Özgür Özel : "Aklınızı Başınıza Alın"

Özgür Özel Cemil Tugay'ın AKP'ye geçişi ile ilgili olarak şunları dile getirdi: "Özeleştiri ne? İçim yanıyor, içim. Bakın özeleştiri için şunu söyleyim. Cemil Tugay’a eğer son imzayı bu elim attıysa, bu el kırılsaydı, bu kafa kırılsaydı bugünü görmeseydi de o namussuzu aday yapmasaydı. Özeleştiri ne? Ama kendilerinin ilk ilan ettiği aday, prensesleri, Aydın’da toplayıp kaçarken hiç orada sorumluluk almayanlar, prensesleri Afyon’dan AK Parti‘ye koşa koşa giderken hiç sorumluluk almayanlar, Ataşehir’de taraf değiştiren altı belediye meclis üyesinin beşi önceki dönemin sorumluluğunda olanlar, çıkıp da bize İzmir’le aramıza girip ‘Özür dileyecek misin?’ İzmirlinin ayağının altına yatarım ama sizin gibi haysiyetsizlik peşinde koşanlara bu partiyi teslim etmem. Aklınızı başınıza alın."

YENİ Parti Lideri Özgür Özel, TBMM'de gerçekleştirilen grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Özel, CHP'ye atanan mutlak butlan yönetimini İzmir üzerinden eleştirdi. Özel, "Kimsiniz siz? Butlancılar. Kimsiniz siz? İktidara teslim olanlar" diye seslendi. Özel'in gündeminde ayrıca dış politika, fon krizi ve İBB davası da vardı.

YENİ Parti lideri Özel, “Değerli yol arkadaşlarım, Türkiye’nin dört bir yanından gelerek grup toplantımızı onurlandıran kıymetli misafirlerimiz, bizleri ekranları başından seyreden, radyolarından dinleyen değerli yurttaşlarımız, hepinizi kuruluş talimatını milletimizin verdiği, adını milletimizin koyduğu, bütçemizi milletimizin oluşturduğu ve sokak sokak, meydan meydan milletimizle birlikte büyüttüğümüz YENİ Partimizin grup toplantısından saygıyla selamlıyorum. Hoş geldiniz” dedi.

“YENİ Parti olarak geçtiğimiz haftayı yine milletimizle kol kola, omuz omuza, yan yana geçirdik. İktidar partisi sokağa çıkamazken biz işçilerle, emeklilerle, çiftçilerle ve esnaflarla birlikte olduk. Önce büyük bir adaletsizliğin yaşandığı güzel Mersinimize gittik. Mersin’in son yerel seçimlerde Türkiye rekoruna ortak olan, yüzde 60 oyla seçilen üç belediye başkanından biri olan sevgili Vahap Seçer’e ve dört belediye başkanımıza, Silifke haziran ayından beri, Yenişehir belediyemize, Mezitli belediyemizde ve Büyükşehir belediyemize yapılan siyasi operasyonlardan sonra Mersin’deydik. Hem Silifke’de, hem Mersin’de büyükşehir belediyesinin önünde onları seçenlerle bir araya geldik.

O seçimin sonucunda göreve gelen belediye başkanlarına yapılan siyasi maksatlı, haksız suçlamaları, gizli tanıkları, itirafçı beyanlarını bahane ederek, normal denetim yolları takip edilmeksizin doğrudan savcılık operasyonu ile yapılan bu haksızlığa karşı önce onları seçenlerle, sonra da kıymetli aileleri ile birlikte olduk. Yine değerli evladını fevkalade üzücü bir şekilde kaybeden Atilla Taş’a o gün taziye ziyaretinde bulunduk. Mersin’den buruk duygularla, yüreğimizin bir kısmını Mersin’de bırakarak ayrıldık.” 

“AİLELERLE BİRLİKTEYDİK”

“Cumartesi günü Cumhuriyet tarihinin en büyük katliamlarından biri olan 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın 11’inci anmasında ailelerle birlikteydik. İlk günden beri ve ilk gün olayın olduğu andan beri o meydandaydık. Ardından üç gün boyunca Adli Tıp’taydık ve 11 yıldır adalet arayışının peşinde, özellikle o dönemlerde canlı bomba oldukları bilinen, istihbaratları alınan, adı - soyadı belli bombacıların nasıl oldu da Manisa’dan, Malatya’dan, Trabzon’dan, Antalya’dan gelen ve barış için miting yapmaya gelenler dörder kez aranmışken önlerine hiçbir arama, hiçbir engel, hiçbir bariyer çıkmadan o miting meydanına kadar geldiklerini, İŞİD’li militanların halen daha firari olanlarıyla ilişkili ailelerin mücadelesini, yakalanmış olanların yargılanmasını ve en önemlisi de bunun insanlığa karşı bir suç olmasından dolayı zaman aşımına uğramamasını ve kamu görevlilerin bu iktidar döneminde olamıyorsa da günü geldiğinde hesap vermeleri için ailelerin bu beklentilerini bir kez daha dile getirdikleri anma töreninde onlarla birlikte olduk.” 

“TÜRKİYE CUMHURİYETİ O DIŞ POLİTİK HATTA YENİDEN OTURACAK”

“Pazar günü Bursa’daydık, Çağrışan Köyü’nde üzüm üreticileri ile bir aradaydık. Onların dertlerini dinledik, çözüm önerilerimizi söyledik. Aynı dilden konuştuğumuzu ve yüzlerini nasıl güldüreceğimizi anlattık. Son olarak Cumhuriyetimize giden yolun en önemli taşlarından birinin döşendiği Mudanya’daydık. Mudanya Mütarekesi’nin 104’üncü yıldönümünde törenlere katıldık ve Barış Yolu Ödülü’nü bu kez Mehmet Haberal Hocamıza seçici kurul vermişti. Önceki Genel Başkanlarımızdan Sayın Murat Karayalçın’ın başkanlığındaki seçici kurulun layık gördüğü ödülü takdim ettik ve hem büyük bir komutan, Garp Cephesi Komutanı; hem de Mudanya ile birlikte diplomat kimliği ön plana çıkan, savaş meydanlarında kazanılan başarıların barış belgelerine geçirilirkenki üstün gayreti ile Türkiye Cumhuriyeti’nin adeta tapu senedinin kabul edileceği Lozan’a giderken Mudanya Mütarekesi’nin önemini bir kez daha hatırladık.

İsmet Paşamızı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü saygıyla, hürmetle andık. Onurlu, kararlı, gücünü bilen, savaş gerektiğinde savaşan ama barışın aslolduğunu hepimize öğreten kurucu kadroların, o gün Lozan’a gittiğinde İsmet Paşa; karşısına Birinci Dünya Savaşı ve Birinci Dünya Savaşı’nı kaybeden ülkelerden biri olduğumuzu hatırlatarak müzakerelere başlamak isteyenlere İsmet Paşa’nın, ‘Beyler ben buraya Mondros’tan gelmiyorum, ben buraya Mudanya’dan geliyorum. Aklınıza başınıza alın’ dediğini hatırlattık. Bugünlerde o günlerden kök alan, o günleri örnek alan, gücünü bilen, barışı önemseyen, ilkeli, onurlu, kimseyi ezmeyen ama ülkesini ezdirmeyen, dış politikayı iç siyasete alet etmek için değil, tüm bir ulusun onurlu mücadelesi için yapanları örnek alıyor; onların izinde olduğumuzu ve çok geçmeden Türkiye Cumhuriyeti’nin o dış politik hatta yeniden oturacağının müjdesini veriyoruz.” 

“ADİL BİR SORUŞTURMA BEKLENTİSİ”

“Değerli arkadaşlar, Mersin’de de andık, üzüldük, konuştuk. Girne - Taşucu seferini yapan yolcu gemimiz, 30 Ağustos’ta battı. 27 yurttaşımızı kaybettik. Bir kişinin naaşına hala ulaşılamadı, hala kayıp. Bundan yalnızca üç gün sonra da Silivri’de Tuğberk İmamoğlu gemisi battı ve bir yurttaşımızı kaybettik, dokuz yurttaşımıza halen daha ulaşamadık. Buradaki aileler, biraz önce salona girdiğimde bana konu hakkında bir bilgi notunu ve ikinci sayfasında da beş maddeden oluşan haklı taleplerini ilettiler. Tahmin ediyorum bunu bugün diğer siyasi partilere iletecekler. Emekli Tümamiral Yankı Bağcıoğlu çok yakından gemi kazalarını takip ediyor. Hem Girne - Taşucu feribotu ile ilgili hem de Tuğberk İmamoğlu gemisi ile ilgili hem ailelerle yakından ilgileniyor.

Hem konunun araştırma boyutunun hem de soruşturma boyutunun sağlıklı şekilde ilerlemesi için gayret gösteriyor. Biz YENİ Parti Grubu olarak ilk günden beri meselelere duyarlılığımızı sürdürüyoruz. Bilgi notunu aldık, buradaki talepleri kendimize Meclis’te Grup Başkanvekillerimiz dile getirilecek birer görev, birer ödev olarak alıyoruz. Acınızı paylaşıyoruz, talepleriniz doğrultusunda kayıplara ulaşana kadar aramaların devam etmesini, adil bir soruşturma sürecine ilişkin beklentinizin karşılanmasının, sizin sonuna kadar arkanızdayız, hepinizin yanındayız. Hepinizi, acınızı paylaşarak kucaklıyoruz.”

“GEMİLERİMİZ VURULUYOR, İKTİDARDAN SES YOK”

“Değerli milletvekillerimiz, kıymetli konuklar. Gemi kazalarının yanında bir de gemi saldırıları var. Rusya - Ukrayna Savaşı seyrüsefer güvenliğini tehdit ediyor. Tabii bu savaş çoktandır var ama Türkiye’nin dış politikadaki birtakım savrulmaları, Karadeniz’de yaşanan birtakım saldırılar ve buna karşı sessizliği de manalı kılıyor. Bugüne kadar yaklaşık 220 ticaret gemisi saldırıya uğradı. En az dokuz Türk bayraklı ve en az 45 Türkiye bağlantılı ticaret gemisi saldırıya uğradı ve bunların bir kısmı battı. Son iki gün içerisinde dahi üç Türkiye bağlantılı ticaret gemisinin saldırıya uğraması meseleyi çok ciddi bir boyuta taşımış durumdadır. Gemilerimiz vuruluyor, iktidardan ses yok. Adeta ölü taklidi yapıyorlar. Bu konuda hiçbir politikaları, hiçbir girişimleri yok.

Gemilerimizi güvende tutamıyorlar, gemicilerimizin hayatları ile ilgili tehlikeleri bertaraf etmiyorlar. Bu konuda millete bir açıklama dahi yapmıyorlar. Sanki orada olan insansız hava araçları, insansız gemileri, insansız deniz araçlarını vuruyormuş gibi davranıyorlar. Karadeniz’deki gemilerin içindeki her bir canı ve onların evlerinde, onların yolunu bekleyen ailelerini yok sayıyorlar. Bu konudaki dikkatimizi, duyarlılığımızı bir kez daha ifade etmek istiyorum.”

“İSRAİL VE AMERİKA’NIN ÇIKARINADIR”

“Peki bizimkiler dış politikada neyle meşguller? Türk askerlerini Yemen çöllerine göndermekle meşguller, bunun hesabındalar. Öyle evirmeden, çevirmeden, kitabın ortasından söylemek gerekirse; Türk askerini Yemen’e göndermek, Türkiye’nin hesabı değildir. Düne kadar böyle bir konumuz var mıydı? Türk askerini Yemen’e göndermek, Türkiye’nin planı, Türkiye’nin programı değildir. Türk askerini Yemen’e göndermek Trump’ın planıdır, İsrail ve Amerika’nın çıkarlarına hizmet etmektir.

Kimse Meclis’e gelmemiş, somut bir anlaşmaya dönüşmemiş, anayasanın 90 ve 92’nci maddelerini, yani uluslararası anlaşmaların usulüne uygun müzakere ile yürürlüğe girmesini ve yurt dışına asker göndermedeki Meclis yetkisini ihlal edemez. Türkiye bu savaşın tarafı haline getirilmemelidir. Böyle pakt anlaşmaları, barış zamanında güçleri birleştirmek, caydırıcılığı artırmak, savaşa mani olmak, tarafların hiçbirisinin savaşa muhatap olmamasını temin etmek için yapılır. Savaştaki bir ülkeyle, ‘Sana saldıran bana saldırmıştır’ anlaşması yapmak ülkeyi doğrudan savaşa sokmaktır. Ne böyle bir savaşa taraf olmak kabul edilebilir ne böyle bir anlaşmayı imzalayıp, imzaya rağmen o ülkelerden birine saldırılıyorken böyle bir anlaşma varken buna cevap vermemek…

Bir tanesi attığınız imzayı değersiz, bundan sonra yapacağınız anlaşmaları hükümsüz, sizi de muhataplarınız nezdinde kıymetsiz kılar. Diğeri ise hiç suçsuz günahsız Mehmetçik’in Yemen çöllerinde boşu boşuna hayatlarını tehlikeye atar. Dış politika Tayyip Bey ve çevresinin şahsi ilişkilerine göre, Amerika’yla kurdukları al - ver ilişkisine göre, ‘Ben senin her istediğini yapayım, sen bende olmayan meşruiyeti bana ver. Öyle anlaştık Tom Barrack ile’ ilişkilerine göre olmaz. Ve böyle bir durumda herkes şunu bilsin ki; kendine ait bir planı olmayan, başkasının planının parçasıdır. Yemen çöllerine ilişkin Türkiye’nin bir planı, bir programı yoktur. Trump’ın figüranı olmaya, İsrail’in koruyucusu olmaya Mehmetçik’i burada kullanmaya kimsenin hakkı yoktur. Sonuna kadar karşı çıkacağız.”

“BÜTÜN MESELE TRUMP’IN VARLIĞI”

“Bir diğer husus, Trump’ın 3 Kasım’da seçimleri var. Trump gecede birkaç saat uyuyor, endişesi çok. Bizimkiler onun kadar da uyumuyor. Bütün meseleyi Trump’ın varlığına, Trump’ın bunlara tanıyacağı meşruiyete, seçimlerde bunlara vereceği desteğe ve Trump’la olan ilişkinin kendilerini burada bir dönem daha iktidar yapmasına bağlamış durumdalar. Önce şunu söyleyeyim. İster Trump olsun, ister olmasın, ister topal ördek olsun, ister çift ayakla çiftetelli oynasın, bu milletin elinden sizi Trump kurtaramaz. Bunu bilin. Ama bir hazin durum var ki Trump Temsilciler Meclisi’ndeki seçim stratejisini gerginliğe, kutuplaşmaya, yabancı düşmanlığına bağlayarak kendi arkasını kalabalıklaştırmaya çalışıyor.

Böyle olunca Temsilciler Meclisi’nde bir göçmen kadın var. Kendisi İlhan Omar, Somalili. Temsilciler Meclisi’nin tek başörtülü kadını. Trump onu hedef almış, şu anda 3 Kasım’da yapılacak Temsilciler Meclisi’ne bir önceki seçimde seçilmiş, yeminini etmiş, görevini yapan bir Temsilciler Meclisi üyesinin dün evini bastırdı, evinde arama yaptırdı. Ve aradığı belge göçmen kayıt belgesi. Yani düşünün ki bir milletvekili seçilmiş birisine ‘Sen bu ülkeye kaçak mı girdin, göçmen kayıt belgen var mı?’ bahanesiyle Somalili kadının evini bastırıp ona dünya kadar zulmedip bunu servis edip yabancı düşmanlığı üzerinden kendisine destek sağlamaya çalışıyor.

Dünyada tüm duyarlı insan hakları aktivistleri, tüm ülkeler, özellikle İslam ülkeleri başörtülü İlhan Omar’a yapılan zulme karşı çıkıyor, ses çıkarmayan bir tek ülke var. Türkiye. Ses etmeyen birisi var. Başörtülü bacımı Trump’ın yaptığı zulme bırakan, ona sahip çıkmayan Recep Tayyip Erdoğan. Niye? Çünkü bütün ilişkisini Trump’ın desteğine bağlamış, Trump’ın islamofobik çabalarına karşı ses çıkaramayacak kadar göbeğinden Trump’a bağlı.” 

“EMEKLİLER VE EMEKÇİLER BÜYÜK BİR VEFASIZLIKLA KARŞI KARŞIYA”

“Değerli arkadaşlar, nereye gidiyorsak dert dinliyoruz. Her ‘Derdim var’ diyen dert kapısını açtığında kapının ucu hep AK Parti’nin kara düzenine çıkıyor. Enflasyonda ve gıda enflasyonunda aylardır dünyada ya dördüncüyüz ya beşinciyiz. Ruanda ve Lübnan, Haiti, Kenya, ‘bizden kötü’ demeyeceğim, bunlar bizden iyi olan ülkeler. Kötü olan Amerika’nın saldırdığı İran, başkanını helikopterle kaçırdığı Venezuela, bir de bazen arkamıza düşen, bazen önümüze geçen Arjantin. Haiti’den, Lübnan’dan, Kenya’da, Ruanda’dan daha kötü durumdayız. Geçmişte tarımda kendine yeten 7 ülkeden biri olmakla övünürken Türkiye, şimdi AB ortalamasının tam 90 katı gıda enflasyonuna sahibiz.

Geçtiğimiz hafta açıklandı. Avrupa Birliği’nde gıda enflasyonu ortalaması yüzde 0.3’e düştü. Türkiye’de yüzde 27.6. Arada 90 katı fark var. Öyle olunca bu işten en büyük sıkıntıyı hiç şüphe yok ki en düşük gelirliler, emekliler ve emekçiler çekiyor. Bugün aramızda Birleşik Emekliler Sendikası, beş değerli şube başkanı ve emekliler var. Dikmen kapısında bugün sorunlarını dile getirdiler ve grubumuzu onurlandırdılar. Biz, emeklilerin tarih boyunca uğradıkları en büyük ihanete uğradıklarını, en büyük vefasızlıkla karşı karşıya kaldıklarını, kendilerine ortalama kiraya yetmeyecek bir maaş verilip ‘Bu maaşı ister kiraya ver aç kal, ister karnını doyur sokakta kal’ ikilemi ile karşı karşıya olduklarını, maalesef emeklilikten sonra çalışmak, kira ödeyebilmek için çalışmak zorunda kaldıklarını ve büyük bir vefasızlık ve buna karşı da büyük bir öfkeyle dolu olduklarını görüyoruz.

Her yaptığımız mitingde, üç yıldır yerel yönetim mitingleri, 105 yaptığımız yerel seçim mitingi dahil, sonrasında yaptığımız 116 sivil darbeye direniş için tepki ve protesto mitingi dahil, her sokağa çıktığımızda, her otobüs üstüne çıktığımızda, elimize her mikrofon aldığımızda emeklilerin hakkını savunuyoruz. Bundan sonra da savunmaya, yetmez hep birlikte seçimlere ulaşmaya, bu iktidarı değiştirmeye, bu vefasızlığı sona erdirip bütün emeklilerin yüzünü güldürmeye söz veriyoruz. Hoş geldiniz, şeref verdiniz başkanlarım.”

“ÇİFTÇİ İSYAN NOKTASINA GELDİ”

“Emeklilerden sonra çiftçiler de isyan noktasında. Maliyetler yüksek, tarlada ürünler kalıyor. Geçen seneki fiyatların yarı fiyatında bütün ürünler. Toplama maliyetleri arttı, ulaşım maliyetleri arttı. Mazot pahalı, otoyollar pahalı, hal pahalı. Üreticiyi koruyacak yasalar yok. Bu sebepten dolayı Rize’de çay üreticisi ağlıyor. Ordu’da, Giresun’da, bütün Karadeniz’de fındık üreticisi; Gaziantep’te fıstık üreticisi ağlıyor. Ege’de ne üretiyorsa üretsin başta üzüm üreticileri, pamuk üreticileri olmak üzere bin pişman. Hafta sonu Bursa’daydık.

Örneğin Çağrışan karası diye dünya güzeli üzümleri var. Geçen sene 60 liraya satmışlar ve geçen sene mazot 50 liraydı. Yani 1 kilo üzüm satıp 1 litre mazot alırken, bu sene Çağrışan karası 25 lira. Toplama maliyeti 13 lira. Topladığında 25 liraya sattığında toplamda zarar ediyorlar. Öyle olunca dallarda kalmış. 4 kilo üzüm satıp 1 litre mazot alamaz duruma gelmişler. Geçen sene 1 kilo üzüm satıp 1,1 litre mazot alırken 4 kilo üzümün 1 litre mazot alamadığı, siyah incirlerinin toplanamadığı, ihraç edilemediği, geçen sene 130 liraya satılan siyah incire bu sene 40-45 liranın dahil teklif edildiği bir yılı yaşamışlar ve perişan durumdalar. Mersin limon üreticileri açısından bir felaketi yaşıyor. Geçen yıl 28 lira olan limon bu sene 7 lira, dörtte biri fiyata. Dallar limon dolu ve limonlar geçen sene portakalın başına geldiği gibi toplanamama, dökülüp yerinde sürülme tehlikesi ile karşı karşıya.

Samsun’un Bafra ilçesinde çeltik üreticileri traktörleri ile eylemdeler. Niye? Üretici çeltiği üretmiş, satması lazım. Devletin görevi eylül ayının ilk iki haftasında çeltik fiyatını ilan etmek, hâlâ fiyatı ilan edilmemiş. Geçen seneki fiyatın altında fiyata çeltik almaya çalışıyorlar. O yüzden her gün Bafra’daki çeltik üreticileri traktörleri ile birlikte eylemdeler. Zeytin üreticileri tarihlerinin en zor günlerindeler. Bursa’da da aynı şeyi duyduk, Osmaniye’de, Hatay’da ve tüm Türkiye’de, bilhassa memleketim Manisa’da. Türkiye’nin en çok zeytin ağacına sahip olan ilçesi Akhisar‘da zeytin üreticileri bir hafta süreyle elek kapattılar.

Yani toplayıp eleklere zeytin götürüp dökmüyorlar çünkü bu fiyatlara bu işin yapılamayacağını, hepsinin iflas edeceğini, kredi borçlarını ödeyemeyeceklerini ve maalesef tarım kredisi çekebilmek, zirai kredi çekebilmek için ya verdikleri iki devlet memuru kefili yakacaklarını ya da tarlalarını ipotek ettirdilerse mallarından olacaklarını biliyorlar. Geçen sene 75 lira olan zeytin bu sene 35 lira. Geçen sene mazot 50 liraydı. 1 kilo zeytin satan 1,5 litre mazot alıyordu. Bu sene 3 kilo zeytin satan 1 litre mazot alamıyor. Hesap böyle ortadayken zeytinde de çeltikte de limonda da üzümde de aklınıza gelebilecek tüm ürünlerde büyük bir sıkıntıyla karşı karşıyayız. İşte Türkiye’yi bu hale getiren AK Parti’nin kara düzenidir.

Bir tarafta fonlarda milletin parasını vurup kaçanlar, bir tarafta bütün yaz, bütün kış elleri nasırlı, alınları yanmış, perişan olmuş şekilde çalışıp en sonunda emeğinin karşılığını alamayanlar… Buradan Bafra‘ya da Rize’ye de Antep‘e de Manisa’ya da Bursa’ya da Hayrabolu‘ya da Çukurova‘ya da Finike‘ye de Anamur‘a da Antalya’ya da ant olsun ki AK Parti’nin kara düzenini yıkacağız. Sizin için adil, hakkaniyetli bir düzen kuracağız.” 

“ATAYAN, ATANAN, SOYAN, DOLANDIRILAN AK PARTİLİ”

“Değerli arkadaşlar dış politikada ilkesiz, ekonomide basiretsiz, yönetimde liyakatsiz, hukukta adaletsiz bir iktidarla karşı karşıyayız. Fon vurgunun yarattığı ağır kriz ortamı sürüyor. Yük gitgide ağırlaşıyor. Milletimiz geçim derdi ile kıvranırken, iktidarın açtığı yolda iktidar partisi mensuplarının içinde olduğu asrın soygunu gerçekleşti. Şimdi asrın soygununun nasıl olduğunu, nasıl yaşandığını ve bu işten nasıl kurtulacağını düşünmekle meşgul hepsi. Vatandaşın devlete emanet ettiği yatırımlarına çöktüler. 455 bin yatırımcıyı mağdur ettiler. 2 milyon kişi mağdur. Ancak daha kötüsü borsa mağdurları var kimsenin sesini duymadığı. Bu işten etkilenen kişi sayısı 5 milyonu, etkilenen ailelerle birlikte 10 - 15 milyonu bulan neredeyse Türkiye’deki her beş aileden birini vurmuş olan bir durumla karşı karşıyayız. Bu işin içinde peki kimler var?

Erdoğan’ın atadıkları, vurgun yapan fon şirketlerinin yönetiminde geçtiğimiz hafta hem genel merkezimizde, hem burada saydım. Teker teker, her birisinin altında yani fonu yönetenin, yardımcısının, fonun yönetim kurulunda olanların ya da TMSF’nin, SPK’nın, BDDK’nın her birisinin altında Erdoğan’ın atama imzası var. Yani şu kadarını söyleyelim. Fon şirketlerinin yönetiminde büyükelçi ararsan var, Cumhurbaşkanı başdanışmanı var, İstişare Kurulu üyesi var, Varlık Fonu yöneticisi var, eski milletvekili var. Aklınıza gelebilecek yönetimdeki herkes AK Partili. Burada fazladan kazanç sağlayanlara baktığımızda Fatma Betül Sayan Kaya’dan başlayın, bugün tutuklanan son Tarım Bakan Yardımcısına kadar aklınıza gelebilecek ne kadar AK Partili varsa bütün isimler orada teker teker var. Durum şundan ibaret.

Sayın Erdoğan’ın zaman zaman ifade ettiği bir şey var. Tam olarak kendisine söyleyeyim. Eğer Erdoğan, atayan AK Partili, atanan AK Partili, soyan AK Partili, soyulan, dolandırılan AK Partili. Biz bu işin hiçbir tarafında yokuz. Sen tam göbeğindesin. Biz bu işin mağdurlar tarafındayız. Biz daha bundan üç hafta önce fon krizi çıktığında, fon krizi çıkmadan iki gün önce, fonlar kapatılmadan iki gün önce Sayın Kerim Rota, 35 yıllık finans deneyimi, bankacılık deneyimi, fon yönetimi deneyimi ile birlikte ‘Büyük bir felaket geliyor’ deyip partimizin Ekonomi Eşgüdüm Konseyini toplantıya davet etmişti.  Benim başkanlık ettiğim toplantıda ‘Büyük bir felaket geliyor, yıllardır söylediğimiz eksiklikler vardı.  Bir yıl önce Mehmet Şimşek bunu uyardı. Ama birileri gerekli düzenlemeleri yapmaya yapmaya beklettiler, ağustos ayında yapana kadar esas bu işi suistimal edenler kaçtılar. Yükü milletin sırtına bıraktılar’ demişti. Tam olarak üç hafta sonra geldiğimiz noktada Sayın Kerim Rota’nın tam olarak tarif ettiği noktaya geldik.” 

“BİZ AÇIKLAYANA KADAR GİZLEMEYE YELTENDİLER”

“İlk duyulan meşhur isim, Fatma Betül Sayan Kaya. İlk önce bu çıkana kadar günlerce sustular. Biz bir isim açıklayan kadar yokmuş gibi davrandılar. Tamamen gizlemeye niyetlendiler ‘Nasıl yaparız da isimler ortaya dökülmeden, konulmadan bu işi örteriz’ dediler. Çünkü biliyorlar ki Genel Başkan Yardımcıları orada, mevcut bakanlar orada, bürokratlar orada, sarayın tamamı neredeyse orada. İşe aileden bulaşan da var, siyasetten bulaşan da var. O yüzden bu işi örtbas etmenin peşindeydiler. Ne zaman ki çıktı, hanımefendi 163 milyon lirayı, yani 27 ev parasını koyup, beş ay sonra 2,2 milyarı, yani 367 ev parasını çekmiş, yani 27 ev parası koyup 340 ev parasını milletin sırtından, fonlara, borsalara koyanların parasını almış ve çekilmiş. İsmi açıkladık. Ondan sonra yavaş yavaş dökülmeye başladılar.

Tabi bir yandan şunu kabul edelim, şunu düşünelim. Cumhuriyet Halk Partili belediyelere, ya da muhalif insanlara, attığı bir tweet’ten, ya da hakkında açılmış bir soruşturmadan, ya İBB’de 20 bin liraya yemek yemişler, 7 - 8 kişi parayı birinin hesabına atmış. O atılan paraların hesaplarını sormak için bürokratlarımızı topluyorlar. Sabah 06.00’da basıyorlar, ensesine basıyorlar, ters kelepçe icabında yapıyorlar. Doktora giderken ayrı video, doktordan çıkarken ayrı video günlerce döndürüyorlar. Ya da sanatçı, 20 sanatçıyı alıyorlar uyuşturucu diye, üç gün oynatıyorlar. 10 gün sonra tahlil sonucu geliyor 17’si temiz. Hangi üçüydü bilen yok. Hepsi birden kirlendi, lekelendi, utandı, sıkıntıya düştü. Ama yok eğer yaşam biçimi kendisinden değilse, AK Partili değilse, hele hele birazcık muhalifse bas ensesine, ver görüntüleri ekranlara, yap itibar suikastlarını. 2 bin lira, 20 bin lira, 200 bin lira evinde bulunamamış insanlar o haysiyet suikastlarına muhatap oldular.

2 milyar lira, 367 ev parası suçüstü yakalanmış kişi Fatma Betül Sayan Kaya ifade verecek. Ertesi gün yazıyor, ‘Fatma Betül Sayan Kaya ifade verdi.’ Nerede verdi? ‘Burada verdi.’ Nereden girdi? ‘VIP’den.’ Nasıl çıktı? ‘Özel asansörle.’ Kime verdi? ‘Bilmiyoruz.’ Ne soruldu? Cevap yok. Gizlilik olan soruşturmalarda kişinin sabah evinden çıkışını üstündeki gece kıyafetine kadar servis edenler, sabah evinden çıkıp verdiği ifadeyi dakika dakika servis edenler, cep telefonunun içindeki soruşturmayla hiç ilgisiz bütün konuşmaları, yazışmaları, fotoğrafları doğru yanlış servis edenler Fatma Betül Sayan Kaya’yı havaya temas ettirmeden ifade verip uzaklaştırdılar. Geçmişin bir kirlisi sakız çiğneye çiğneye geldi, Türkiye Cumhuriyeti devletine meydan okuya okuya. Fatma Betül Sayan Kaya fotosentez yaparak ifade verdim. Nasıl oldu, nasıl bitti kimsenin haberi yok. İşte AK Parti’nin ikili hukuk sistemi budur. Soygunu bizzat yapanlar, şimdi ‘Biz bu işi çözeceğiz’ diyor.

Hekime karşı şiddet var. 25 yıldır ülkeyi bunlar yönetir, bütün sağlık bakanları bunlardan. ‘Hekime karşı şiddeti birlikte çözeceğiz arkadaşlar, parlamentoda komisyon kuralım.’ Tamam çözeriz. Kırkpınar Başpehlivan’ına kadar doping çıkmış o sene. ‘Doping ulusal sorun beyler. Hep beraber toplanalım, Meclis komisyonu kuralım, üzerinde birlikte çalışalım.’ Tamam. Okulda cinayetler. 25 senedir oradasınız, okul polisini siz kaldırmışsınız. Üç bin polis sizinle meşgul, okullar saldırıya açık. Bireysel silahlanmaya tedbir almazsın, her türlü şiddet çağrıştıran denetimsiz alanlara bakmazsın veya çeteler mobiletle adam tararlar. ‘Efendim okul güvenliği yok, hep beraber konuşalım arkadaşlar.’ Haydi konuşalım.”

“BABASININ ELİNDEN ÖPTÜĞÜMÜ SÖYLEDİM, BİR SORUMLULUK YÜKLEDİM”

“Şimdi milletin parasını fonda çalmışlar, ilk başta böyle bir gaflete düşüp ‘Komisyon kursak mı?’ sorularına ‘Kurulur’ demişler. Şimdi geçen hafta hep birlikte ret oyu vermişler. Neden? ‘Bu işe siz bakmayın. Biz kendi kendimize soruşturacağız. Bu işin içinde kim var söylemeyeceğiz. Eğer isimleri gizli tutabilirsek AK Parti’yi mümkün mertebe bu işten hasarsız kurtarmaya çalışacağız, siz kenarda durun.’ Bu durumda elbette milletvekillerinin bu meselenin ortaya çıkması için sorumluluğu var. GRECO kriterlerinde dahil der ki ‘Kamu adına denetim yükümlülüğü olan birisi kendine gelen bilgiyi saklamaz. Bunu araştırır, araştırtır, ilan eder, ifşa eder, ortaya çıkmasını sağlar.’ Birtakım bilgiler, birtakım liseler geliyor. Fatma Betül Sayan Kaya’nın geldiği gibi.

Bu listenin içinden arkadaşlar bakıyorlar. Geçen hafta Sayın Özlale’ye geldiği gibi. Efendim MKK, yani Merkezi Kayıt Kurumu numarası belli, işlem belli, isim - soyad belli. İçinde Bakan var, başkaları var. Bir Bakanın da babasının adı - soyadı var. Ümit Özlale soru soruyor; ‘Bir Bakanın babası böyle bir işten yapmış mıdır?’ 10 dakika sonra Sayın Bakan; ‘Benim babamın TC’si bu, aynı isim - soyaddakinin TC’si bu.’ Eyvallah. ‘Özür dileyin benden. Mağdurum da mağdurum. Babama haysiyet cellatlığı…’ Köşe yazarları yazıyor; ‘Mahinur Hanım’dan özür dilensin.’ Gazeteciler ya da milletvekilleri, AK Partililer; ‘Mahinur Hanım’dan özür dilensin.’ Allah Allah ya. Ne güzel memleket. Ne kadar normal şartlar. Bir atmosfer basınç, 25 santigrat derece ısı, memlekette her şey öyle, ilk kez biri mağdur oldu, ‘Mahinur Hanım’dan özür dilensin.’ Ben kendim partinin Genel Başkanı olarak ‘Mahinur Hanım’ın babasının ellerinden öpüyorum’ dedim ve burada Mahinur Hanım’a önemli bir sorumluluk yükledim. O kadar iyi oldu ki bu iş, o kadar iyi oldu. Neden? Bir hafta önce Ümit Özlale isimli birinin adını bütün AK Partililer servis etti, paylaştı. TC’si farklı çıktı. Özür dileyen yok. ‘Özür dilensin’ diyen yok. ‘Geçelim.’”

“MAHİNUR HANIM, O AİLELERE YAPILANLARI GÖRÜN” 

“‘Babam karalandı.’ Ne kadar zaman? 7 dakika. Liste sizin elinizde. Bakarsın TC’sine. ‘Babam karalandı.’ 7 dakika sürdü babanın karalanması. 7 dakika. Ekrem İmamoğlu’nun babası 18 ay. ‘Senin oğlun hırsız’ diyorlar. Gidip babasının köydeki evinin bahçesini üç farklı kez dozerle kazıyorlar ‘Buraya para sakladı mı?’ diye. Babasının evinin köşesindeki su kuyusunun dibinde kasa arıyorlar. Altı yaşındaki küçücük Gizem’in kulağındaki küpeye sabahın 06.00’sında detektör tutuyorlar. ‘Altın mı? Babası aldı da altına çevirdi rüşvet parasını da kızın kulağına mı taktı?’ diye. Altın diye öterse çıkartıp kulağından altı yaşında kızın küpesini alıyorlar. Küçücük çocuklar okula gidiyor, ‘Dün senin babanı televizyonda gördüm’ diyor. Bütün gece gece babaların, annelerin görüntüsü fırfır A Haber’de, TRT’de dönüyor.

Gaziosmanpaşa Belediye Başkanının mühür çıkan kasasından yalan dolan görüntüsü servis ettiler. Stok görüntü. ‘Boş kalsa görüntüsü yoktu, onu koyduk’ dediler.. İnsanların dağdaki evlerinin kasasından mermi çıkıyor, ‘Euro çıktı’ diyorlar. Sonra yalan çıkınca Allahın kulu özür dilemiyor. Mahinur Hanım, ADA - Aile Dayanışma Ağı. Babanızın 7 dakika uğradığı mağduriyete 7 ay, 1 yıl 7 ay, 1,5 yıl muhatap olan ailelerin dayanışma ağı. Oraya gidin. Oraya haysiyet suikastı nasıl yapılıyor görün. Sizin okuduğunuz, sizi savunan gazeteler yıllardır bu insanlara ne yaptı görün. Deyin ki ‘7 dakika başıma geldi. Doğrusunu söyledim. Özgür Bey bile babama selam yolladı, özür diledi. Ama ben de bir şeyi öğrendim. Bu memlekette böyle oluyormuş bunlar’ deyin.

O zaman Aile Bakanısınız, o ailelere sahip çıkarsanız Aile Bakanısınız. Buradan şunu söyleyeyim, bütün milletvekili arkadaşlarıma söylüyorum. Eline belge gelen, bilgisi olan, bu bilgiyi ‘Aman ha öyle mi olur, böyle mi olur?’ Kaya gibi arkanızdayız, kaya gibi bütün Türkiye. Koyacaksınız ortaya. Doğru mu, yanlış mı onlar söyleyecek. Eğer yanılgı olsun istemiyorlarsa o lanet listeyi kendileri açıklasınlar görelim. Kendileri açıklasın haramzadeler. Sen listeyi açıklama, T.C’si yanlış, sanki iftira atmış. Birbirinize iftirayı birbiriniz atıyorsunuz, attırıyorsunuz. Parti içinde birbirinizi yiyorsunuz. Sonra gelip bize ahkam kesiyorsunuz. Haydi oradan, haydi oradan. Bütün arkadaşlarımın sonuna kadar arkasındayım. Bir santim geri adım atan sizden beter olsun.”

“MAĞDURUN PARTİSİNE BAKMAYIZ”

“Sistemde parası kalan her bir vatandaşımız mağdurdur. Ev parasını, ameliyat parasını, evladının okul taksitini buraya kaptıranlar var. Mağdurlardan bir kısmı bugün grup toplantımızdalar. Biz mağdurun partisine bakmayız. Mağdurun siyasi görüşüne bakmayız. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin mağdurlara duyarsızlığının ve onları bir şekilde bastırmaya çalıştığının da farkındayız. Mağdurlar şunu bilsin. Hangi görüşten olursa olsunlar biz sarayda oturanlardan, kibirle aşağıya bakanlardan, sizi karınca gibi görenlerden değiliz. Karıncanın kardeşi var o da YENİ Parti’nin ta kendisidir. Yapılması gereken bellidir.

Erdoğan, masasının üstündeki soyguncu listesini bir an önce açıklamalıdır. Bu paralar, soygunu yapanlardan alınmalıdır. Amerika bunu geçmişte yaptı, bir daha benzer olayların yaşanması çok çok azaldı. Ama siz eğer siyasi saiklerle bu kişileri gizlemeye, suçlarını örtmeye, bazılarını feda edip kodamanları, tepedekileri gizlemeye, bakanlığı, bir bakanlığın yetkililerini korumaya, saraydaki, yanı başımızdaki üst düzey bürokratları korumaya kalkarsanız o zaman bu milletin size hiçbir güveni kalmaz. Ayrıca fonların hoplatıp zıplatıp millete çakıp kaçtığı hisse senetleri var. Bu senetlere sıkışmış, satamamış, perişan olmuş insanlar var. Bunların da mağduriyetlerinin mutlaka giderilmesi gerekmektedir.”

“BİRAZCIK MERT OLUN, GAZETECİLERLE UĞRAŞMAYIN”

“Erdoğan utanmadan, sıkılmadan sıkışınca hep yaptığı gibi ‘Dış güçler sabotaj yapıyor’ diyor. Kargalar gülüyor. Hatta dün ‘FETÖ parmağı var bu işin içinde’ dedi. Hayati Yazıcı’nın oğlu işin içinde ve suçüstü yakalandı. Oğlunun ortağı Allah rahmet eylesin, canına kıydı ya da o işe çok daha dikkatli bakmak lazım. Ömer Çelik, Fatma Betül Sayan Kaya’nın on katı vurgun yapmış kişiyle Bodrum’da tatil yapmış, konser izlemiş, aynı uçakla gitmiş, aynı uçakla gelmiş. Şimdi fotoğrafı çıkmış Önlü arkalı oturmuş. O fonda milletin parasını çarpıp gidenle, onu yayınlayan gazeteciyi hapse attırdı. Ömer Çelik böyle pahalı takım elbiseler, dik duruşlar, o özgüvenli sözler… Konuşurken bu olay ortaya çıkınca çıktı, eli ayağı titriyor, eli ayağı. Ne dediğini bilmiyor. Ağzından ateş çıkıyor.

Dedi ki ‘Şu andan itibaren.’ Ne andan itibaren Ömer Bey, ne oldu? Hangi andan itibaren? ‘Şu andan itibaren’ diyor, ‘Teyakkuzdayız, en üst düzey alarmdayız. Siyasi ve hukuki mücadelede en üst noktaya çıkıyoruz’ dedi. Dört gazeteciyi evden aldılar, ikisini hapse attılar, ikisine adli kontrol, geceleyin itiraz üzerine ev hapsi verdiler. Savcıların, hakimlerin Parti Sözcüsünden talimat aldığı, Parti Sözcüsünün işin ucu kendine geldiği zaman haykırdığı, höykürdüğü, aslında çatıştıklarına ses yükselterek ‘Bu gazetecileri bari toplayın’ dediği, haberin kaynağını değil de haberi yapanı hedefine koyduğu bir işin içindeyiz.

Ömer Bey, bu kadar gizlilik varken, bu kadar gizlilik varken bu işler nereden çıkıyor? Nereden çıkıyor? Bayrampaşa YENİ Parti örgütünden mi çıkıyor? Nereden çıkıyor? Birbirinizi yiyorsunuz, birbirinizin kuyusunu kazıyorsunuz, birbirinizle tehlikeli kişilere girişiyorsunuz. Sonra dönüp zavallı gazetecileri çocuklarından ayırıyorsunuz. Birazcık mert olun, ‘Yaptıysam yaptım, hesabını veririm’ deyin, gazetecilerle uğraşmayın kardeşim.”

“1,5 SAAT İÇİNDE 56 MEŞHUR İSMİ LİSTEDEN ÇIKARDILAR"

“Bir yandan Fatma Hanım’ın yaptığı vurguna dış güçler aracı olacak, bir yandan Erdoğan’a o atamaları yaptırırken dış mihraklar atattıracak. Bir yandan tam liste onların önünde duracak, diğer taraftan yine mağduriyet AK Partililere, AK Partililerin ailelerine falan kalacak. Arkadaşlar o AK Parti’nin çizdiği sınırlar içinde siyaset, o sınırlara riayet, onları rahatsız edecek işlerden uzak durmak ve AK Parti’yi konforlu alanda bırakmak, biz o işleri tamamen rafa kaldırmışız. YENİ Parti’nin siyaseti, 3 Kasım 2023’ten beri bizim siyasetimiz, yenilgiyi kabul etmeyen, AK Parti‘ye konfor olanı tanımlamayan, onlara huzur vermeyen, onların gücünden çekinmeyen siyaset milletin hakkını savunmak için Mecliste’dir, meydandadır, ortadadır. Kimsenin bundan endişesi olmasın. Bakın göz göre göre halkı nasıl kandırıyorlar. Bakın gazetenin adı Sabah. Konu teknik.

Rakamlar kritik ve net. ‘Son dakika’ diyor. Bölü MASAK. ‘MASAK fonlardan çıkış yapan paranın izinde’. Ünlem. ‘187 milyar blok hesaplar donduruldu. Yurtdışı yasağı kondu. 141 kişiyle 73 şirketin hesapları bloke. 141 kişiye ait 187 milyar.’ Sabah gazetesinin MASAK’a dayandırarak verdiği haber. Ardından 1 saat 45 dakika sonra İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı. ‘Her türlü iş ve işlem bakımından bildirim yükümlülüğü kapsamında gerekli tedbirlerin alınması ve durdurulması.’ Liste 85 kişi. 141 kişi, 85 kişi. Bu 85 adını sanını çok bilmediğiniz, AK Partili olsalar da uzaktan bağlantılı 85. Buradaki 141’le arada 56 isim kayıp. 1,5 saat içinde. 56 meşhur ismi listeden çıkarıp onların hesaplarına dondurmayı kaldırıp, düzeltmeyi yapıp 85’e indiriyorlar.

Sabah gazetesi bu kaynağını açıklasın, ki MASAK diyor. Bakanlık da Sabah’taki 141 nasıl 85’e inmiş, Adalet Bakanlığı onu açıklasın. Bakın burada ayrıcalıklılar listesi. Mustafa Yazıcı, Hayati Yazıcı’nın oğlu. İki yazı arası 1 saat. Hesabı dondurulan Mustafa Yazıcı, beş kişiyle birlikte hesabındaki bloke kaldırılan Mustafa Yazıcı. Hayati Yazıcı’nın oğlu. Bir tarafta ‘İşin ucu nereye giderse gitsin’ diyen yalandan bir politik söylem, bir tarafta Hayati Yazıcı’nın oğlunun hesabına bloke koyan Cumhuriyet Başsavcılığı, 1 saat sonra hesaptaki blokeyi kaldıran İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı. Böyle adalet olacaksa olmaz olsun. O mağdurların hakkını yiyene de zehir zıkkım olsun.”

“SUÇUMUZ AK PARTİ’Yİ YENMEKTİR, O SUÇU BİR DAHA İŞLEYECEĞİZ”

“Değerli arkadaşlar, fon hırsızlığın yanında bir de milletimizle birlikte doğrudan muhatabı ve mağduru olduğumuz bir demokrasi hırsızlığını yaşıyoruz. Muhalefete karşı 2024 yılının 30 Ekim gününden beri muhalif seçmenin seçtiği, ilçelerini, illerini emanet ettiği belediye başkanlarına, meclis üyelerine karşı büyük bir siyasi operasyon sürdürülüyor. Hiçbir somut delili olmadan ki aylarca meydanlarda diyor ya, ‘Meydan meydan, şehir şehir gezdi.’ Gezdim. ‘Bu operasyonları itibarsızlaştı’ diyor. İtibarı yok da o yüzden itibarsızlaştırdım. Biliyordum, arkadaşlarının gözünün içine baktım ve onlara olan güvenimle bir Genel Başkan olmanın gereğini yaptım. Ben bir günde Manavgat Belediye Başkanını partiden attık. Bakma, diyorlar ki ‘Baklava kutusu savundu.’ Filmi çekenin bir ay önce tutuklandığını, elverişli bir film için senaryo oynadıklarını söyledik. Ama baklavacıyı da belediye başkanını da o dakika attık, o dakika ve ispatladık. Bir ay önce uyuşturucudan gözaltına alınıp birkaç saatte bırakılıp, sonra baklava kutusuyla filminin çekildiğini.

Bu olaydan birkaç ay sonra Bodrum’da bir belediye meclis üyesi rüşvet alırken yakalandı. O dakika attık. Uşak Belediye Başkanı dört günlük gözaltı sürecinde avukat kabul etmediler. Avukat ulaştığı an tedbirli olarak disipline sevk edip partiden attık. İşlemin bittiği 20 günü, ‘Efendim 20 gün atmadılar. O gün aldık kararı. Herkes biliyor tedbirli disipline vermek nedir. Bir yerde kusuru olup da tartışmaya açık olmayıp da ya da kendi de kabullenip de bir dakika gözünün yaşına bakmadık. Ama öbür tarafta efendim AK Parti’nin güldür güldür kendine istediklerini gönüllü bağışlarla, millete çocuğuna kreş yaptırmış, ‘Efendim itibar yoluyla irtikap.’ Her ay aldığı parayı 12 ay sonra tekrar almaya devam etmiş, ‘Efendim ödemiyordu da rüşvet istedi de şunu verdi de bunu verdi de.’ Bir tek kanıt, bir delikli kör kuruş para, ne evde ne kasada ne hesapta ne yakınında ne orada burada.

Tamamında hele hele partimize arkadaşlarımıza atılan büyük iftiralar. Hani biliyorsunuz ya. Para kutusu çantaları, ‘İçinden jammer çıktı’ diyor sonra iddianamede. Hani diyor ya ‘Paraları bölüştüler.’ ‘Öyle duymuştum, yokmuş öyle bir video.’ Hani diyor ya parke altında 2 milyon Euro.’ 2 Cent çıkmamış. Yok öyle bir belge. ‘KİPTAŞ’tan ev dağıttılar. Öyle duymuştum, yalanmış.’ Tamamı çöktü. Şimdi diyorlar ki ‘Efendim onlar kendilerini savundular, şöyle yaptılar, böyle yaptılar.’ ‘Meydan meydan gezdi, yolsuzluk yapan arkadaşlarını savundu’ diyor. Meydan meydan gezip savunduğum arkadaşlarım bu milletin seçtiği, usulüne göre yapılan denetimlerde hiçbir suç çıkmayan, delilden suçluya değil; hedefteki kişiden delile gitmek için milleti iftiraya zorladığınız, somut kanıtla ispatlayamadığınız, haysiyet cellatlığı yaptığınız işlerdir.

Milletimiz de biliyor ben de biliyorum. Bütün AK Partili yöneticiler de biliyor ki arkadaşlarımızın suçu, Ekrem İmamoğlu’nun suçu, belediye başkanlarımızın suçu AK Parti’yi yenmektir. O suçu hep birlikte bir daha işleyeceğiz. Değerli arkadaşlar, Bayrampaşa, Ataşehir, Gaziosmanpaşa, Adalar, Üsküdar. Bu belediyelerde belediye başkanlarını tutukladılar, kimin de çoğunlukla vardı, Gaziosmanpaşa gibi. Hemen ilk seçimde o yüzden içeride başkan. Kimin de önce bizden seçildiği, o sırada belediye meclis üyelerine birkaç ay çalıştılar. Öyle somut deliller var ki buradan söylüyorum. Örneğin bazı gazeteciler demişlerdi ki bu iddialar doğruysa ispatlanmalıdır.” 

“HİLEYLE, AHLAKSIZLIKLA BÖYLE İŞLERE KALKIŞIYORLAR” 

“Özgür Çelik gitti, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı‘na partimiz adına başvurdu. Örneğin Üsküdar’da biri diyor ki ‘Benim oğlum yurt dışında firari. Adalet Bakan Yardımcısı söz verdi. Ben oyumu AK Parti‘ye vereceğim. 15 yıldır kaçak olan oğlumu Türkiye’yi geri getirecekler, terör suçundan kurtaracaklar.’ 40 kişinin içinde diyor ki ‘Mecburdum, AK Parti’ye verdim, kusuruma bakmayın.’ Bir başkasının ilk oylamada oğlu hapiste, ikinci oylamada bilmem kaç yıl ceza almış oğlu tutuksuz bırakılmış, dışarı salınmış. Oylamada tavrı değişiyor. Bir başkası ağzıyla söylüyor. ‘Belediye başkan yardımcılığı teklif edildi, o yüzden parti değiştirdim.’ Bizim kurultay davasında kurultay delegesi beş ay sonra belediye meclis üyesi olmuş, ‘Sen iradeni fesata mı uğrattın, belediye meclisi üyesi olmak için mi Özgür Özel’e oy verdin?’ sorusu var.

Adam ağzıyla söylüyor, ‘CHP’liydim. Belediye başkan yardımcılığı sözü karşılığında taraf değiştirdim’ diye. Diğer taraftan şantajlar, teklifler, baskılar, paralar havada uçuyor ve belediye meclisindeki transferleri tamamlıyorlar. Önce gizli tutuyorlardı. Örnek; Üsküdar. Belediye başkanvekiline operasyon yapıyorlar. İlk seçilene. O anda transfer ettirdiklerine; birinci tur, ikinci tur belli değil, üçüncü turda şak taraf değiştirtiyorlar ve belediyeyi elimizden almaya çalışıyorlar. Buna millet dedi ki ‘Ya böyle şey mi olur? Kadını aldınız. Yerine seçilen var, onu da aldınız. Taraf değiştirttiniz.’ Bu sefer Ataşehir’de öyle yapmadılar, önce transferleri yaptılar.

Sonra gelip belediye başkanvekiline ‘Ya istifa edersin ya içeri girersin’ dediler. Arkadaşımız tweet paylaştı, ‘Onurlu duracağım, asla bükülmeyeceğim, eğilmeyeceğim’ diye. Bütün Türkiye bir gece onu konuştu. Ertesi sabah daha Türkiye onu konuşurken sabah yatağından alıp götürdüler. Şimdi içeri attılar. O seçimi yenilediler. Ataşehir’e taraf değiştirttiler. Bu kadar açık, bu kadar net. Bakın bunların bir tanesine ‘Olmadı’ diyen yok. Biz bunların her birini, Üsküdar için yazıp Cumhuriyet Başsavcılığı‘na verdik, duruyor daha orada. ‘Çağır bunları konuş’ diyoruz. Belediye meclis üyesinin ortağını iki gün önce alıp salıyorlar. Ortağı diyor ki, mimar ortağı ‘Aman abiciğim yarın dikkatli ol.’ Geceleyin de onu bir yokluyorlar, ‘Yarınki durumun ne?’ diye. Bu şartlar altında böyle olmadık işlerle, hileyle, hurdayla, ahlaksızlıkla teker teker…” 

“EYÜPSULTAN İÇİN AÇIK AÇIK SÖYLÜYOR” 

“Eyüpsultan’da en son yine buna niyetlendiler. Ne olduğunu gördünüz. Buradan kayda geçirelim. Aynı şeye giriştiler. Üçüncü turda dört kişiyi böyle ikna edebilmişler, beşe gelememişler. 18-18 berabere kaldılar. Dördüncü turda 19-18 ya da 20’ye 18 biz kazandık son turda en yüksek oyu olarak. Adamın açıklaması şu. ‘Bu seçime itiraz edeceğiz. Biz bu seçimi iptal edeceğiz. Görün, haftaya gelip burayı yine biz kazanacağız.’ Eyüpsultan için bunu açık açık söylüyor. Eğer bu kadar kötülük, bu milletin gözünden kaçıyor sanıyorsanız… Bu kadar açık açık.

Yahu bu millet yıllarca Eyüpsultan’ı da Üsküdar’ı da Bayrampaşa’yı da Gaziosmanpaşa‘yı da size yönettirdi. Belediye meclisi de belediye başkanı da gitti, görev yaptı. Bu milletin karşısına çıktınız. ‘Bu sefer olmaz’ dediler, ‘Bu sefer başkası yönetsin’ dediler. ‘Siz de birazcık sabredin, muhalefet edin, az kenarda durun’ dediler. Şimdi bu milletin tercihlerine karşı böyle pis işlere girerek, güya ‘Üsküdar’ı geri aldık’ diyor. ‘Gaziosmanpaşa’yı kazandık’ diyor. ‘Bayrampaşa artık bizde’ diyor. ‘Ataşehir’i ilk kez aldık’ diyor. Yahu Ataşehirli vermedikten sonra sen belediye binasını kökünden çalsan binayı çalarsın, Ataşehir’i alamadın, alamayacaksın.” 

“2 NOLU BARO BAŞKANI AÇIK AÇIK SÖYLÜYOR”

“Bakın yargıdaki çeteleşme… 19 Mart darbesinden beri yargıdaki çeteleşmeyi anlatıyoruz. Sonunda artık apaçık itiraf ediyorlar, apaçık. Bir AK Partili itiraf ediyor. Ankara 2 Nolu Baro Başkanı… Ne demek 2 Nolu Baro? ‘Biz Ankara Barosu’nu kazanamıyoruz. 2 bin kişiye yeni bir baro kurdurtalım…’ Anayasaya, kanuna, usule aykırı. ‘Bizimkiler oraya gitsin. Orada kendi başkanlarını seçsinler. Biz de o baroyu destekleyelim, bunu güçsüzleştirelim.’ Allah’tan avukatların, bu 2 bin kişinin içinde de yalan olmasın binden fazlası kamu avukatı, bunların zorlamasıyla. Bir kısmı kendi dönemlerinde, Başkentgaz ile anlaşmalı avukatları zorladılar, falan. İttir kaktır bir baro kurdurdular. O baroya bir başkan seçtiler.

O Başkan Gökhan Ağdemir nasıl söylüyor, bakın. ‘Adalet Bakanlığı bize bir ayrıcalık tanıdı…’ Yaptığı güzel işleri anlatıyor. Yeniden… Sonra aday olamadı ama yeniden aday olacak, ne iyi bir şey yaptığını anlatıyor üyelerine. Dinleyin bakın. ‘Adalet Bakanlığı bize ayrıcalık tanıdı. İki senede referansımızla…’ Yani ‘torpilimizle’. ‘70 baro üyemiz avukat arkadaşımızı hakim ve savcı yaptık.’ 2 Nolu Baro AK Parti’nin barosu, bu yapılırken biz hep dedik ki ‘Yapmayın, baroları siyasileştirmeyin. Yarın bu baroların başka şeyleri olur. Altı oklu barolar çıkar, döner; kurtlu baro çıkar, güvercinli baro olur, bilmem ne baro olur. Sonra siyaset, adalet birbirinin içine girer’ dedik, dinlemediler. Açık açık baro başkanı söylüyor bu mevzuyu.

Tam olarak da suçüstü halidir, bir gerçeğin itirafıdır. O barodan hakim - savcı olmuş o 70 ismin çıkarılıp dönülüp oraya bakılması lazımdır. Ama bir de Allah’ın sopası yok, nasıl işler oluyor? Şimdi bu 2 No’lu barolardan bir tane de İstanbul’da kurdular. İstanbul’da burası kadar çok kamu kurumu yok. Burası kadar ittirme olmadı. Orası kurulurken AK Partililerin dışında yine muhafazakar, eskiden AK Partili olan ya da AK Parti değil milli görüşten olan bir grup avukat da gitmiş oraya kayıt yaptırmış. Orası da 2 bin kişi. İstanbul Barosu, dünyanın en büyük barolarından bir tanesi. O da dünyanın en küçük barolarından bir tanesi; 2 bin kişi. O 2 bin kişi girdiler, yarıştılar.

AK Parti’nin adayı bu yarışta üç oy farkla geride kalmış. Milli görüşçüler kazanmışlar. Açıklama yapıyor, ‘Sonuca itiraz edeceğim. Mahkemeye gideceğim. Yönetimi geri alacağım’ diye. Yani belediye seçimini kaybederler, başkanı hapse atarlar. Vekillik seçimini kaybederler, kumpas kurup seçimi yenilerler. Kendi kurdukları baro seçimini kaybeden kabiliyetsizler, seçimi kazananlar için mahkemeye giderler. Haydi anca gidersin.” 

“MİLLETİMİZİ İMAMOĞLU’NUN SAVUNMASINI DİNLEMEYE DAVET EDİYORUM”

“İşte maalesef bu çete dünyanın en büyük siyasi davasını görüyor. 15,5 milyon insanın oy vererek Cumhurbaşkanı adayı yaptığı Ekrem İmamoğlu bir darbe davasında yargılanıyor. 18 aydır hiçbir delil olmadan, bir kuruş dahi para bulunmadan, gizli tanıkların ve itirafçıların, iftiracıların beyanıyla tutuklu. Adil yargılanma hakkı nasıl elinden alındı, takip ettiniz. 9 Mart‘ta yargılama başladı. İlk sözü istedi. ‘Yahu madem örgüt lideriyim, bir sorgulayın beni’ dedi. ‘Olmaz’ dediler. ‘Kısa bir giriş yapayım’ dedi. ‘Olmaz’ dediler. Millete soru soruyorlar, Ekrem Başkan itiraz ediyor, ‘Ekrem Bey sıranız gelince konuşacaksınız, savunma hakkı kutsaldır’ dediler. Bekledi. Haziran ayı geldi, haziran ayı bitti.

9 Temmuz günü daha doğrusu 6 Temmuz, 7 Temmuz, 8 Temmuz ‘9’unda ben kaçarım’ dedi hakim. ‘Celseyi kapatıp giderim.’ Ekrem Bey dedi ‘Ben ne olacağım?’ Dedi ki ‘4,5 saatin var. Sen ve bütün avukatların bu bütün dosyayı, 157 farklı şeyden suçluyorsun adamı, 9 Mart’tan beri 2 Nisan - Mayıs - Haziran 3 ay üst üste aralıksız dört ay hakkında konuşuluyor duruyor orada, avukatlar da dahil 4,5 saatte bitir bu işi.’ ‘Olmaz’ dedi. ‘O zaman savunmadan vazgeçtim’ dedi kapattı, tatile gitti. Dönmüş gelmiş, yeni duruşmayı açtı Ağustos’ta, Ekrem Bey söz istedi. ‘Olmaz’ dedi. ‘Ben ne zaman savunma yapacaksın sana söyleyeceğim’ dedi. O günden beri duruyor, susuyor. Ekrem Başkan savunmasını kitap yaptı, matbaayı bastılar, kitaplara el koydular. Savunması ulaşmasın diye. Şimdi nihayet umarız yarın Ekrem Başkan savunma yapmak için yeni bir dalavere alevere olmazsa kürsüde olacak.

Ben demokrasiye ve adalete inanan herkesi Ekrem İmamoğlu’nu savunmak için değil; avukatları savunur, Ekrem İmamoğlu’na inanmak için değil; inananlar inanıyor, sevenleri inanıyor. Siz tarafsız bir gözle, adil yargılanma hakkını savunmak için İmamoğlu davasına gelebiliyorsa gelmeye, gelemeyenleri kulak vermeye, ne söylüyor diye dinlemeye, okumaya, yani Ekrem İmamoğlu’na 1,5 yıldır bu kadar iftira atılıyor diyorlar. Tarafsız bir gözle dinlemeye davet ediyorum.

Çünkü Ekrem İmamoğlu’nu desteğe davet etmiyorum. Ona destek veren çok var, bulunur. Biz adil yargılanma hakkını savunmaya, savunmasının kısıtlanmamasını savunmaya, tarafsız bir gözle milletimizi bu savunmayı dinlemeye davet ediyorum. Sonunda şuna inanıyorum ki, AK Toroslar Çetesinin talimatı ne olursa olsun, ya da mahkemeyi yönetecek hakimin, heyetin kararı ne olursa olsun, İmamoğlu’nun ihtiyacı olan şey; milletin vicdanında yargılanıp, milletin vicdanında aklanmaktır. Ben onu dinleyen, anlamak için dinleyen herkesin onun masumiyetine, haklılığına ve temizliğine inanacağına yürekten inanıyorum.”

“İZMİR’İ 31’DE 31 ALACAĞIZ, DÜNYA REKORU KIRACAĞIZ”

“Değerli arkadaşlar, biz son yerel seçimlerin kazanan kadrolarıyız. Biz AK Parti’yi tarihinde ilk kez yenen kadrolarız. Biz seçimi kazandık diye 19 Mart darbesine maruz kalan kadrolarız. Biz arkadaşlarımızı bırakmadık diye 21 Mayıs’ta partisine kayyım atanan, partisinde kazandıkları son dört kongre yok sayılan ve bir seçilmemiş heyete partileri verilen, iki aylık mücadelenin sonunda milletin talimatıyla yeni bir yola çıkan, YENİ Parti’yi kuran kadrolarız. Yakınları, aileleri, akrabaları, yol arkadaşları, Cumhurbaşkanlığı adayları hapse atılan, zulmedilen kadrolarız. Tarihte görülmemiş bir baskıyla karşı karşıyayız.

Eğer AK Parti muhalefette olsaydı ve ona bu baskıları yapacak bir ceberut iktidar bulunabilmiş olsaydı, emin olun yüzde 95’i 15 gün içinde dağılırdı. Topuklayıp gidenler, kaçanlar, satanlar bir yana; ‘Onlara teslim olacağıma aslanlar gibi içeride yatarım’ diyen aslanların yol arkadaşlarıyız. Bu yangın yerinde kimi tehditlere direnirken, mücadele ederken, onuru ve haysiyeti için yataktaki anasını, babasını bırakıp hapiste yatarken, beşikteki çocuğunu, hatta kendisi içerideyken doğan çocuğunu açık görüş günleri ayda bir kere kucağına alabilirken; birileri tehditle, şantajla, teklifle, bir sebeple gidiyor parti değiştiriyor. Bu yangın yerinde İzmir Belediye Başkanı da gitti AK Parti‘ye katıldı.

Kendisini seçenlere ihanet edip, yol arkadaşlarına ihanet edip, söylediği her sözü, ettiği her yemini, verdiği her teminatı hiç edip, daha 10 gün önce söylediği sözlerin hepsini birden yok sayıp gidip, bir de orada birilerine methiyeler düzmeye, oralarda pişkin pişkin sırıtmaya, İzmir’le alay etmeye ve İzmirlileri kahredecek işler yapmaya başladı. Bu ne ilk, belki de son olmayacak. Tarihte de hep böyle oldu. Çünkü dönem kirli bir dönem ve bu dönem kirlilerle temizler, cesurlarla korkaklar, menfaatçilerle kahramanlar birbirinden öyle ayrışacak, tarihte öyle yerlerini alacaktır. Ben bir yıl önce kongremizi yaparken ‘Ben size iktidara gül bahçelerinden yürümeyi değil; dikenli yollarda yürümeyi, eziyet çekmeyi, üzülmeyi ama teslim olmamayı vaat ediyorum’ demiştim. Oradaki yolda devam ediyoruz.

Elbette İzmir’de yaşananlar ve İzmir’de yaşananların İzmirlilere hissettirdiklerini anlıyorum. 10 yaşında bir başka şehre ilk kez gitmiş, İzmir’e yatılı öğrenci olarak gitmiş, iki haftada bir çıktığı çarşı izinlerinde bugün o ihaneti yapanların hizmet etmekle mükellef oldukları şehirde 1985’te koca koca binalara baka baka dolaşmış, hayatı tanımış, insanları tanımış, İzmir gibi bir şehri tanımış, 12 yaşında Zübeyde Hanım’ın kabri başına gitmiş Karşıyaka’da dua etmiş, İlk Kurşun Anıtı’nın önünde gözyaşı dökmüş, her 9 Eylül’ü kendi yaş gününden daha büyük bir heyecanla karşılamış küçücük bir çocuğun, ilkokulu, ortaokulu, lise ve üniversiteyi, vatani görevini yaptığı bir şehirde Genel Başkan seçildikten sonra hatırlayın ’İzmir’i felaket bekliyor, İzmirli küskün, İzmirli kırgın’ yazıları arasında İzmir’de 31 belediye başkanı adayı göstermiş ve 29’unun seçilmesinin sevincini 31 Mart akşamı sizlerle birlikte yaşamış birisiyim. Bugün bizde olanlar, olmayanlar tüm milletvekilleri başarıyı sahipleniyorlardı. Bugün orada burada yalan beyanlarda bulunanlar, ilk telefonda kutlamaları yapıyorlardı.

Türkiye tarihinin en büyük yerel seçim başarısıydı. Türkiye’nin yüzde 65’i, ekonominin yüzde 85’i, İzmir’de bir Menemen ve Aliağa özel durumu olan iki ilçe dışında tamamı kazanılmıştı. Ve çok büyük bir zaferdi. O gün belirlenen çeşitli yöntemlerle diğer adayların belirlendiği gibi belirlenen aday, bugün ihanet etti. Şimdi birileri o gün büyük bir zafer, başarı deyip sahiplenen birileri dönmüş bize ıvır zıvır konuşuyor. Onu yapacakmışım, bunu yapacakmışım, özeleştiri yapacakmışım.

Özeleştiri ne? İçim yanıyor, içim. Bakın özeleştiri için şunu söyleyim. Cemil Tugay’a eğer son imzayı bu elim attıysa, bu el kırılsaydı, bu kafa kırılsaydı bugünü görmeseydi de o namussuzu aday yapmasaydı. Özeleştiri ne? Ama kendilerinin ilk ilan ettiği aday, prensesleri, Aydın’da toplayıp kaçarken hiç orada sorumluluk almayanlar, prensesleri Afyon’dan AK Parti‘ye koşa koşa giderken hiç sorumluluk almayanlar, Ataşehir’de taraf değiştiren altı belediye meclis üyesinin beşi önceki dönemin sorumluluğunda olanlar, çıkıp da bize İzmir’le aramıza girip ‘Özür dileyecek misin?’ İzmirlinin ayağının altına yatarım ama sizin gibi haysiyetsizlik peşinde koşanlara bu partiyi teslim etmem. Aklınızı başınıza alın.

Kimsiniz siz? Butlancılar. Kimsiniz siz? İktidara teslim olanlar, kim kimsiniz siz? 47 yıllık zaferden sonra kaybetmeye görevlendirilenler. Herkes şunu bilsin. İzmir’le YENİ Parti’nin arasına, İzmir’le Özgür Özel‘in arasına kimse giremez. İzmir’de bir üzülen varsa, bir gözyaşı döken varsa kurban olayım ona. Özür ne? Köle olayım ona. Ama herkes haddini bilecek. O İzmir’i 31’de 31 alacağız. O seçimlerde İzmir’de dünya rekoru kıracağız. Haydi bakalım. İzmir sana selam olsun. İzmir, YENİ Parti ve Özgür Özel sana kurban olsun. Hepinizi çok seviyoruz. Hepinizi.”