Yapay Zeka ve Makine Öğrenmesi Lisans Programı Açıldı

Yapay Zeka ve Makine Öğrenmesi Lisans Programı Tamamen İngilizce Eğitim Verecek Doç. Dr. Aykut DİKER: “Geleceğin teknolojilerini geliştirebilecek uzmanlar yetiştirmek istiyoruz”

 

 

 

Yapay zekânın yalnızca teknoloji sektörünü değil, sağlık, finans, üretim, savunma sanayii, tarım ve eğitim gibi pek çok alanı dönüştürdüğü bir dönemden geçiliyor. Bu dönüşümle birlikte yapay zekâ ve makine öğrenmesi alanında yetkin, teknolojiyi yalnızca kullanan değil geliştiren insan kaynağına duyulan ihtiyaç da giderek artıyor.

İstanbul Rumeli Üniversitesi, bu değişime yönelik yeni bir eğitim modeliyle Yapay Zeka ve Makine Öğrenmesi Lisans Programı’nı 2026-2027 akademik yılında öğrencilerle buluşturuyor. Tamamen İngilizce yürütülecek program, üniversitenin Dijital Kampüs (RUDIC) Okmeydanı Yerleşkesi’nde eğitim verecek. Programla öğrencilerin yapay zekâ, makine öğrenmesi ve veri bilimi alanlarında güçlü bir teorik altyapının yanı sıra uygulama becerisi kazanmaları hedefleniyor.

İstanbul Rumeli Üniversitesi Yapay Zeka ve Makine Öğrenmesi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Aykut DİKER, programı oluştururken öğrencilerin hızla değişen teknoloji dünyasına uyum sağlayabilecek ve bu dönüşüme katkı sunabilecek yetkinliklerle yetişmesini önemsediklerini belirtiyor.

“Yapay zekâ artık tüm sektörlerin dönüşümünde rol oynuyor”

Yapay zekânın bugün belirli bir teknoloji alanıyla sınırlı olmadığını vurgulayan Doç. Dr. DİKER, farklı sektörlerde yaşanan dönüşümün yeni bir uzman profilini de beraberinde getirdiğini ifade ediyor.

DİKER, “Yapay zeka bugün üretim, sağlık, finans, eğitim ve kamu hizmetleri başta olmak üzere pek çok sektörde temel bir dönüşüm aracı olarak konumlanıyor. Bu dönüşümü yönetecek insan kaynağına duyulan ihtiyaç da giderek büyüyor. Ancak burada yalnızca teknolojiyi kullanabilen kişilerden değil; algoritma geliştirebilen, veri analizi yapabilen, yapay zekâ modelleri tasarlayabilen ve bunları gerçek dünya problemlerine uygulayabilen uzmanlardan söz ediyoruz” dedi.

Bu ihtiyaçtan hareketle programın teorik bilgi ile uygulamayı bir araya getirecek şekilde tasarlandığını belirten DİKER, öğrencilerin daha ilk yıllardan itibaren öğrendikleri bilgileri projeler üzerinden pratiğe dönüştürmelerini önemsediklerini söyledi.

“Öğrenciler ilk yıllardan itibaren gerçek problemler üzerinde çalışacak”

Programın proje temelli ve uygulama odaklı bir eğitim modeli üzerine kurulduğunu belirten DİKER, öğrencilerin dört yıllık eğitim sürecinde farklı aşamalardan geçerek uzmanlaşacağını ifade etti.

İlk yıllarda Python programlama, veri yapıları ve algoritmalar, doğrusal cebir, olasılık ve istatistik, ayrık matematik ve veritabanı sistemleri gibi derslerle güçlü bir matematiksel ve analitik altyapı oluşturulurken, ilerleyen dönemlerde makine öğrenmesi, derin öğrenme, doğal dil işleme, bilgisayarlı görü, büyük veri teknolojileri, bulut bilişim ve biyoinformatik gibi alanlara odaklanılacak.

Laboratuvar çalışmaları, sektör projeleri, staj ve bitirme projesiyle desteklenecek eğitim modeli sayesinde öğrencilerin mezun olmadan önce somut çalışmalar ortaya koymaları ve güçlü bir proje portföyü oluşturmaları sağlanacak.

DİKER, “Öğrencilerimizin mezun olduklarında eğitimleri boyunca geliştirdikleri projelerle de kendilerini gösterebilmelerini hedefliyoruz. Dört yıl boyunca oluşturacakları proje portföyü, iş hayatına geçişlerinde ve lisansüstü eğitim başvurularında önemli bir referans olacaktır” dedi.

İngilizce eğitimle uluslararası kaynaklara doğrudan erişim

Programın tamamen İngilizce yürütülmesinin, öğrencilerin eğitim sürecinde uluslararası teknoloji ekosistemiyle daha güçlü bir bağ kurmasına katkı sağlayacağını belirten DİKER, özellikle yapay zekâ alanındaki bilimsel ve teknik gelişmelerin yakından takip edilmesinin önemine dikkat çekti.

DİKER, “Yapay zekâ alanındaki gelişmeler dünyanın farklı noktalarında çok hızlı bir şekilde ilerliyor. Öğrencilerimizin uluslararası bilimsel yayınları, teknik belgelendirmeleri ve açık kaynak projelerini doğrudan takip edebilmesini istiyoruz. İngilizce eğitim de bu açıdan önemli bir avantaj sağlayacak. Böylece öğrencilerimizin daha eğitim hayatlarından itibaren küresel teknoloji dünyasını takip edebilmelerini ve uluslararası çalışma ortamlarına hazırlanabilmelerini amaçlıyoruz” ifadelerini kullandı.

“Hedefimiz yalnızca bugünün ihtiyaçlarına cevap vermek değil”

Dijital Kampüs (RUDIC) Okmeydanı Yerleşkesi’nin öğrencilerin teknoloji odaklı bir öğrenme ortamında eğitim almalarına imkân sağlayacağını belirten DİKER, proje çalışmalarının yanı sıra disiplinler arası iş birliklerinin de programın önemli unsurlarından biri olacağını söyledi.

“Yapay zekâ artık tek başına bir teknoloji alanı değil; farklı disiplinlerin kesiştiği bir dönüşüm alanı” diyen DİKER, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Öğrencilerimizin yalnızca algoritma yazmasını değil, karşılaştıkları problemlere farklı açılardan bakabilmesini, eleştirel düşünebilmesini ve geliştirdikleri teknolojileri gerçek hayatın ihtiyaçlarıyla ilişkilendirebilmesini istiyoruz. Bu nedenle proje çalışmalarını, uygulamayı ve disiplinler arası iş birliğini eğitimimizin önemli parçaları olarak görüyoruz.”

Program mezunlarının makine öğrenmesi mühendisi, veri bilimci, yapay zekâ araştırmacısı, bilgisayarlı görü ve doğal dil işleme uzmanı, MLOps uzmanı, yapay zekâ ürün yöneticisi ve akademisyen gibi farklı alanlarda kariyer yapabileceğini belirten DİKER, programın öğrencilere geniş bir kariyer alanı sunduğunu ifade etti.

DİKER, “Amacımız öğrencilerimizi geleceğin teknolojilerini geliştirebilecek bilgi ve beceriye sahip uzmanlar olarak yetiştirmek. Bunun için güçlü bir akademik temel, uygulama deneyimi, proje üretme kültürü ve dünyayla bağlantılı bir eğitim ortamını bir arada sunmayı önemsiyoruz” dedi.