'Ya bir yol bulacağız, ya bir yol açacağız!'
Özgür Özel'den grup toplantısında Kılıçdaroğlu'na tarihi çağrı... Kürsüdeki son sözleri 'yeni parti' sinyali mi? 'Ya bir yol bulacağız, ya bir yol açacağız!'
CHP lideri Özgür Özel, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Konuşmasında direkt olarak Kılıçdaroğlu'na seslenen Özel, "kurultay" çağrısı yaparak, "Bu ülkeye sandığı, demokrasiyi getirmiş bir partinin bu ayıptan derhal ama derhal kurtulması lazım. Kemal Bey'e partimiz adına bu tarihi çağrıyı yapıyorum" ifadelerini kullandı. Özel, kürsüden inerken "Ya bir yol bulacağız, ya bir yol açacağız!" dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM'deki grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Özel, Kılıçdaroğlu başkanlığındaki "butlan" yönetimine yönelik kritik mesajlar verdi.
Özgür Özel, ayakta alkışlanarak kürsüye geldi ve sözlerine "Bugün olduğu gibi milletin dediği olacak" diye başladı.
CHP'deki "butlan" yönetimine seslenen Özel, "Gerekli imzaları ilettiğimizden beri kurultay tarihi bekliyoruz. Kamuoyunun ve partililerimizin hiç tahammül edemediği bahaneleri dinliyoruz" sözleriyle kurultay çağrısını yineledi.
Özel şöyle devam etti: "Gerekli imzaları ilettiğimizden beri kurultay tarihi bekliyoruz. Kamuoyunun ve partililerimizin hiç tahammül edemediği bahaneleri dinliyoruz. Kendilerine koca bir dosya teslim ettik. Tedbir kararı kurultaya engel değil, aksine derhal kurultaya gidilmeli. Partiyi atamayla yönetmeye çalışmanın izah edilebilecek hiçbir yanı yok."
CHP'nin 'işgal' altında olduğunu belirten Özel, "Ya bir yol bulacağız, ya bir yol yapacağız. Eninde sonunda iktidara kavuşacağız" dedi.
Özel'in açıklamalarının tamamı şu şekilde: "Hepiniz hoş geldiniz grubumuza. Sadece şunu söylemek isterim. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu bu Cumhuriyet kökleri, gövdesi, dallarıyla dimdik ayaktayız. Büyük sıkıntılar içindeyiz. Ama herkes bilsin ki bugün olduğu gibi milletin dediği olur, milletin dediği olacak. Değerli grubumuzu, önceki dönem milletvekillerimizi, Sayın Bakanımızı, Genel Sekreterimizi, belediye başkanlarımızı, ilçe başkanlarımızı, değerli konuklarımızı ayrı ayrı selamlıyorum. Bizleri televizyonlarından izleyenlere, radyolarından dinleyenlere Cumhuriyet Halk Partisi’nin gönülden selamlarını yolluyorum. Hepiniz hoş geldiniz, iyi ki varsınız."
"KARANLIĞA TESLİM OLMUYORUZ"
“Partimizi, demokrasimizi ve ülkemizin geleceğini hedef alan bütün saldırılara rağmen bugün yine milletimizle, sizlerle birlikte milletimizin Meclisindeyiz. Zor zamanlardan geçiyoruz. Ama baskıya, zorbalığa ve karanlığa teslim olmuyoruz. Hep beraber adım adım bu karanlığın, bu karanlık tünelin ucundaki ışığa, umuda yürümeye devam ediyoruz.
Tabii grup konuşmamda parti içi meseleler ki konunun parti içi bir mesele olmadığını, konunun bugünkü saray rejimi ile milletin seçme ve seçilme hakkı arasında olduğunu, Tayyip Erdoğan’ı değiştirmek isteyen millet ile buna direnenler arasında olduğunu, milletin değişim umudunun karşısında duranlarla milletin kendi iradesi arasında olduğunu hep söyledim. Merak edilen çok konu var. Bunlara detaylı girmeyeceğim. Ama önemli bir hafta, önemli gelişmeler oldu. Hepsine değinirken geçen haftadan bugüne yaşadığımız bir gelişmeyi ve o konuda ne noktada olduğumuzu ifade edeyim.”
“RESMİYET KAZANAN 833 İMZA VAR, KURULTAYI BEKLİYORUZ”
“Geçen hafta 74 il başkanımız, 81 ilden gelen delege imzalarımızı o illerin delegeleri ile birlikte, il başkanlarımızın olmadığı 7 ilin delegeleri ile birlikte Cumhuriyet Halk Partimizin şu an butlan yönetiminde olan Genel Merkezine götürdüler. Büyük bir özenle, büyük bir titizlikle görevlerini yerine getirdiler. Orada çok önemli ve çok tarihi, çok güçlü de bir açıklama yaptılar. 1004 delegemizin iradelerini teslim eden ıslak imzaları götürdüler. ‘İstanbul’u düşelim, şunu düşelim bunu düşelim.’ 833 resmiyet kazandığını söyledikleri imza teslim edildi.
O günden itibaren de kurultayı bekliyoruz. Tabii, ‘Bir tedbir kararı var. Bu kurultayı yapamayız, normalini yaparız, biraz inceleriz, sonra söyleriz.’ Bu tip kamuoyunun hiç tahammül edemediği, partililerimizin hiç tahammül edemediği… Delege mi? Delege. İmza mı? İmza. Onu alıp gereğini yapıp, İlçe Seçim Kurulu’na bildirmek görev. Ondan sonrasını İlçe Seçim Kurulu söyleyecek. Ama bununla ilgili bir sürü zorluk çıkarmak, esas niyetin, Hani, ‘Kurultayı yapabilecek olsak hemen yaparız’ sözü gerçek olsa, samimi olsa, derhal bunun yapılması, kurultayı yapmayan, yaptırmayan bir irade varsa ona karşı hep bir ve bütün mücadele verilmesi gerekirken bir takım bahanelerle, engellemelerle, ‘Efendim sorduk, kurultay yapamıyoruz’ gibi yaklaşımlarla karşı karşıyayız.”
“BÜYÜK BİR DOSYA TESLİM ETTİK”
“Şimdi buradan kendilerine teslim ettiğimiz imzalarla birlikte koca bir dosya teslim ettik. O dosyada Türkiye’de kamu hukuku ve seçim hukuku alanında önde gelen 34 profesör ve doçentin ki aralarında Profesör Dr. Fahri Bakırcı, Metin Günday, Murat Sevinç, Fazıl Saylam, Güçlü Akyürek, İbrahim Kaboğlu, Korkut Kanadoğlu, Necmi Yüzbaşıoğlu, Sevtap Yokuş Veznedaroğlu, Siber İnceoğlu, Sultan Uzeltürk, Süheyl Batum, Şule Özsoy Boyunsuz ve Tolga Şirin‘in de bulunduğu, yayınlandıktan sonra da bu alandaki pek çok akademisyenin ‘Biz de aynı görüşleri paylaşıyoruz’ dediği bir metin yayınlandı. Bu metinde tedbir kararının kurultay yapmaya engel olmadığı, aksine hızlı bir kurultayı gerektirdiği söylendi.
Bunun üzerine özel hukuk alanında çalışan ve bu kanun yapılırken ‘Medeni Usul Hukuku’ndaki bu tedbir, Medeni Kanun’un usulle ilgili kısımlarında konmuş, tarif edilmiş bir uygulama. Bu kanun yapılırken Meclis’e gelip bu kanunun yapımına katkı veren hocalarımız Hakan Pekcanıtez ve Muhammet Özekez bu konuda hakemli bir dergiye yayın yolladılar. Ayrıca resmi bir mütalaa verdiler. Onu da genel merkeze yolladık. Diyorlar ki bu kanunu yapanlar, oraya ‘tedbir’ lafını yazanlar, Medeni Kanun’a bunu yazanlar ki oraya gidiyor bu kanun… ‘Tedbir kurultaya engel değildir. Aksine sonuç doğuracak bir tedbir kararı uygulandı, uygulanmamalı. Derhal kurultay yapılmalıdır’ diyorlar. Şimdi Türkiye’de aksini savunan tek bir hukukçu yok.
Çıkıp da ‘Hayır, bu böyle olmaz’ diyen, sözüne güvenilir, bu konuda çalışmış, uluslararası ya da akademide Türkiye’de kabul görmüş bir hoca yok bunu söyleyen. Ama maalesef burada buna rağmen imzaları elde tutup, İlçe Seçim Kurulu’na yollayıp da ‘Bakalım İlçe Seçim Kurulu ne diyor? Yüksek Seçim Kurulu ne diyor?’ Buna bile mani olmaya çalışan bir tutum var. Bu tutumu dikkatle, sabırla, ibretle takip ediyoruz. Ancak Türkiye’ye sandığı getirmiş partinin yaptığı son dört kurultayda seçilmiş, mazbatasını almış Genel Başkanı’nın altı yıl önceki bir seçime girip aradaki dört seçimin sonucunu saymayarak partiyi bir atamayla yönetmeye çalışmanın izah edilebilir hiçbir tarafı yok.”
“O GÜN KEMAL BEY SALONDA OTURUYORDU”
“Şunu söylemem lazım. 1004 delege imza vermiş, ‘Kurultay yapılsın’ diye. Bu delegeler bizim Sayın Kılıçdaroğlu ile yarıştığımız ve benim ilk turuna 682-664 önde tamamladığım, ikinci turda da kazandım kurultay. Bakın çok basit bir hesap. O basit hesabı siz vicdanlarınızda yaptınız hemen. Onu alkışlıyorsunuz. Çok basit hesap, o gün Kemal Bey’e oy vermiş arkadaşlardan yaklaşık 520’si şu anda ‘Kurultay yapılsın’ diye imza vermiş durumdalar.
Biz bu arkadaşları 6 Nisan günü çağırdık, 19 Mart darbesinden sonra. Laf, söz ediyorlardı, ‘Kurultay iptal olacak’ falan. ‘Gelin, bir daha oy kullanın’ dedik. O gün 1171’i geçerli oyların tamamını vererek iradelerini ortaya koydular. O gün Kemal Bey salonda oturuyordu. Bu konuda son sözüm; o kurultayın kapanışında delegenin iradesini göstermesi, oraya gelmesi, koşması, o coşkusunu bütün salonla birlikte Kemal Bey ayakta alkışlıyordu. Bugün geldiğimiz noktada o kurultay üstüne yapılan üç kurultay ve son kurultay mahallelerden başlamış, ilçe ve il seçimleri ile oluşmuş yeni kurultay…
Bu kurultayın delegelerinin seçtiği il başkanları görevde. Bu kongrelerin delegelerinin seçtiği il başkanları görevde. Şimdi onlar hedefte. 2023 yılından bahsetmiyoruz, 2025 yılında yepyeni bir kurultay yapıldı ve orada seçilmiş olan il başkanları görevden alınmaya kalkıyor.”
“KEMAL BEY’E TARİHİ ÇAĞRI”
“Orada seçilmiş olan yönetimler hatta ve hatta en ayıplısı bizim Kadın Kolları il ve ilçe başkanlarımızı sadece kadın üyeler seçiyorlar, ayrı bir prosedür ve ayrı bir takvimle. Gençlik Kolları’nı sadece 30 yaş altı üyeler seçiyorlar, ayrı bir prosedür ve ayrı bir takvimle. O seçilmiş Kadın ve Gençlik Kolları’nın başkanlarına erkekler atama yapıyor. ‘Kadınların hepsinin seçtiği değil, bizim seçtiğimiz yönetecek’ diye. 30 yaşın altındaki üyelerin kendi seçtikleri başkanlara tamamı 30 yaşın üstünde bulunan kişilerden oluşmuş bir MYK atama yapıyor, görevden alıyor, görev teklif ediyor bazı gençlere.
O yüzden bu ülkeye sandığı getirmiş, demokrasiyi getirmiş, bu ülkeyi yeniden demokrasiye taşımayı vaat eden bir partinin bu ayıptan derhal ama derhal kurutulması lazımdır. Bunu bir tarihi çağrı olarak 2 milyon üyemiz adına, gençlerin umutları adına, bu ülkede yaşayan ve yaşamından memnun olmayan, iktidarı değiştirmek isteyen herkes adına, her yönüyle, hocaların görüşleriyle, delegenin imzasıyla, sokağın öfkesiyle, inancıyla, kararlılığıyla ama bu partinin bir evladı olarak Kemal Bey’i bugün bu tarihi kararı almaya, ülkeyi ve partiyi bu cenderenin içinde daha fazla tutmamaya davet ediyorum.”
“BUGÜN BURAYA MİLLETTEN ALDIĞIM YETKİYLE GELDİM”
“‘Zor zamanlardan geçiyoruz’ dedim. Karanlığa teslim olmuyoruz. Hep beraber adım adım yürüyoruz. Bir ışığa, bir umuda doğru yürüyoruz. Bugün o ışığı, bu salonda siz değerli büyüklerimin, kardeşlerimin, evlatlarımın gözlerinde görüyorum. Ama umut sadece bu salonda değil hatta artık umut salonlarda değil. Umut sokakta. O ışığı Ankara sokaklarında, Burdur’da, ilçelerde, köylerde gördüm.
Sokakta, pazarda, halde, tarlada, kahvede emeklilerin öfkesinde, esnafın sabrında, çiftçinin alın terinde, gençlerin direncinde gördük. Kimse unutmasın ki atanmışlar kendilerini atanlardan talimat alırlar. Ama seçilmişler talimatı, görevi milletten alırlar. Ben bugün bu kürsüye milletten, o milletin köyünden, evinden, sokağından, kahvesinden aldığım yetki ile geldim.”
“O BANKA İKTİDAR PARTİSİ GENEL BAŞKANI OLARAK ÇIKACAĞIM”
“Önce Denizli’deydik. Çardak’ta bir kahvede vatandaşlarla çay içmeye girdik. Çardak’ın kadınları geldiler, kahveyi ele geçirdiler. Erkekleri uzağa ittirdiler. ‘Bu sefer de biz kahveye çıkıyoruz. Özgür’ümle çayı biz içeceğiz’ dediler. Çardak’ta o ilk sabah çayını içerek başladık. Annelerimize ve ablalarımıza bir kez daha buradan selam olsun. Bozkurt’ta pazara girdik. Bütün Bozkurt’la neredeyse kucaklaştık. Denizli’de Cuma namazından çıktık, çıktığımızda avluyu, avlunun 10 katı önündeki meydanı 10 binlerle dolu bulduk. Sadece orada namaz kıldığımızı biliyorlardı. Ve o 10 binlerle Bayram Yeri Meydanı’na doğru yürüdük. Baktık gibi bir şey bekliyorlar, bir şey söyleyelim istiyorlar. Baktık ki ne otobüs var artık ne başka bir şey.
Orada bir tane bank bulduk. Bankın üstüne çıktık. Milletin gönlüne kavuştuk. Ardından Denizli’nin büyük coşkusuyla Burdur’a yolcu edildik. Çavdır’da bir domates serasına vardık, Yeşilova’da kahvede oturduk. Kadınlarla, işçilerle, gençlerle, emeklilerle ayrı ayrı buluştuk. Milletin meydanlarında, milletin sokaklarında, sokak sokak büyüyerek, meydan meydan büyüyerek ve kararlılıkla yürüyerek devam ediyoruz. Sıkıntılar büyük. Tartışmalar zor.
Ama öyle bir yerdeyiz ki binaları geride bırakıp, belki imkanları geride bırakıp ama sokaktaki milletle kucaklaşınca oradan aldığımız gücün bugüne kadar oy veren, vermeyen herkesin bu haksızlığa ve bu haksızlığa karşı mücadelemize, sizlerin kararlılığına, 81 ildeki sahip çıkışa, annelerin dualarına, gençlerin gözyaşlarına, büyüklerin dirençlerine ve hep birlikte bu iktidarı değiştirme kararlılığına muazzam bir desteği iliğimizde, kemiğimizde hissediyoruz. Yeşilova’da da bir bank vardı. Orada konuştum, sonra söyledim. Yeşilova İlçe Başkanımız bankı bir yere koymuş, fotoğrafını yollamış. Partinin bayrağıyla Türk bayrağımızın arasına. ‘Bank burada, kaldırdım onu’ demiş. Onlara verdiğim sözü buradan milletimize tekrar ediyorum. Yeşilova’ya gideceğim, o bankın üstüne iktidar partisinin Genel Başkanı olarak çıkacağım.”
“MİLLET AĞIR BİR EKONOMİK KRİZİN GİRDABINDA”
“Denizli’de, Burdur’da gördüğümüz şudur. Millet ağır bir ekonomik krizin girdabında sürükleniyor. Borcu borçla kapatmaya çabalıyor, kapatamıyor. İşçi, ay sonunu getiremiyor. Emekli geçinemiyor. Üretici kazanamıyor. Tüketici pazarda filesini dolduramıyor. Pazarcı, o sattığıyla evini geçindiremiyor. Millet bir çıkmazın, AK Parti’nin kötü yönetiminin sonucunda oluşan bir kara düzenin içine sıkışmış durumda. Millet bizden aslında kaldığımız yerden devam etmemizi istiyor. Biz Cumhuriyet Halk Partisi grubu olarak ilan edilmiş, hazırlanmış programlarla mayıs, haziran aylarında, temmuz ve ağustos ortak tek bir programla, eylül ve ekim ayında iktidar programımızı, vaatlerimizi, çok iyi bildiğimiz sorunları nasıl çözeceğimizi anlatmak üzere masa masa, öbek öbek, grup grup, şehir şehir…
Denizliden, Gaziantep’ten, Bursa’dan, Kocaeli’nden başlayarak 81 ilde nasıl yöneteceğimizi, bu ülkeyi nasıl düze çıkaracağımızı, emeklinin yüzünü nasıl güldüreceğimizi, hem emekçinin hakkını nasıl koruyup hem de çalıştığı KOBİ’yi nasıl ayakta tutacağımızı, nasıl yeni bir kalkınmayı, mor kalkınmayı, yeşil kalkınmayı, adil kalkınmayı, adil bölüşmeyi yapacağımızı konuşurken, ‘İktidar yolculuğunu, tarihin en büyük seçim maratonunu başlatmışız’ derken son 60 gün sorulan ya son 60 gün, ‘Sandık görevlileri var mı? İyi yazdınız mı?
Sandıkları tutabilecek miyiz?’ sorusuna 2,5 yıl önceden 186 bin sandık görevlisini yazmışken, yazmak yetmez tek tek telefonla iki kez aramışken, aramak yetmez ‘Benim Sandığım’ uygulamasını telefona yükletmişken onları seçime kadar en az altı kez ‘Oy kullanacağın sandığı gezeceksin, onlar seni bilecek, sen onları tanıyacaksın’ demişken bu sene Eylül’de madem ki bu yıl seçim yok, varmış gibi seçim tatbikatını hazırlamış, sabahın altısında bütün sandık görevlilerine o gün yapılacak seçime, bugünden okulun önüne gönderip kalkanı kalkmayanı, uyananı uyanmayanı, sandığı tutup tutmayanı şimdiden görüp ‘Tatbikatta parça kıranı o gün seçim sandığına yollamayacağız’ diye karar vermişken bu yapılır mı bu partiye ya? Bu yapılır mı? Ne partiye yapılır ne parti hak eder ne millet hak eder bunu. Onun için hep beraber kararlılıkla, durmadan, hem yazın hem devamında bütün süreçler nerede ne durumdaysa bizim kararlılıkla millete gitmeye, sokağa gitmeye ve bu ülkeyi nasıl yöneteceğimizi anlatma mecburiyetimiz var. Asla ve asla bundan bir adım geri durmamalıyız.”
“ASGARİ ÜCRETE ARA ZAM YAPILMALIDIR”
“Zira biz olmazsak, bakın yılın ortasına geldik. Geçtiğimiz haftalarda yüksek tansiyonlu kürsü tartışmaları, sonra bir hafta burada Meclis’e seyirci yasağı bilmem ne falan derken buralara geldik. Biz olmazsak kim konuşacak, beş aylık enflasyonun yüzde 16’ya çıktığını, Avrupa’da birinci ve dünyada en yüksek beşinci enflasyon halen Türkiye’de olduğunu, Avrupa’daki dünyadaki 100 ülkeden onların bir yıllık enflasyondan fazlasını bizde bir ayda yaşandığını ve 28 bin lira verilen asgari ücretin verildiği günkü haliyle 23 bin 400 liraya gerilediğini, açlık sınırının 35 bin liraya çıktığını ve yoksulluk sınırının 114 bin 500 lira olduğunu, büyük şehirlerde ortalama ev kirasının 26 bin liraya çıktığını ve bu şartlarda halen daha işçiye 28 bin lira asgari ücret verildiğini ve şimdi yılın ortasına gelindiğini kim söyleyecek? Tayyip Erdoğan’a kim söyleyecek?
Sen son seçildiğin seçimden bir ay önce ‘Asgari ücret eğer enflasyon tek hanenin üstünde ise yani yüzde 10 ve üzerinde ise yılda dört ayarlama yapılabilir, Mart’ta, Temmuz’da, Kasım’da enflasyon ayarlaması yapılabilir’ deyip milletten o isteyip şimdi seçildiğinden beri yılda bir kez sadece asgari ücretin ayarlandığını, şu anda asgari ücretin 5 bin lira kaybettiğini kim söyleyip, ara zam taleplerini kim dile getirecek? Bugün bu ülkenin zengininin payına vergi muafiyetleri, yüksek faiz gelirleri, alım garantileri, düşerken; işçinin payına sefalet düşmektedir.
Seçimden önce defalarca verilen sözler unutulmuş; millet, işçiler, emekçiler büyük bir krizle karşı karşıya bırakılmıştır. Brüt asgari ücret Almanya’da 2 bin 300 Euro iken Türkiye’de 654 Euro’dur. Komşu Yunanistan’da bin 681 Euro iken, bizde o maaşın küsuratı kadardır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde asgari ücret, ki orada da sorunlar var, yetmiyor, 52 bin 700 lirayken Türkiye’de 28 bin liradır. İşçinin insanca yaşayabilmesi için, evlatlarına bakabilmesi için, karnını doyurabilmesi, kirasını ödeyebilmesi için ara zam şarttır.”
“İŞLETMELER İÇİN DE TEŞVİK PAKETİ AÇIKLAMIŞTIK”
“Önerimiz; altı aylık enflasyon nedeniyle ortaya çıkan reel ücret kaybının telafisine yıllık enflasyonun eklenmesi ve yüzde 2,5’luk refah payının verilmesidir. En adilane, geçtiğimiz istikrarla 39 bin lira diye önerdiğimiz rakama bu rakamlar uygulandığında CHP iktidarda olsaydı elbette çok daha iyi bir noktaya yürüyecektik ama 39 bin lira önerdiği asgari ücretin bugün 45 bin 800 liraya yükseltmesini sağlayacaktık.
Biz asgari ücret artışını önerirken, hatırlayın biliyorsunuz kesinlikle küçük esnafı, KOBİ’yi, tekstili, ev tekstilini, normal tekstili, deri sanayisini bu asgari ücret artışıyla zor durumda bırakmamak için onlara Sosyal Güvenlik Destek Primi uygulamasıyla asgari ücretin verene 28 bin lira, alana 39 bin 500 lira olacak şekilde teşvik paketini de açıklamış, kaynağını tüm sosyal güvenlik sistemi içinden artacak prim ödemeleri ile nasıl karşılanacağını kalem kalem anlatmıştık.
Şimdi buraya bir kez daha asgari ücrete bir ara zam yapılmasını, hiç değilse kendi verdikleri asgari ücrete, hiç değilse ortaya çıkan enflasyonu ve refah payını ilave ederek bir ayarlama yapılması için bir kez daha bu çatı altında sadece iktidara değil tüm siyasi partilerin milletvekillerine, görev yapan tüm milletvekillerine sahadaki asgari ücrete ara zam talebini bir kez daha hatırlatıyor ve grubumuza emanet ediyorum.”
“KİMSENİN HUZURU KALMADI”
“AK Parti’nin kara düzeninde kimsenin huzuru kalmadı. Emeklilik artık huzurun değil, hayatta kalma mücadelesinin adı oldu. Çavdır’da domates serasına gittim, kadın işçilerle çay içiyoruz. Bir teyze 65 yaşında olduğunu, kendi bahçesinin olduğunu, sabah dörtte kalktığını, altıda seraya geldiğini, bir saat yol geldiğini, üstüne serada 8 saat çalışıp sonra gidip kendi bahçesinde çalıştığını ve gündelik 960 lira para aldığını söyledi.
Bu aldığı 960 lira parayı Antalya’da torunlarını okutmakta zorlanan, kirasını ödemekte zorlanan kızına yolladığını, büyüyüp emekli olunca eskiden çocuklar anasına bakıyordu, şimdi geçinemeyen çocuklar için analar - babalar emeklilikte günde iki sefer çalışıyorlar diye anlattı. Biz başka şeylerle meşgul edilmek yerine, bizim serada çalışan 65 yaşındaki teyzenin içinde bulunduğu zorlukları çözmek üzere gayret göstermemiz, bunu çözmeyenleri gönderip o teyzenin umudu hem kendinin hem kızının hem torununun umudu olduğumuzu bizden başka bir umudun olmadığını da hatırlamak durumundayız.”
“İNSAN SÖYLEMEYE UTANIYOR, ‘İNSANCA ÜCRET’ İSTİYORLAR”
“Serada o sözler, o diyaloglar varken geçen hafta meydanlarda da üç büyük emekli örgütü bir araya geldi ve maaşların insanca bir seviyeye çekilmesi için talepte bulundular. İnsan söylemeye utanıyor. Emekli örgütleri çıkmış, hepimizin vefa göstermesi gereken, elleri nasırlaşmış, dirsekleri çürümüş, gözlük camları büyümüş o emeklilerin temsilcileri hak aramak için çıkmış, ‘İnsanca ücret’ diyorlar, insanca ücret. Bu cümlenin içindeki ayıbı, bu cümlenin içindeki utancı hiçbirimizin yüreği kaldırmıyor.
Beş ayda 20 bin liralık en düşük emekli maaşı, ki eskiden 20 bin liraysa en düşük emekli maaşı, ortalama emekli maaşı 32 bin lira olurdu, oran böyleydi. 1,5 katından fazla. Şimdi en düşük emekli maaşı 20 bin lira, ortalama emekli maaşı 23 bin lira. Bir kutu kolayı ezer gibi bütün emeklileri dibe doğru yaslıyorlar. Her seferinde biraz daha, biraz daha, biraz daha ortalaması 23 bin lira emeklilerin aldığı maaşların. Sekiz yıldır ilk kez bayram ikramiyelerine zam yapmadılar. AKP geldiğinde en düşük emekli maaşı 8 çeyrek altın alırken şimdi 2 çeyrek altın düzeyinde. İlk verilen bayram ikramiyesinde, verilen bayram ikramiyesi bir kurbanlık koç satın alırken, şimdi o koçun bir butunu satın alamaz durumda. Ve verdikleri 4 bin liraya zam yapmamayı, iki bayram öncesinde de göze aldılar, emeklileri bununla bıraktılar.”
“BU DÜZEN SÜRSÜN DİYE ÇABALIYORLAR”
“Öyle bir noktadayız ki hani ‘kurbanlık’ deyince eskiden yedi kişi bir olup danaya falan giriyorlardı. Şimdi beş emekli bir olup yoksulluktan kurtulamıyor. Memlekette beş emekli maaşlarını birleştiriyor, yoksulluktan kurtulamıyor. Ancak altı emekliyi bir araya gelirse yoksulluk sınırının üzerine çıkabiliyor. Eskinin orta direği kalmadı. Orta direk artık yoksul. Eskinin yoksulları artık deyim yerindeyse sürünüyorlar. ‘Derin yoksulluk’ deniyor onların durumuna. 114 bin lira yoksulluk sınırı var.
Bütün milleti yani sokakta gördüğün 100 kişiden 95’ini yoksullaştırdılar. 114 bin 500 lira gelirin yoksa yoksulsun bu memlekette. Maaşların düşüklüğü yetmezmiş gibi devlet memurları, beyaz yakalılar, mühendisler, kıdemli mavi yakalılar, 70 bin lira maaş alabilen birisi ki 28 bin liradan bakınca büyük maaş ama yoksulluk sınırının yüzde 40 altında. Kendisine verilen bu maaşın üçü gelir vergisi olarak geri alınıyor. Yani eskiden ‘Ya maaşım düşük ama yılda dört sefer ikramiye var’ derdi insanlar, ‘16 maaş alacağım.’ Şimdi böyle bir şey kalmadığı gibi maaş düşük ama üçünü de AK Parti’nin kara düzeni vergi olarak geri alıyor. 70 bin lira maaş alandan 215 bin lira vergi kesiliyor. Böyle bir düzenle karşı karşıyayız. Memlekette vergi düzeni yok, vergi soygunu var. Israrla anlatmak, bıkmadan anlatmak lazım. Böyle bir düzen olmaz.
100 lira vergi topluyor, bunun 64 lirasını zengin - fakir ayırmayan dolaylı vergilerle topluyor. Yani elektrik, su, telefon, benzin, çocuk ayakkabısı, ceket, süt… Zengin de alsa aynı vergi veriyor, fakir de alsa. Bu, vergilerin yüzde 64’ü. Bunun üstüne yüzde 25 gelir vergisi. Nereden alınıyor? Maaşlardan kesiliyor. Ya da bankadaki paraya ödenen faizden kesilen gelir vergisi. Yüzde 89. Kalan yüzde 11 kurumlar vergisi O koca koca firmaların, ihracatların, gelirlerin, orada kazanamayana bir şey demiyoruz. Ama kazananın, kar edenin vereceği vergi diye 1 yıl önceden planlıyor. Bütçeye koyuyor, yüzde 11. Vergiyi az vermesi ya da hiç vermemesi gerekenlerin yüzde 89, esas vergi vermesi gerekenlerin yüzde 11 vergi verdiği bir düzende yaşıyoruz. Bu düzen sürsün diye çabalıyorlar.”
“HEP BİRLİKTE DİRENDİK, KARARLILIĞIMIZI GÖSTERDİK”
“Bu düzeni değiştiren, bu düzene çomak sokan, itiraz eden, ‘Tepetaklak yapacağız’ diyen Cumhuriyet Halk Partisi’ne de operasyon yapıyorlar. Namusuma, şerefime söylüyorum. Bu mesele Kemal Bey’le aramda değildir. Butlancılarla seçilmişler arasında değildir. Bu mesele, seradaki teyzeyle Tayyip Erdoğan’ın arasındadır. En önemlisi, hani bunlar diyorlardı ya ‘Bayramdan önce vurur, bayramda durulur, bayramdan sonra butlan yönetimi yola koyulur.’ Ne oldu? Hep birlikte direndik, kararlılığımızı gösterdik, mücadelemizi sürdürüyoruz.
Burada esas bizim meselemiz, seçilmeden orada bulunanlarla değil, onları oraya yetkilendirip, kendilerince, usulsüzce, hukuksuzca bu mücadeleyi kesmeye çalışanlar ve bu mücadeleyi durdurmaya çalışanları esas durduracak olan bizim kararlılığımız, fikri takibimiz ve bu yöntemle bizden kurtulamayacaklarını, aksine çok daha kararlı, azimli ve güçlü olacağımızı görmeleridir.
YENİ 'SİTEYİ' AÇIKLADI
“AKP’ye şu kadarını söyleyeyim, dedim ki ‘Ne olursa olsun her hafta açıklayacağım. Gençlere, bu millete, AKP’nin maliyetini açıklayacağım. ‘akpden.com’ diye bir site kurduk. Sultancıları el koydu. Sonra ikincisini kurduk o da butlancıların orada kaldı. Yeni sitemizin adı ‘akpden.net’. Net söylüyorum, net. ‘akpden.net.’ Bunlar bizi hiç tanımamış. Sanıyorlar ki ‘durdurabilirim’ sanıyorlar ki ‘yıldırabilirim.’ Bu millet arkamızda oldukça, bu partinin ruhu damarlarımızda oldukça, bu mücadele oldukça durmayacağız, durmayacağız.
Şimdi hep ne diyoruz? Eskiden 2 memur evlenirse 5 yıla bir araba alıyorlardı, 10 yıla ev. Yok, bir memur tek başınaysa emekli ikramiyesi ile ev alıyordu, alamasa araba alıyordu. Şimdi babadan, anadan miras değilse, Milli Piyango’dan da çıkmazsa ki çıkmıyor, artık ne ev almak mümkün ne araba. Ama ayağını yerden kesmenin, kesmesinin hızla yetişmesinin zaruri olduğu işler var. Örneğin tesisatçı, küçük esnaf, elektrikçi, sayıları 1 milyonu geçti maalesef kendi motorunu kendi alıyor, ‘esnaf kurye’ diye dünya devlerinin emrinde çalışıyor. Gencecik kurye arkadaşlarımız. Bağ, bahçeye traktörle dünya mazot yakarak gitmemek için traktörü orada bırakıp motorun yanında mazot taşıyan çiftçiler, ekonomi yapmaya çalışan herkes, onlar için motor var.
Bu motorun fiyatı 316 bin lira. ‘Sepete ekle’ deyip basınca, ‘akpden.net’. Sepete ekliyorsun, ‘316 bin lira verdin ama’ diyor ‘Bu motora 117 bin lira ÖTV alırım, Özel Tüketim Vergisi. 86 bin lira KDV alırım. Toplam 204 bin lira da bana verirsin, 316 bin lira olan motor 520 bin lira olur. ‘akpden.net.’ Bu motoru almak isteyen herkese 300 bin liralık ve 500 bin liralık fiyatı gösterip, aradaki 204 bin liranın, ‘AKP’yi iktidarda tutma vergisi’ olduğunu hatırlatmak isterim. Bu arada ‘akpden.net’e girdiğinizde, sultancıların elinde kalan ‘akpden.com’daki oyun konsolunu, 44 bin liralık konsolun 76 bin liraya çıkışını, yine sultancıların elinde kalan, 1.2 milyon liralık aracın 2.7 milyon liraya mal oluşunu ve maalesef butlan yönetiminin bulunduğu binada kalan, ‘akpden.com’un ‘akpden.net’te 65 bin lira olacak cep telefonunun, 133 bin lira olduğunu ‘akp’den.net’ sitesinden gençler takip etmeye devam edebilir.”
“GEÇİM GARANTİSİ İÇİN SEÇİM GARANTİSİNİ GETİRECEĞİZ”
“Diyeceğim şu; bu ülkede yola, köprüye, tünele bir geçiş garantisi var. Yani onu yapıp da 30 yıl işletecek olana geçiş garantisi var devletten. Havaalanı var, uçuş garantisi var devletten. Hastane yapılıyor, hasta garantisi var devletten. Ama işçiye, emekliye, emekçiye gelince geçim garantisi yok bu devlette. İktidarımızda en önemli vaadimizi söylüyorum. Altı her türlü doldurulur. Ama bizim iktidarımızda; zengine geçiş garantisi, uçuş garantisi, hasta garantisi, yatış garantisi ve her birine geleceklerinin garantisi değil; ama emekliye ve emekçiye geçim garantisi için önce seçim garantisini getireceğiz. Herkes şunu bilsin ki, buradan ilanen söylüyorum ki; seçim garantisi olmadan geçim garantisi olmayacak.
Seçimi garanti altına almadan, geçimi garanti altına alamayız. Hepimizin geleceğinin kurtulması, sandığın kurulmasına bağlı. İçinde bulunduğumuz günler AK Parti ile beraber yüzde 30’un üzerinde oy alan iki partiden birinin, diğer siyasi partilerin hepsinin emeği, seçmeni, oyu, gayreti çok değerli. Bu ülke için onların duruşu her şeyden değerli. Ama yüzde 30’larda olan iki partiden birini adaysızlaştırıp, kurumsuzlaştırıp, lidersizleştirip seçimi seçeneksiz hale getirmeye çalışıyorlar.
O yüzden tüm muhalefet partilerinin bu meseleye bir demokrasi meselesi olarak bakması, bu mücadeleyi CHP’yi savunmak değil demokrasiyi, sandığı, dolayısıyla milleti savunmak olarak bakmalarını ve ortaya koyacaklar net tavırları çok önemsiyoruz. Gösterilen dayanışmalara minnet duyuyoruz. Daha fazlası için, ‘Ya hep beraber ya hiçbirimiz. Kurtuluş yok tek başına’ diyoruz.”
“ÖZEL OKULLARDA EMEK SÖMÜRÜSÜNÜN DANİSKASI VAR”
“Değerli arkadaşlar, bu kara düzen millete hakkını vermiyor, bunu hep konuştuk. Hakkını isteyenin de başını ezmeye çalışıyor. Günlerdir 2026 yılında Türkiye’nin başkentinde… Yani burası bir bozkırken, buraya bir Meclis salonu, bir büyük millet meclisi yapıp 1920’de, Cumhuriyet’i ilan edip 1923’te, seçim getirip, demokrasi getirip; ‘Bir tek adam milleti eziyorsa, tebaayı eziyorsa, tebaa olmasın ve bir millet olsun, her bir bireyin değeri olsun, onun da hakkını bu anayasa, ona göre çıkacak kanunlar, ona göre çalışacak kurumsallar korusun’ diye kurusun diye kurulmuş bu başkentte öğretmenler geliyorlar hak aramaya. Özel okul öğretmenleri. Nasıl haklılar? Şu kadar haklılar. 2014 yılında bir gece yarısı ki oradaydım ben, salonda milletvekili olarak, grup başkan vekillerimizin iki - üç arkasında.
Bir önerge geldi Bakanlıktan. ‘Bu geçecek…’ ‘Olur’du, ‘Olmaz’dı derken kavga dövüş, apar topar geçirdiler. O güne kadar dünyanın en kutsal mesleğini yapan, bütün meslekleri doktorundan mühendisine yetiştiren, o öğretmenlerin devlette çalışamayıp özel okulda çalışanları kanuna göre özel okul patronları haklarını yemesin diye kanun çıkmıştı ve demişlerdi ki eskiden ‘Özel okulda çalışan öğretmen kamudaki denginden aşağı maaş alamaz.’ O gece yarısı bir kâğıt geldi. Apar topar AKP oylarıyla geçti. O gün bugündür özel okullarda emek sömürüsünün daniskası yaşanıyor. Bugün özel okullarda asgari ücrete çalışan öğretmen var. Saat uygulaması olduğu için, yeterince saat derse girmediği için asgari ücretin altında, 21 bin lira, 19 bin lira maaş alan öğretmen var. Öğretmenlerin sendikası buna itiraz etmeye gelmiş. Yanlarına da yine Erdoğan’ın seçimde…
Hani asgari ücrete zammı söyledi ya sırf oy almak için, şimdi yapmıyor. Seçimde Cumhuriyet Halk Partisi, muhalefet partileri ‘Mülakatı kaldıracağız’ deyince baktı ki ilk turda bitiremeyecek seçimi, ‘Ben de mülakatı kaldıracağım’ dedi. Koyan sensin. ‘Kaldıracağız, mülakat bitmiştir’ dedi. Düpedüz milli irade hırsızlığı, düpedüz milli irade yankesiciliği. Milyonlarca öğretmeni ki düşünün atama bekleyen Ecevit zamanında 68 bin öğretmen vardı. Rahmetli Ecevit’e diyordu ki ‘Atamayacaksan ne okuttun be adam.’ Şimdi 1 milyon 43 bin öğretmen var atanmayan. ‘Atamayacaksan ne okuttun be adam.’ Ecevit‘e söylenenler laf, şimdi kendisinin karşısında.”
“UTANMADAN NATO İÇİN YASAK TARİF EDİYORLAR”
“İşte bu öğretmenleri kandırdı, ‘Mülakat olmayacak’ dedi ama mülakat yaptılar. Öyle dandik, yalan yanlış, apar topar bir iş yaptılar ki her şehre başka heyet kurdular. Kimi dedi ki ‘Hemşerilerime 5 puan veriyorum buradan, bizimkiler yerleşsin’, kimi normal oyladı, kimi kıt verdi. Mülakat yapılmasa en tepelere yerleşecek 1600’ün üzerinde öğretmen dışarıda kaldı, yanlış mülakat notlarıyla. Bunlar da kalktılar kendi ya da her görüşten anne - babaları, bu kadarcık, sekiz aylık bebekleriyle geldiler Ankara’ya. ‘Sendika ile bir yürüyelim’ diyorlar. Ya inanılmaz bir şey. Demokrasi olsun diye kurulmuş şehirde 106 yıl sonra gaz sıkıyorlar öğretmene, cop vuruyorlar öğretmene, ters kelepçe yapıyorlar, gözaltına alıyorlar.
Dokuz gündür açlık grevine başladılar. Öğretmenler ‘Parka gideceğim’ diyor, götürmüyor. ‘Yolda yürüyeceğim’, götürmüyor. ‘Bakanlığa gideceğim’... Ya hak arayacak. Amerika’da o beğenmediğin Trump’ın Beyaz Sarayı’nın karşısında günde altı - yedi kere nümayiş var; bir şey protesto ediyorlar. Almanya’da Bundestag’ın önünde sıra var, eylem yapmak için. İngiltere’de 10 Numara’nın önüne gidersin, pankartını açıp sayarsın, söversin. Ya senin neyin var da bu kadar haksızlığa uğramış öğretmeni sen binasından çıkarmıyorsun ya. Gittim, gördüm. Binanın kapısında burada erkek berberi, burada cep telefonu satıyor. Onların kapısının önündeki yere sıkıştırmışlar öğretmenleri. Etrafına çekmiş polis arabalarını, ‘Çıkacağım’ diyene ters kelepçe, biber gazı. Ondan sonra bir de şimdi karar almışlar ‘Efendim NATO var, şu kadar gün gösteri yasak, şu kadar gün bilmem ne…’
Ya yasak olmadığı gün canından bezdirdin sen öğretmenleri, utanmadan yasak tarif ediyor millete. Buradan bütün milletimize sesleniyorum. Teker teker her birimizi eziyorlar. Bugün bu öğretmenlerin mücadelesine sahip çıkmazsak yarın senin evladının bir başka mücadelesinde yalnız kalınacak. Bir başkası bir başka yerde yalnız bırakılacak. En sonunda hep onlar kazanacak, hep millet ezilecek. Bu oyunu tersine çevirecek bir tane güç var: O da milletin kendisidir. Sahip çıkın öğretmenlerinize.”
“ANAYASA ÇİĞNENDİ”
“Değerli arkadaşlar, bugüne kadar 33 Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanına operasyon yaptılar. Bunlardan üç tanesi yereldeki bilgiler, erken bilgiler, hukukçularımızın verdiği mütalaalar sonucunda partimiz tarafından da savunulacak bir tarafının olmadığı, siyasi bir tarafının olmadığı değerlendirilerek işlem yapıldı partimizden ayrıldılar, atıldılar. Şu anda 24 belediye başkanımız hapishanede tutuklu. Bu arkadaşlarımızın hapishanede tutuklandığı süreç, ilk önce İstanbul’da Tayyip Erdoğan’ın bertaraf etmek istediği herkesi, Sırrı Süreyya Önder’den Grup Yorum’a, Canan Kaftancıoğlu’ndan her siyasi davaya kadar hepsine hukuksuz kararlar veren, kararları Anayasa Mahkemesince oy birliği ile bozulan, hukuk tanımayan birinin önce ödüllendirilip Bakan Yardımcısı yapılması, sonra İstanbul’a başsavcı olarak yollanması ile başladı. Yoksa böyle bir kariyer yolculuğu yok.
Anayasa’ya aykırı siyasetçi birinin başsavcı yapılması. Gittiği gün başladı, Cumhuriyet Halk Partili belediyelere ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’na bir şekilde bir kara sürmenin, bir kara sürdürmenin, onlara operasyon yapıp onları içeri atmanın hesabına girdi. Normalde belediyelerin nasıl denetleneceği belli. Zaten diyorlar ya ‘550 tane AKP’li belediyeye de biz soruşturma izni verdik.’ Ama bir tane AKP’li belediyeye sabah operasyonu yok, gözaltı yok, tutuklama yok. Uzun yargılama, tutuklu yargılama yok. Onlara hiçbir şey yok. Cumhuriyet Halk Partisi'nden 24 belediye başkanımız hala hapiste. Normalde belediye nasıl soruşturulur belli. Nasıl soruşturulur? Gidilir, istenir, incelenir, denetçiler tarafından. Hata görülürse sorulur, yanıtı alınır. Düzelmeyecek hataysa suç duyurusunda bulunulur. Ama onun için soruşturma izni istenir. Bakanlık verirse verir, sonra soruşturulur. Yani bir delilden suça, o suçtan da o suçu işleyen faile gidilir. Bu yöntemle; bir delil, bir kanıt, bir suç, bir fail cezalandırılacak kimsenin arkasında durmayız.
Ancak şimdiki sistem, belediye denetimi ile ilgili bütün kanunlar bütün her şey bir yana, önce belediye başkanı göze kestirilir. Yani önce suçlu bulunur. Suçlu ilan edilir. Sonra o suçlu ilan etmek istediği kişiye delil aranmak icap eder. Bunun için o kişinin belediyesiyle iş yapan bütün herkesin, bakın bütün herkesin dosyaları istenir. O dosyalardan o iş adamları malıyla, mülküyle, özgürlüğüyle tehdit edilir. Konuşma sırasında anlamayan anlasın diye içeri atılır. İçeride biraz uzatan Türkiye’nin dört bir yanında sürgüne yollanır. Sonra yanına bir takım avukatlar gelir. Der ki, ‘Çıkacaksan savcının istediği gibi ifade vereceksin.’ Hatta savcıya mesaj yazar, ‘Salı günü şunu getiriyorum 11’de, çarşamba günü bununla geleceğim’ diye.
O özel avukatla ifadeye gidilir, belediye başkanına iftira edilir, o iftiraya uygun ifade alınır, kişi salınır, malı mülkü iade edilir. Böyle bir sistem yürüyor ha. Aksini iddia eden çıksın karşımıza anlatalım, konuşalım. Bunun dışında yani ihbar, delil, suç, suçlu değil; hedef ve hedefteki kişiye isnat edilecek suç için delil aranması, delil kazınması, delil yaratılması gündemde. O yüzden bugün sayısı 24’e çıkan belediye başkanlarımız tutukludur ve daha onlara yeni iftiralar attırılması için de dünya kadar arkadaşa zulmedilmekte, bundan sonrası için de bu tip hazırlıklar yapılmaktadır.”
“SİNDİRMEK İÇİN ALIP, İÇERDE TUTUYORLAR”
“Öyle bir noktadayız ki bunlar burada yaşanırken ‘Bu bize dair bir şey değil, CHP’li belediyelerde bir şey oluyor’ diye düşünene şunu hatırlatırım. TÜSİAD Başkan ve yöneticisini TÜSİAD’daki konuşmasından dolayı hükümeti eleştiriyor diye alıp içeride tutup, zulmedip, yurt dışına 78 ülkeye ihracat yapan adama yurtdışı çıkış yasağı koydular. Bir tanesini hapsi koydular. Nerede AK Parti yandaşı olmayan bir sanatçı varsa, bir şey uydurup hepsini toplayıp uyuşturucu kullanıyor diye yaftalayıp 15 gün sonra ‘18’inde şey çıkmadı’ dediler. Millet 20’sini de bir gördü, 15 gün boyunca. Öyle bir noktadayız ki sanatçıları, gazetecileri sindirmek için alıyorlar, içeride tutuyorlar. YouTuber’ları aylarca içeride yatırıyorlar.
Sonra ‘Pardon’ deyip bırakıyorlar. Geçtiğimiz hafta bütün tavukçulara birden kayyım atadılar, bütün tavukçulara. Hepsine kayyım atadılar. Kimi şokta, partiyi kurarken Tayyip Bey’in evinde yattığı adama kayyım atamışlar. Tabii bir döşeğin 40 yıl, bir bardak çayın - kahvenin 40 yıl hatırı var. O kadar bizimkiler gibi aylarca kalmadılar. 3-4 gün sonra o kişi çıktı, ardından şirketi iade edildi. Ama artık hukuk sadece birinin elinde ve ‘Her şeyi ben yapıyorum, iktidarda kalmak için her şeyi yaparım. Ben sınırsız yetkilerle donatıldım’ diyen birilerinin gözü dönmüş.”
“MİLLETİN KARŞISINDA DAYANACAK HİÇBİR GÜÇ YOKTUR”
“Ya öyle ki 20 bin öğrenciyi okulsuz bırakıp, velilerin tepkisinden sonra bir gecede ‘Pardon’ deyip üniversiteye geri veriyorlar. 20 bin öğrencinin bir gecede okulunu elinden alıyorlar. Burada olan bir tek şey var, o da şu. İktidarı kaybedeceğini anlayanların hukuku bir sopaya çevirip muhalifleri, itiraz edenleri, iş insanlarını, önüne gelen herkesi tehdit ettiği yeni bir düzen, yeni bir düzlemdeyiz. Kendi mal varlıklarını açıklamayanlar, burada defalarca getirdiğimiz Siyasi Ahlak Yasası’na ‘Hayır’ diyenler, ‘Siyasetin finansmanı şeffaf olmasın’ diyenler, illerde ‘Yüzde 10’cu, 20’ci’ diye bilinenler, ‘Bunların sistemi onu kendisine, onu başka yere’ diye bütün şehirlerin bildikleri, açılışına gidilecek yer için bile bir bedel söyleyenler, ayakkabı kutularını görenler, ‘Önce FETÖ koydu’ diyenler, sonra faiziyle geri isteyenler, ‘Sıfırladın mı?’ telefonları çıkınca ‘FETÖ’cüler hukuksuz kaydetti’ diyenler ve şimdi gelmişler, birden kendilerini FETÖ şampuanı ile yıkamışlar, aklamışlar, paklamışlar. Önüne gelene ‘FETÖ’cü’ diyorlar. Pırıl pırıl insanlara ‘hırsız’, ‘yolsuz’, oradan tutturamazsa ‘ajan’, oradan tutturamazsa bilmem ne…
Öyle bir noktadayız ki bundan sonra bunların bu milleti çok küçümsediklerinin, bu milletin ferasetini hafife aldıklarının, esas gücü yıllar önce milletten aldıklarının, git gide, git gide bu gücü pekiştirdikçe milleti unuttuklarının millet tarafından unutulmaması ve hatırlanması lazım. Onun için bütün vatandaşlarımıza, bütün vatandaşlarımıza açık açık şunu söylemek isterim. Biz büyük zorlukların içindeyiz. Kimi arkadaşımız 16 aydır hapiste. Evlatlarından, yakınlarından, sevdiklerinden uzak bir taraflarda çile dolduruyorlar. Bütün çalışanların yüreği ağzında. Anneler, babalar her telefona ‘Benim evladıma da mı bir şey oldu?’ diye bakıyorlar. Ama işin öbür tarafında sadece bunu CHP’ye yapıyorlar diye bakmamak lazım.
Özel okul öğretmenine de hakkını arayan işçiye de umudunu kaybetmiş gence de doğrusunu yazan, söyleyen gazeteciye de aydınlara da bu sopayı gösteriyorlar. Bu sopaya karşı ne benim gücüm yeter, ne partinin gücü yeter, ne birer birer herhangi birimizin gücü yeter. Ama millet bir olursa, birbirinin davasında yan yana durursa, hak arayanın arkasında durursa, çağrıldığında çağrıldığı yere gider, tavrını koyarsa milletin karşısında dayanacak hiçbir güç yoktur. Örgütlü tüm yapılar hedeftedir. Maalesef Cumhuriyet’ten önce kurulmuş Cumhuriyet Halk Partisi hedefteki. Maalesef sarayın atamasıyla sarayın planında işgal altındadır. Erol Bakanım burada. 9 Eylül 1923’te kurulan partiyi darbeciler kapatmıştı. 9 Eylül 1992’de Erol Tuncer ve arkadaşları tekrar açtılar."
SON SÖZLERİ "YENİ PARTİ" SİNYALİ Mİ?
"Şimdi saray darbesiyle parti fiilen kapanmıştır. CHP’lilerin seçtikleri değil, AKP’nin talimatıyla bir yargıcın atadıkları partidedir. Bu partiyi öyle ya da böyle bir kez daha alacağız, açacağız ve biz bu partiyi hep birlikte iktidar yapacağız. Bunun için yürüyoruz. Partide büyük bir mücadele veriyoruz. Sonuna kadar direneceğiz. Ya bir yol bulacağız, ya bir yol açacağız. Ama eninde sonunda iktidara kavuşacağız. Hep beraber yürümeye var mısınız? Yürüyelim arkadaşlar."
Özel, bu sözlerinin ardından alkışlar ve sloganlar eşliğinde kürsüden indi.
ÖZEL DÜN MYK'Yİ TOPLADI: 'GRUP TOPLANTISI' KARARI ALDI
Özgür Özel dün TBMM'de A Takımı'nı topladı.
TBMM CHP Grup Yönetim Kurulu Toplantı Odası’nda gerçekleşen toplantının ana gündem maddeleri, "Görevden alınan il başkanları", "Olağanüstü kurultay için atılacak adımlar" ve "Saha ziyaretleri" oldu. Toplantıda, CHP'nin haftalık TBMM Grup Toplantısı da gündeme geldi.
CHP'nin seçilmiş lideri Özgür Özel'in, bugün için TBMM Grup Toplantısı'nda konuşma yapma kararı aldığı öğrenildi.
KILIÇDAROĞLU GRUP TOPLANTISI YAPAMADI
Mahkeme kararıyla CHP Genel Başkanlığı'na "atanan" Kemal Kılıçdaroğlu'nun, bu hafta da grup toplantısı yapmak için TBMM'ye başvurmayacağı belirtilmişti. Kılıçdaroğlu, 23 Haziran Salı günü (bugün) kendisi gibi atanmış bir ekipten oluşan ve CHP tabanında hiçbir hükmü olmayan; Merkez Yönetim Kurulu (MYK) ve Parti Meclisi'ni (PM) toplama kararı aldı.