden? Bakın ne yazıyor, ‘Yurt savunması ihtiyacı ve aceleciliğine Cumhurbaşkanınca karar verilen hallerde olağanüstü durumlarda kullanılmak üzere.’ Ne bu biliyor musunuz? Düşman karşıdan geliyor, buraya düşmana karşı orduyu koyacaksın ya da uçaksavar için tek doğru yer bu burun, oraya koyacaksın. Ülke savunması için acil ve alternatifsiz bir durum olacak. Oradaki de diyecek ki ‘Ben yerimi vermem. Orayı parasını ödeyip acele kamulaştıracaksın.’ Bu kadar istisna bir durum bu. Örneğin Kıbrıs’a çıkartma askeri yollayacaksın, adam diyor ki ‘Benim tarladan çıkartma gemilerine kapak attırmam.’ ‘Al paranı çekil kenara.’ Bu kadar istisna bir şey bu. Duyuyor musun beni hacı amca? Hacı teyze duyuyor musun beni? Yurt savunması ve acil durumda sadece Cumhurbaşkanının kullanacağı yetki bu. Savaş, olağanüstü durum, milli menfaat. Bu Cumhurbaşkanı, bu Erdoğan bu yetkiyi Akbelen ormanını Limak şirketine vermek için kullandı. İşte bu kadar. Ormanı şirkete vermek için kullandı. Bu yetkiyi düşmanı savmak için kullanmıyor, bunu ormanı madene açmak için kullanıyor. Bunu bütün vatandaşlarımızın, bilhassa AK Parti seçmeni olan ama ormanı seven, doğayı seven, ağacı seven, bitkiyi seven herkese şikayet ediyorum. Bunu duyun, bunu bilin ve biz buna itiraz ediyoruz.”“386 BİN MADENE RUHSAT VERDİLER”“Bakın 80 yıllık Cumhuriyet tarihinde, 80 yıllık Cumhuriyet hükümetleri bin 186 madeni ruhsat verdiler. Toplam bin 186. O 80 yıldan sonraki 20 yılda AK Parti 386 bin madene ruhsat verdi. 80 yılda verilenin 20 yılda 350 katını verdi. Bakın Muğla’nın yüzde 60’ını madeni açtılar. Muğla’nın yüzde 60’ı maden ruhsat alanıdır. Bu Muğla bir ilçesini Allah göstermesin, vermeyi kabul etsen Almanya’nın tapusunu üstüne yaparlar, öyle bir yer bu Muğla. Bir ilçesini, bir ilçesini. Tut şuradaki bir ilçesini ‘Vereyim mi sana?’ da. Almanya’nın tapusunu verirler sana. Hollanda’yı verirler sana. İngiltere’nin yarısını verirler sana. Bu Muğla’nın yüzde 60’ını maden ruhsatına açtı bunlar. Yüzde 60’ını.”“ANAYASA MAHKEMESİ BEKLİYOR”“Biz Anayasa Mahkemesi’ne gittik. Anayasa Mahkemesi bekliyor. Anayasa Mahkemesi’nin saygıdeğer başkanına, değerli üyelerine sesleniyorum. Bizim Anayasa Mahkemesi’nde bekleyen başvurularımız var. Arkadaşlarımızın hak ihlalleri için, arkadaşlarımızın sağlıkları için, özgürlükleri için ya da çok farklı konularda. Hiçbiri için beklemeye tahammülümüz yok ama Allah rızası için, şu kadarcık oradaki kızılçam ormanları için, meşeler, kestaneler için, zeytinler için, orada yaşayan o zavallı küçücük tilki yavrusu için, porsuklar için, tavşan için, saka kuşu için, arı kuşu için, oradan hayatın devamını sağlayan arı kolonileri için, 200 tür bitki için, 100 farklı tür kuş türü için Anayasa Mahkemesi’ne buradan Milas meydanından çağrıda bulunuyorum. Ve bu canlılar için, bu güzel memleket için Anayasa Mahkemesi’ne ‘lütfen’ diyorum. Sizlere rica ediyorum. Bu milletin sesini duyun, bu ormanın sesini duyun, bu hayvanların, bu kuşların, bu ağaçların günahına girmeyin. Bu günahkar Erdoğan’a ‘dur’ deyin, ‘dur’ deyin. Anayasa Mahkemesi’nin sayın üyeleri, bu gece başınızı yastığa koyduğunuzda o orman köylüsünü düşünün. Onun için mücadele eden, 80 yaşında bastonuyla direnen teyzeyi, onun akıttığı gözyaşını düşünün. Oraları maden olduğunda yok olacak olan o hayvanları, o güzelim ağaçları düşünün. Ve bir tane zeytinin bile kıymetini düşünün ve 1,5 milyon zeytin ağacının kesimine ‘dur’ demek sizin yetkinizde. Bu gece onları düşünün ve artık bu başvuruyu öne çekin, görüşmesini yapın, bu katliama ‘dur’ deyin. Sizden bunu bekliyoruz. Bu taraf çok güzel bir slogan atıyor, duyayım. ‘Havama, suyuma, toprağıma dokunma.’ Tamam şimdi jimmy jib Akbelenlileri çekiyor. Akbelen köylüleri. Sayın Anayasa Mahkemesi üyeleri. Bu teyzemleri görüyor musunuz? Onların hatırı için iptal bekliyoruz. Onların hatırı için. Anayasa Mahkemesi Limak’a ‘dur’ deyip bu teyzemin yüzünü güldürmeni bekliyoruz.”“BU MEYDANLARIN GÜCÜDÜR”“Değerli Muğlalılar, bu iktidar doğaya iyi gelmedi, tarıma iyi gelmedi. Baktığınızda kimseye iyi gelmedi. Ne çocuklara, yenidoğan bebeğe de iyi gelmedi, çocuğa da iyi gelmedi, kadına iyi gelmedi, yoksula iyi gelmedi, orta direğe iyi gelmedi. Memura, işçiye iyi gelmedi. Çiftçiye de iyi gelmedi. Muğla Planlama Ajansı’nın hazırladığı bir rapor. Buraya çalışırken önüme geldi. Muğla’da çiftçilerin yüzde 69’u ‘Gelirim giderimi karşılamıyor’ diyor. Var mı burada çiftçiler? ‘Gelirim giderimi karşılamıyor’ diyor. Doğru mu? Bir çiftçiler el kaldırsın, göreyim meydanı. Yüzde 63’ü ‘Başka bir imkanım olsa çiftçiliği bırakırım’ diyor. Doğru mu? En kötüsü de bu. Yüzde 75’i. Dört çiftçiden üçü diyor ki ‘Evladım benim gibi çiftçi olmasın. Başka bir işi olsun’ diyor. Doğru mu? İşte 58 yaş ortalamasına gelen çiftçilerin düşürüldüğü durum bu. 2026 yılında bütçe yapıldı. Bütçe Cumhuriyet’in bize kazandırdığı en büyük haktır. Bir ülkede tek adam varsa, her şeye o karar verir. Ama o ülkede parlamento varsa, bütçe hakkı vardır ve bütçeye milletin temsilcileri karar verir. Bu sene parlamentoya bütçe geldi. Gelen bütçede çiftçi için ayrılan para, destekleme için sadece 168 milyar lira. Oysa kanun, ‘Gayrisafi milli hasılanın yüzde 1’i olacak’ diyor. Yani 772 milyar lira. Çiftçi beş hak etmişken, bütçeye bir koydular. Kanuna aykırı bütçe getirip geçirdiler. Çiftçi yüzde 1’ini hak ediyorken, binde 2’sini, hakkının beşte birini verdiler. Açık açık konuşalım. Bu ülkede tarım bilinçli olarak bitiriliyor. Türkiye yurt dışına bağımlı hale getiriliyor. AK Parti çiftçinin değil, yurtdışından gıda ve hayvan ithal edenlerin menfaatini düşünüyor. Bakın düne kadar bu otobüsün üstünden ve deprem bölgesinde de bir hafta boyunca 55 kez şunu söyledim: ‘Çiftçiler kredi kullanırken borcu yoktur kağıdı isteniyor. Bu kadar sıkıntı var, vergi borcu, SGK yani Bağ-Kur borcu olmayan çiftçi nasıl olsun? Bu kağıdı istersen nasıl kredi kullanabilsin?’ Nihayet dün akşam, bu gece 400 bin liraya kadar kullanılacak kredilerde ‘borcu yoktur’ kağıdından nihayet vazgeçtiler. Bu Erdoğan’ın çiftçiler için isteyerek attığı bir adım değildir. Bu, bu meydanların gücüdür. Sizin gücünüzdür. İtirazın ve ısrarlı tekrara verilen desteğin gücüdür. Bugün bu geri adım attırdık, yarın çok daha büyük adımları hep birlikte atacağız. Çiftçisine sahip çıkan bu meydanlara yürekten teşekkür ediyorum.”“O SENETLERİ YIRTIP ATACAĞIZ”“İkincisi buradan deprem bölgesine bir kez daha selam olsun. Biliyorsunuz deprem bölgesine bir hafta gittim, 55 tane orada program yaptık. Her programda şunu anlattım. Depremden sonra bu milletten Motorlu Taşıtlar Vergisi’ni iki kez istediniz verdik. KDV’yi ikiye katladınız, ses etmediler. ÖTV’leri artırdınız, deprem için diye ödediler. Yurtdışı çıkış harcından tutun, her harcı artırdınız. Bağış kampanyaları ile birlikte toplam 71 milyar dolar toplandı. Ne yaptılar? 40 milyar dolarla konutlar bitti diye hesap yaptılar. Onların yalancısıyız. Yani konutlara lazım olan para toplandı ve 31 milyar da fazlası var. Ama depremzedeye anahtar vermeden önce senet imzalatıyorlar. ‘Nokta nokta nokta lira borçluyum, nokta nokta nokta faiz ödeyeceğim.’ 100 kere söyledim, afet konutunda faiz olmaz. Ama orayı çizince anahtarı vermiyorlar. Neymiş efendim? Dükkan olursa kanun dışıymış, kapsam dışıymış. Rezerv alan kapsam dışıymış. Dedik ki ‘Faiz olmasın.’ 10 gün sustular, toplumda yükselen baskıyı görünce dün açıkladı ‘Faiz almayacağız’ diye. İşte bu tekrarın, mücadelenin ve bu meydanların gücüdür. Şimdi diyor ki ‘İki yıl ödemesiz, 18 yıla böleceğim. Peşin verene beşte birine vereceğim, birkaç milyona ev vereceğim.’ Ya bu evlerin parasını bu aziz millet vergi olarak ödedi. Bağış kampanyaları ile ödedi. Daha ne parası? Buradan Erdoğan’a sesleniyorum: O boş senetleri ya yırtıp atacağız, ya yırtıp atacağız. Başka çaresi yoktur.”“ERDOĞAN’DAN ARTIK BİR TEK ŞEY İSTİYORUZ”“Bundan sonra artık bu mücadele Erdoğan’dan bir şey isteme mücadelesi değildir. Ben 20 bin liralık emekli maaşını, Erdoğan’ın eskiden olduğu gibi 1,5 asgari ücret olan 42 bin liraya çıkartmasını ya da bizim söylediğimiz gibi asgari ücreti 39 bin lira yapmasını beklemiyorum. Biz Erdoğan’dan asgari ücrete zam, emekliye zam, depremzedeye bedava konut, öğrenciye yurt, yasaksız Türkiye, vizesiz Avrupa istemiyoruz. Erdoğan’dan bir şey istersem yazıklar olsun. Ondan bir tek şey istiyoruz. Erken seçim sandığını istiyoruz. İktidara geldiğinde 8 çeyrek altın alan en düşük emekli maaşı, bugün 1,5 çeyrek alıyor. 7 çeyrek altın alan asgari ücret, 2 çeyrek altın alıyor. Ortalama çiftçi geliri, 19 bin 700 lira. Asgari ücret sefalet ücreti ve maalesef ortalama ücret noktasına geldi. Oysa asgari ücret, ilk bir yıl alınan, kıdemle birlikte hızla uzaklaşılan en düşük ücrettir. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak iktidar olduğumuzda bugünkü şartlarda asgari ücreti 39 bin lira, en düşük emekli maaşını önce bir asgari ücret ve sonra Erdoğan öncesi gibi 1,5 asgari ücret yapmaya geliyoruz. Biz Erdoğan’dan zam değil, zam yapmak için milletten yetki; Erdoğan’dan da sadece ve sadece seçim sandığı bekliyoruz.”“LİMAK’IN DEVRİ BİTECEK AKBELEN KÖYLÜLERİNKİ BAŞLAYACAK”“Değerli Muğlalılar, geçtiğimiz hafta Erdoğan çıktı, bir yerde konuşma yaparken arada yapıyor ya prompterdan çıktı ve kendisi konuşurken döndü. ‘Bu gidişi durduramayacaksınız Özgür’ dedi bana. Vallahi bozuk saat günde iki kez doğruyu gösterirmiş ya. Erdoğan’ın doğruyu söylediğini son zamanlarda ilk kez duyuyorum. Şunu bilsin ki hiç niyetim yok, bu gidişi durdurmayacağım. Millet sizi yolluyor, gidiyorsunuz. Bunu durdurmayacağız. Ama sen de şunu bil; bu gelişi durduramayacaksın. Cumhuriyet Halk Partisi’nin gelişini durduramayacaksın. Türkiye İttifakı’nı durduramayacaksın. Sosyal demokratları, muhafazakar demokratları, milliyetçi demokratları, Kürt demokratları, liberal demokratları, sosyalist demokratları, Türkiye İttifakı’nın iktidarını, ay - yıldızlı albayrağı elinde taşıyan Türkiye İttifakı’nın iktidarını durduramayacaksın. Şu bayraklar ellerinizde o kadar güzel dalgalanıyor ki. O kadar güzel dalgalanıyor ki şunu bilsin herkes; bu bayrakla sorunu olmayan, ülkenin bölünmez bütünlüğüyle sorunu olmayan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’le sorunu olmayan herkes bizdendir, herkes bizimledir. Türkiye İttifakı budur. Biz kazanacağız ve bu mücadele bir dönemi kapatıp bir dönemi açacak. Artık bakan evlatlarının devri bitecek, vatan evlatlarının devri başlayacak. Artık Limak’ın devri bitecek, Akbelen köylülerinin devri başlayacak. Artık yandaş müteahhitler değil, bu aldığı 20 bin lira sefalet maaşıyla bu meydana itiraza koşan emekliler; yandaş müteahhitler değil, bu meydanı dolduran emekçiler, çiftçiler kazanacak. Halk kazanacak. Halkın evlatları kazanacak. Vatan evlatları kazanacak.”“YİNE KAZANDIK, BİR DAHA KAZANDIK”“Bugünün özel bir anlamı var. 19 Mart darbesinden beri tam 333 gün geçti. 333 gün. O gün demiştim ki, hangi gün hatırlayalım. 47 yıl sonra partimizi birinci parti yapıp, Türkiye’de yüzde 65’e hizmet götürmeye milletten yetki alıp, bütün Türkiye’de çok büyük başarılara imza atıp Ak Parti’yi de tarihinde ilk kez ikinci bırakıp birinci parti olduğumuzda Adalet ve Kalkınma Partisi, bizi tebrik etmek, bizimle hizmette rekabet etmek, eğer genel seçimleri de kazanırsak bize ülkeyi teslim etmek yerine başka bir şeye kalkıştı. 19 Mart tarihinde, millete, ‘Hayır senin değil benim dediğim yönetecek’ dedi. Bir de ‘Beni seçersen millidir, beni seçmeyince kirlidir’ dedi. Milli iradeye, ‘Mundar oldu’ da dediler bir sürü sözler de söylediler. Geçmişte seçimleri iptal ettiler, yine kazandık, bir daha kazandık. Bu sefer AK Parti bizi gençlik kollarıyla, kadın kollarıyla, ana kademesiyle yenemeyeceğini anladığı için yargı kollarını kurdu. Hiçbir partide olmayan, demokrasiye yakışmayan ve darbeyi tankla, topla değil cübbeyle yaptıran bir işe kalkıştılar. Bu milletin seçtiklerini içeri atıp bu millete ayar vermeye, bu milleti sindirmeye ve geriye çekilmeye zorladılar.”“ARKASINA TRUMP’I ALMIŞ, BİZE MEYDAN OKUYOR”“Bu ülke devletini sever. Çağırır, askere gider. İster, vergi verir. Laf söyletmez. Gün gelir, onun için canını verir. Ama sen devleti milletin karşısına dikersen, devleti bir partinin ilan edersen, kendi çıkarın için devleti işin içine sokarsan, alet eder ve onu lehine kullanırsan bu millet buna ‘Dur’ der. İşte 31 Mart’ta bu millet valilerin AK Parti il başkanı gibi çalışmasına, kaymakamın ilçe başkanlığı görevini üstlenmesine, uzman çavuşlarımızın emir altında hiç gitmedikleri ve bir daha hiç olmayacakları illerde, ilçelerde zorla oy kullandırılmasına, seçimdeki baskılara, haksızlıklara; yani devleti partinin, partiyi devletin sahibi gören AK Parti’nin kara düzenine karşı dimdik durmuştur. Ne zaman devletle millet yarışır, millet kazanır. Tayyip Erdoğan, arkasına devleti almış, devletin gücünü almış, Trump’ı almış. Bize meydan okuyor. Vallahi de biz kazanacağız. Çünkü biz milletin tarafındayız. Arkamızda millet var. İşte bu şartlar altında 19 Mart günü bu darbeye maruz kaldığımızda şunu söyledik; ‘Her darbenin bir hedefi var. Bu darbe öncekilerden farklı. Öncekilerden darbe iktidara yapılıyordu. Bu sefer darbeyi iktidar yapıyor. Kime yapıyor? Kendinden sonraki iktidara. Kim yaptırıyor? Cumhurbaşkanı. Niçin yaptırıyor? Kendisi için. Kime yaptırıyor? Kendinden sonraki Cumhurbaşkanı’na. Burada madem ki devletin savcısı AK Parti’nin yargı kolları başkanı olmuştur; madem ki devlet AK Parti’yi - AK Parti devleti kendisiyle iç içe geçmiş olarak Erdoğan’ın elinde bulmuştur, o zaman buna milletle direnmek lazım. Darbenin hedefi bir sonraki iktidardır. Sembolik hedefi Saraçhane binasıdır. O zaman orayı kayyıma vermemek, teslim olmamak, milletle bir savunmak lazımdır. Çağırdık, ‘Saraçhane’ye gelin.’ Biz bunu söylediğimizde anında İstanbul Valiliği beş gün boyunca üç kişinin bir araya gelmesini yasakladı. ‘Oraya gelemezsiniz’ dedi. Yetmedi otobüsleri durdurdular, köprüleri kaldırdılar, metroları yasakladılar, vapurları bağladılar ve ‘O meydana bir kişi bile giremeyecek’ dediler. Arkadaşlar dedi. ‘Eyvah ne olacak?’ ‘Ne olacaksa bu akşam olacak’ dedim. ‘Ya bu millet gelip Cumhuriyet’e sahip çıkacak, demokrasiye sahip çıkacak. Ya da onlar kazanacak.’ O gün Vatan Emniyetin önünde 4 bin Cumhuriyet Halk Partili, İstanbul Üniversitesi’nin önünde 2 bin 500 üniversite öğrencisi bu çağrıdan sonra önündeki bariyerleri yıktılar, Saraçhane’ye geldiler. Böyle oranın balkonundan onlara konuştum. Dedim ki, ‘İstanbul’u buraya çağırın. Bugün akşam 8.30’da bu otobüsün üstünden konuşacağım.’ O akşam o çalışmayan bağlı vapurlara, kalkmış köprülere ya da çalışmayan trene, metroya aldırmadan 16 kilometre yürüyenler, 15 kilometre yürüyenler bir şekilde geldiler ve Saraçhane Meydanı’nda bu ülkenin demokrasisine sahip çıktılar. Tam 110 bin kişi. O gün bugün 89’ncu kez bu otobüsün üstündeyiz. O gün bugündür diyoruz ki; ‘Öğrenci kurtulmadan polis kurtulmaz. Emekli kurtulmadan emekçi kurtulmaz. Çiftçi kurtulmadan esnaf kurtulmaz. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz.’ Hepinizin yüreğine sağlık, teşekkür ediyorum. Milas Meydanı’nda iğne atsak düşecek yer var mı? O zaman bu sığmamış kardeşlerime de böyle bir el sallayım. Helal olsun Milas’a, bu muhteşem kalabalığa.”“YOLUN ÜÇTE BİRİNİ YÜRÜDÜK”“19 Martlar darbesinden bugüne tam 333 gün geçti. O gün demiştim ki ‘Gerekirse Cumhuriyet tarihinin, dünya siyasi tarihinin en uzun kampanyasını yapacağız. Gerekirse bin gün kampanya yapacağız.’ O gün lafı hafife alanlar olmuştu. Bugün 333’üncü gün. İlk günkü azimde miyiz, ilk günkü enerjide miyiz? Biraz önce sordum Gemini, yapay zekaya. Ver yemini, şaha kalksın Gemini. Dedim ki ‘666 gün sonra tarih nedir?’ 13 Aralık 2027. Hani diyorlar ya ‘Kasım 2027’de yapacağız seçimi, daha önce yapmayız.’ Yani bugüne kadar üç günün biri geçti, ikisi kaldı. Bininci güne ulaştığımızda AK Parti iktidarından kurtulmuş olacağız. AK Parti’nin kara düzeni bitmiş olacak. Vallahi yolun üçte birini yürüdük. Ben ilk günkünden daha enerjik, daha güçlü, daha heyecanlı ve daha kararlı hissediyorum. Siz de öyle hissediyor musunuz? Bu meydanlar doldukça… Yani dediğim şu; pijamalar çıkıp, kumandalar bırakılıp, en yakındaki çağrıldığın meydana koştuğunda hiçbir şey zor değil. O zaman başaracağız. Asla ve asla katlanmak zorunda değilsin. Bize katılabilirsin ve sen kazanacaksın. Bu emekli maaşına, bu düşük ücrete, bu yoksulluğa, bu enflasyona, bu zamlara, işsizliğe, adaletsizliğe, haksızlığa katlanmak zorunda değilsiniz. Bir çaresi var. Var bir çaresi, onun da adı; Cumhuriyet Halk Partisi.”“MİTİNG MİTİNG ANLATTIM, BU KADAR GÜÇLÜ ANLATAMAZDIM”“Milas’tan ilan ediyorum ki AK Parti’nin kara düzeninin sonu gelmiştir. Artık kısa çöp, uzun çöpten hakkını alacaktır. Bu meydanları dolduran yoksullar, orta direk, ezilenler bu zengin ülkenin zenginliğinden payını alacaktır. Hep birlikte çalışıp, daha çok kazanıp, daha adil bölüşeceğiz. Zenginlerin bir elinin yağda, bir elinin balda olduğu, verginin yüzde 88’inin bu meydanlardan toplandığı AK Parti’nin kara düzenini yıkacağız. Çok kazanandan çok alacağız, az kazanandan az alacağız, garibanın yakasından bu kirli elleri çektireceğiz. AK Parti’nin kara düzenini hep birlikte yeneceğiz. Bu AK Parti’nin kara düzeninde, bakın nasıl suçüstü yakalandılar. Bir gün akşam İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı. Ki hatırlayın; ne kadar tartışmalı karar varsa geçmişte hepsini alan, sonra da Anayasa Mahkemesi hak ihlalleri verdiği halde terfi ettirilen, ödüllendirilen birisi. Önce hakimdi. Siyasete girdi, Bakan yardımcısı oldu. Oradan İstanbul Cumhuriyet başsavcısı oldu. Çıkmış televizyona diyor ki… ‘Ben düne kadar…’ Bakın onun ağzıyla söylüyorum. ‘Ben düne kadar İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’ydım…’ Gece 23.59’da başsavcı. Güya tarafsız. Güya adil. Güya partisiz. Güya herkese eşit. Ama 23.59’da bu noktada, 24.00’te daha görevinden ayrılmadan, bir imzasıyla Erdoğan’ın Adalet Bakanı oldu. Ertesi gün Erdoğan’la birlikte AK Parti’nin İl Başkanları Toplantısı’na katıldı utanmadan ve AK Parti’nin il başkanlarına diyor ki ‘Partimizin başarısı için çalışacağım.’ Bütün Türkiye’nin önünde bugüne kadar 89 miting anlattım. ‘Bu dava siyasidir’ diye. 89 miting, bu kadar güçlü anlatamazdım. Akın Gürlek siyasidir. AK Partilidir. AK Parti il başkanlarının önünde ‘Partimiz için çalışacağım’ diyen kişi, bir gün önce Ekrem İmamoğlu’na, arkadaşlarımıza iftira atan, zulmeden kişidir. Burada bir kez daha milletimizin, yüce Türk milletinin önünde söylüyorum ki: Bu dava siyasidir, Akın Gürlek siyasidir. Bunların hepsi iftiradır, canlı yayına cesaretleri yoktur, ama canlı yayını da tutuksuz yargılamayı da arkadaşlarımızın masumiyetini kanıtlamayı da biz hep birlikte başaracağız. Hep birlikte başaracağız. Arkadaşlarımıza inanıyor musunuz? Bu sahtekarların, iftiracılarına yalanlarına karşı seçtiklerinizin arkasında mısınız? Hep birlikte başaracak mıyız?”“DÜNYANIN EN SİYASİ DAVASIDIR”“Dünya siyasi tarihine geçecek ki dünyanın en siyasi davası İstanbul Büyükşehir davasıdır. Bileğimizi bükemedikleri için, hizmette yarışamadıkları için, onu yenemeyecekleri için hapse atmışlardır. Buradan hemşehrilerimin huzurunda, Ege’nin göbeğinde, kardeşlerimin, analarımın, babalarımın yanında and içiyorum ki; biz bu mücadeleyi kazanacağız, bu iktidarı biz değiştireceğiz. Gençler asla ve asla üzülmesinler. Bizim iktidarımızla birlikte yasaksız bir Türkiye, vizesiz Avrupa geliyor. Emekliler şuna inansınlar. İktidarımızda, üç ay sonra alacakları emekli maaşında bir asgari ücret emekli maaşından aşağı alan kimse kalmayacak. Bütün maaşlar buna oranlı olarak artacak. Bizim iktidarımızda asgari ücret bugünkü parayla 39 bin lira olacak. Bir yıl çalışanlar dışında herkes asgari ücretin üzerindeki kademelerde maaş alacak. Bizim iktidarımızda; çiftçisi de hayvancısı da arıcısı da balıkçısı da hak ettiği yüzde 1’lik desteklemeyi, yani bugünün beş katı desteklemeyi alacak. Bütün ürünler, başta doğru ürüne yönlendirilen teşvik ve destek programları ile alım garantili ve ekildiğinde, dikildiğinde hangi paraya alınacağını bilerek iflasa sürüklenmeden yepyeni bir tarım politikasıyla, devlet destekli bir tarım politikasıyla, çiftçilerin de hayvancılıkla uğraşanların da yüzü gülecek. Her şeye rağmen, iş bulamazsak, ‘İşin yok, aşın yok’ olmayacak. Sosyal devlet kimsesizlerin kimsesi olacak. Temel Vatandaşlık Geliri ile işi olmayanın çocuğu aç olmayacak. Ayağı çıplak olmayacak. Tenceresi boş olmayacak. Okulda gözü arkadaşının beslenme çantasında olmayacak. Hepsinin sahibi Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti olacak.”“BİZE KATIL, İKTİDARI DEĞİŞTİRELİM”“Ben buradan bir hayali anlatmıyorum. Bir hakkı tekrarlıyorum, hakkı. Bugün dünyadaki gelişmiş ülkeler, ki hiçbiri bizim gibi zengin imkanlara sahip değil. Üç tarafı deniz, tarih ise tarih, nüfussa nüfus, madense maden, petrolse petrol, balıksa balık. Ne ararsan hepsi taşıyor memleketten ama birileri bunların hepsini kendi kesesine taşıyor. Yoksulun kesesini düşünmüyor. Onun için bir hak olanı söylüyorum ve bundan sonrası için de diyorum ki, ‘Artık bu kabustan uyanmanın, artık silkinip ayağa kalkmanın zamanıdır. AK Parti‘ye oy verip yoksul kalanlara sesleniyorum. AK Parti’ye oy verip işsiz olanlara sesleniyorum. AK Parti’ye oy verip mağdur olanlara sesleniyorum: Katlanmak zorunda değilsin, bize katılabilirsin. İktidar değiştiğinde ilk senin yüzün gülecek. Çünkü sen suçsuz, günahsız, AK Parti’nin kara düzeninin oyunu aldığı, emeğini çaldığı, yarınını kararttığı güzel bir insansın. Bize katıl, bu iktidarı değiştirelim.”“HAKKIMIZI KENDİMİZ, SÖKE SÖKE ALACAĞIZ”“Tayyip Bey’in dediği gibi. Diyor ki ‘Bu gidişi durduramazsın Özgür.’ O gidişi hızlandıracağız. Seni yollayacağız, milletin iktidarını kuracağız. Her güzel şeyin bir sonu var. 89’uncu eylem Milas’ta. Ben de bitsin istemiyorum, bir kişi de ayrılmıyor, bitsin istemiyor. Ama şimdi bitsin. Evlerimize gidelim ve bundan sonra ne zaman çağırılıyorsak koşa koşa meydanlara gelelim. Ne görev veriliyorsa yapalım. Bu iktidarı değiştirelim. Hakkımız kimse vermeyecek, kendimiz alacağız. Söke söke alacağız. Milas, güzel Milas bu büyük iktidar yürüyüşüne var mısın? Birlikte yürüyecek miyiz? Ekrem Başkan içeride olsun varsın. Onun yerine adayım sensin, var mısın? Sokak sokak, kapı kapı, köy köy, ev ev çalışmaya hazır mısın? Biz pijamayı çıkarttık, meydandayız. Pijamayı çıkarmayanın kapısına gideceğiz, gönlünü alacağız, oyunu alacağız. Hazır mısın? Yürüyor muyuz hep birlikte? Haydi o zaman, yolunuz açık olsun, yolunuz açık olsun. Yürüyelim arkadaşlar.”

World Media Group (WMG) Haber Servisi
Gündem
Gündem
Gündem