Türkiye e-ihracatta Vites Yükseltmeli

DIŞYÖNDER Başkanı Dr. Hakan Çınar: “Türkiye'nin hedefi yalnızca daha fazla ürün ihraç etmek değil, daha fazla Türk markasını dünyanın dijital raflarına çıkarmak olmalı.”

 

 

 

İstanbul Küresel E-İhracat Zirvesi – IGEXX 2026'nın açıklanan sonuçları, küresel ticaretin yaşadığı dijital dönüşümü ve Türkiye'nin e-ihracatta önündeki büyük fırsatı yeniden gündeme taşıdı.

Dış Ticarete Yön Verenler Derneği (DIŞYÖNDER) Başkanı Dr. Hakan Çınar, zirvenin sonuçlarını değerlendirirken e-ihracatın artık alternatif bir satış kanalı değil, ülkelerin ihracat stratejilerinin temel unsurlarından biri haline geldiğini vurguladı.

Çınar, “Dünya ticaretinin kuralları değişiyor. Eskiden ihracat denildiğinde aklımıza fabrikalar, konteynerler, limanlar ve gümrük kapıları geliyordu. Bunların tamamı elbette önemini koruyor. Ancak bugün bunlara bir yenisi eklendi: Dijital sınırlar. Artık dünyanın en büyük mağazaları caddelerde değil, ekranlarımızda. Türkiye'nin de bu değişimi çok doğru okuması gerekiyor” dedi.

Zirve kapsamında açıklanan sonuçlar da ortaya çıkan potansiyelin büyüklüğüne işaret ediyor. Organizasyonda 30 ülkeden 1.050 şirket bir araya gelirken, 65 küresel pazaryeri ve e-ticaret paydaşı Türk şirketleriyle buluştu. 2.500'ün üzerinde ikili iş görüşmesi gerçekleştirilirken, bu temasların önümüzdeki beş yıllık dönem için yaklaşık 1,4 milyar dolarlık ticaret potansiyeli oluşturduğu açıklandı.

E-İHRACAT KOBİ'LER İÇİN DÜNYAYA AÇILAN KAPI

E-ihracatın Türkiye açısından taşıdığı önemin yalnızca rakamlarla ölçülmemesi gerektiğini belirten Çınar, sistemin özellikle KOBİ'lerin küresel pazarlara ulaşmasını kolaylaştırdığına dikkat çekti.

“Geleneksel ihracatta bir firmanın farklı ülkelerde müşteri bulması, dağıtım ağı oluşturması ve marka bilinirliği yaratması yıllar alabiliyor. Dijital platformlar ise Anadolu'daki küçük bir üreticinin dahi dünyanın diğer ucundaki tüketiciye ulaşabilmesini mümkün hale getiriyor. İşte e-ihracatın gerçek gücü burada.”

Çınar'a göre Türkiye'nin güçlü üretim kapasitesi, Avrupa'ya yakınlığı, gelişmiş lojistik altyapısı ve geniş KOBİ tabanı e-ihracat açısından önemli avantajlar sağlıyor. Ancak bu potansiyelin kullanılabilmesi için e-ihracatın sadece elektronik pazaryerlerine ürün koymak olarak görülmemesi gerekiyor.

“E-İHRACATI BİR EKOSİSTEM OLARAK ELE ALMALIYIZ”

Çınar, “Gümrük işlemleri, hızlı kargo, mikro ihracat, ödeme sistemleri, iadeler, depolama, ürün güvenliği, yapay zekâ, veri analitiği ve dijital pazarlama birbirinden bağımsız düşünülemez. Dijital ticaret 24 saat çalışıyorsa, ihracat sistemimizin de bu hıza cevap verebilmesi gerekir” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye'nin 2026 yılı sonunda 6 milyar dolarlık e-ihracat hacmine ulaşmayı hedeflemesi önemli bir aşama. Ancak Çınar'a göre Türkiye daha iddialı düşünmeli:

“Türkiye'nin önündeki mesele yalnızca 6 milyar dolara ulaşmak değildir. Asıl mesele, toplam ihracatımız içerisinde e-ihracatın payını kalıcı biçimde yükseltmek ve binlerce yeni şirketimizi ihracatçı haline getirmektir.”

“DÜNYANIN DİJİTAL RAFLARINDA DAHA FAZLA TÜRK MARKASI GÖRMELİYİZ”

Çınar sözlerini şöyle tamamladı:

“Türkiye üreten bir ülke. Güçlü bir sanayi altyapımız, girişimci insanımız ve çok önemli bir lojistik avantajımız var. Şimdi bunların yanına güçlü bir dijital ihracat kültürü koymalıyız.

Önümüzdeki dönemin ihracatçısı sadece üretmeyi bilen değil; veriyi kullanan, yapay zekâdan yararlanan, dijital pazarlamayı bilen ve dünyanın herhangi bir noktasındaki tüketiciye doğrudan ulaşabilen ihracatçı olacak.

Türkiye'nin hedefi yalnızca daha fazla ürün ihraç etmek değil, daha fazla Türk markasını dünyanın dijital raflarına çıkarmak olmalı.

Dünya ticareti dijitalleşiyor. Türkiye bu dönüşümü izleyen değil, yön veren ülkelerden biri olmalı.”