Okula Saldırının “Bulaşması”

Okula Saldırının “Bulaşması”: Türkiye, Artık Bu Kavramla Yüzleşmek Zorundadır.

Siverek’te eski bir öğrencinin pompalı tüfekle okula girip 16 kişiyi yaralamasının ardından, ertesi gün (bugün) Kahramanmaraş’ta bu kez ölümcül neticeleri olan ikinci bir okul saldırısı yaşandı. Aynı gün Gaziantep Şahinbey’de Mimar Sinan Anadolu Lisesi önünde 15-16 yaşlarında dört şüphelinin bir öğrenciyi okul bahçesinden dışarı çağırıp kurusıkı tabancayla ateş açtığı, bir şüphelinin yakalandığı ve üçünün arandığı bildirildi. Okul saldırıları Türkiye’de hâlâ nadir görülüyor olabilir ama artık “bize olmaz” cümlesi gerçeklikle bağını kaybetmiştir.

Yıllardır Amerikan verileri üzerinden tartışılan ama bizim kamuoyumuzda yeterince ciddiye alınmayan bir kavram önümüze gelmektedir: "Contagion", yani bulaşma etkisi. Towers ve arkadaşlarının Contagion in Mass Killings and School Shootings (Toplu katliamlarda ve okul saldırılarında bulaşma ) başlıklı çalışması, ABD verileri üzerinde yaptığı modellemede, kitlesel öldürmeler ve okul saldırıları sonrasında benzer olayların olasılığında geçici bir artış bulunduğunu göstermiştir. Çalışmaya göre okul saldırılarında bu “bulaşıcı pencere” ortalama yaklaşık 13 gün sürmekte ve her olay en az 0,22 yeni olayı; ateşli silahla kitlesel öldürmeler ise ortalama 13 gün boyunca en az 0,30 yeni olayı teşvik etmektedir.

Bu bulguyu yanlış anlamamak gerekir. Çalışma, “bir haber çıktı, ertesi gün bire bir kopyası oldu” gibi kaba bir nedensellik kurmamaktadır. Yazarlar özellikle, "olayların coğrafi yakınlıktan çok zamansal yakınlık göstermesi ve anlamlı bir mekânsal kümelenme üretmemesi, bu örüntünün yerel mahalle etkisinden çok yaygın medya görünürlüğü ve sembolik taklit ile uyumlu olduğunu düşündürdüğünü" söylemektedir.

Türkiye’nin son 48 saatine bu gözle baktığımızda, önümüzde sadece üç ayrı asayiş haberi yoktur. Önümüzde, okulun bir anda “hesaplaşma sahnesi”ne dönüştüğü bir iklim vardır. Siverek’te, Kahramanmaraş’ta okullar hedef olmuş durumdadır. Gaziantep’te can kaybı yaşanmamış ve olay kurusıkı tabancayla gerçekleşmiş ama yine okul çevresi seçilmiştir.  Yine öğrenci hedef alınmış, yine panik üretilmiştir. Demek ki bulaşan şey yalnız tabiri maruz görülürse kurşun değildir. Bulaşan şey, okulun tehdit mekânı olarak hayal edilmesidir. Bir başka deyişle, copycat (taklit)  etkisi bazen aynı şiddet yoğunluğuyla değil, aynı sahneyi yeniden kurma biçiminde ortaya çıkabilmektedir. Siverek ve Kahramanmaraş doğrudan okul saldırısı iken Gaziantep ise o saldırıların hemen ardından okul çevresinde kurulan korku senaryosu olarak ortaya çıkmaktadır. Gaziantep'deki bu olay küçümsenecek değil, tam tersine çok ciddiye alınacak bir geçiş formudur. 

Bu nedenle en büyük hata, her olayı birbirinden kopuk ve sadece “kişisel husumet”, “ergen kavgası” ya da “münferit psikoloji” diye açıklamak olacaktır. Evet, her dosyanın kendi somut nedeni olabilir ama toplumsal düzeyde soru başka yerdedir: Neden aynı kısa zaman penceresinde okul, yeniden şiddetin adresine dönüşmektedir? Araştırmalarda en rahatsız edici ders şudur: Büyük olaylar yalnız mağdur üretmez, aynı zamanda kırılgan, öfkeli ya da teşhire açık kişilere bir eylem şablonu da sunabilir. O şablon bazen tam bir okul katliamı olur, bazen okul önünde silah gösterisi, bazen kurusıkı ile hedef gösterme, bazen sosyal medyada tehdit. Ama hepsi aynı kamusal siniri tahrip etmektedir: Çocukların okula güvenle gitme hakkını.

Araştırmalarda ortaya çıkan ikinci önemli ders de, kolaycı “suçlu deli birey” anlatısının sarsılmasıdır: Okul saldırıları ve kitlesel öldürmeler ile ateşli silah sahipliği yaygınlığı arasında anlamlı ilişki bulunurken, silah sahipliği hesaba katıldıktan sonra ruhsal hastalık yaygınlığı ile anlamlı bir ilişki bulunmuyor. Bu sonuç tek tek vakalarda ruh sağlığının önemsiz olduğu anlamına gelmemekte ancak kamuoyu tartışmalarını “ruh hastası biri yaptı” kolaycılığına gömmenin yanlış olduğunu göstermektedir. Yapısal mesele, erişim ve tetiklenme meselesidir.

Buradan çıkacak sonuç açıktır: Türkiye’nin artık okul güvenliğini sadece kapıya polis koymakla, duvara kamera takmakla ya da olay olduktan sonra “soruşturma başlattık” demekle yönetemeyeceği görülmüştür. Çünkü bulaşma etkisi, yalnız fiziksel güvenlik açığında değil iletişim açığında, medya dilinde, dijital tehdit takibinde, okul-aile-kolluk koordinasyonsuzluğunda büyür. Eğer bir olaydan sonra 48 saat içinde tüm okullara dönük tehdit taraması yapılmıyorsa, sosyal medya ekran görüntüleri merkezi havuzda toplanmıyorsa, eski öğrencilerle veya husumetli çevrelerle ilişkili riskler yeniden sınıflandırılmıyorsa, okul açılmadan önce yazılı tehdit değerlendirmesi hazırlanmıyorsa, devlet aslında yalnız saldırıya değil, saldırının çoğalma ihtimaline de geç kalıyor olabilir.

Bu nedenlerle: Okulu hedef alan her ciddi silahlı olaydan sonra, olayın yaşandığı okulda ve gerekiyorsa yakın risk çevresinde en az iki günlük zorunlu tehdit değerlendirme tatili standart hâle gelmelidir. Bu, panik değil bulaşma penceresini kırma tedbiridir. Birinci gün olay yeri, dijital izler ve temas ağları taranır. İkinci gün yeniden açılış güvenliği, psikososyal destek ve olası taklit tehditleri değerlendirilir. Türkiye, “eğitim aksamamalı” refleksiyle çocukların güvenliğini yarıştırmamalıdır. Eğitim bir gün telafi edilir; okulda kaybolan güven duygusu kolay telafi edilmez.

Bir başka zorunlu adım da medya dilidir. Sansasyon, isim yüceltme, görüntü tekrarları ve failin performansını merkeze alan dil, toplumsal savunma değil toplumsal risk üretir. Bizde ise tam tersine, olay anı görüntüsü, silah sesi, failin güzergâhı, okulun adı, sınıfın yeri, öğrencilerin kaçış anı neredeyse bir “seyirlik kriz ürünü” ne dönüştürülmektedir. Oysa sorulması gereken soru, failin kaç el ateş ettiği değil bu ülkenin niçin kısa aralıklarla okulların etrafında şiddet ve tehdit senaryoları görmeye başladığıdır.

Türkiye, Amerika değildir. Ama Türkiye’nin Amerika’nın hatalarından ders çıkarması için Amerika’ya dönüşmesi de gerekmez. Siverek, Kahramanmaraş ve Gaziantep aynı şey değildir. Fakat hepsi aynı uyarıyı vermektedir: Şiddet yalnız öldürerek değil, örnek oluşturarak da yayılır. Eğer devlet, medya ve eğitim sistemi bunu hâlâ sadece “üç ayrı haber” sanıyorsa, asıl tehlike tam da oradadır. Çünkü bazen bir toplumu felakete götüren şey, ilk saldırı değil ilk saldırıdan sonra hâlâ bunun bir model üretmediğini sanmaktır.

Yazar: 

Prof.Dr.İ.Hamit Hancı – Av.Dr.Alp Aslan

Adli Bilimciler Derneği