Akın Gürlek'in Mal Varlığı Şaşırtttı

Akın Gürlek'in mal varlığı ne kadar? Özgür Özel'in açıkladığı tapu listesinde neler var? Özgür Özel, Akın Gürlek’e ait olduğunu iddia ettiği mal varlığı listesini tek tek kamuoyuyla paylaştı

22:42:49 | 2026-03-17

CHP Lideri Özgür Özel: “Akın Gürlek’in Elindeki ve Satılan Gayrimenkullerinin Toplam Değeri 452 Milyon Lira”

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin genel merkezinde, “Turpun Küçüğü” başlıklı basın toplantısı düzenledi. Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, "Sayın basın mensupları hepiniz genel merkezimize hoş geldiniz. Bugün sizlerin bir süredir merakla, birilerinin de korkuyla beklediği bir dosyayı açıklamak, yargıdaki çeteleşmenin ve bu çeteleşmenin getirdiği zenginleşmenin öyküsünü hem detaylarıyla hem de somut kanıtlarıyla milletimizle paylaşmak üzere karşınızdayız” dedi. Genel Başkan Özel, şunları söyledi:

“UZUN VADEDE MİLLETİN VİCDANINDA MAHKÛM EDİLDİLER”

“Bu ülke, demokrasi tarihi boyunca çok darbeler gördü. Milletin iradesine yapılan her darbe, demokrasimizi zayıflattı, halkımızı fakirleştirdi ancak birileri bu süreçlerden kısa süreli olarak karlı çıktılar. Onları kendilerine kar saydılar. Ama tarih darbecileri değil darbenin mağdurlarını haklı gördü, haklı çıkardı. Her darbede, her kumpasta aparatlar ve maşalar hep oldu. Sonrasında da darbeciler tarafından kısa ve orta vadede ödüllendirildiler. Uzun vadede milletin vicdanında mahkûm oldular, mahkûm edildiler. Sonuçta bu süreçlerden kaybeden milletimiz oldu, ülkemiz oldu, devletimizin yurtdışındaki imajı oldu. Bugün anlatacağım öykü 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül darbelerinde tutulan silahın, şimdi nasıl yargı tokmağına, kamuflajların üzerlerine hasbelkader geçirilmiş cübbelere nasıl dönüştüğünü, bir darbenin tankla, topla değil cübbeyle ve tokmakla nasıl geldiğinin ispatıdır.”

“‘ENGELLEYEMEZSİN’ DEDİĞİ O GİDİŞ O ZAMAN BAŞLAMIŞTI”

“Bu hikayenin iyi tarafı Kasım 2023’te başladı. Hiç kimse hayal etmezken, hesaba katmazken daha birkaç ay öncesinde büyük bir seçim yenilgisinden çıkmış olan bir parti, 100 yıl önceki pratiğiyle, geleneğiyle, kuruluş kodlarıyla düştüğü yerden ayağa kalktı. Mücadele etmeye karar verdi, özeleştiri yaptı ve bu özeleştirisi millet tarafından takdir gördü. Döndü millet, ‘Atatürk’ün kurduğu parti, Cumhuriyet’in 100’üncü yılında büyük bir yenilgi yaşamışken bakalım şimdi ne yapacak?’ dedi ve bir kredi verdi. Değişime, gençlere, kadınlara, her yaştan gençlere bir kredi verdi. Bunun sonunda sadece dört ay sonra girilen ilk seçimlerde 21 yıllık bir iktidar, ‘Hiç yenilmiyoruz, yenilmeyeceğiz’ diyen bir iktidar, kazandıklarıyla övünen, hiçbir zaman yenilmeyeceği konusunda kamuoyunda algı yaratan ve bu konuda bir kabul oluşturan bir iktidar ilk kez yenildi. 47 yıl sonra Cumhuriyet’in kurucu partisi, birinci partisi bir kez daha birinci partiydi. Seçim akşamı, milletin paralarıyla, verdiği vergilerle, ödediği bandrollerle yayın yapan; seçimden önce 100 saatin 99’unu iktidara, birini Cumhuriyet Halk Partisi’ne ayıran, kamu yayıncılığı ile mükellef TRT 47 yıl sonra büyük bir sürprizle karşı karşıyaydı. 47 yıl sonra Cumhuriyet Halk Partisi, TRT ekranlarında dahi birinci partiydi. Çünkü milletin gönlünde birinci partiydi. Sayın Erdoğan’ın veciz bir şekilde, kendi açısından talihsiz bir şekilde prompterdan kopup da geçtiğimiz haftalarda söylediği, ‘Bu gidişi engelleyemezsin’ dediği o gidiş artık başlamıştı, durmayacaktı.”

“ONLARI BU TOPLANTIYI TAKİP ETMEYE DAVET ETTİM”

“Kendisi bizimle siyasi rekabet edemeyeceğini anlamıştı. Kazanmak, mutlak kazanmak, devlet gücüyle kazanmak; karşısındakini kaybetmeye mahkum görmek, kılmak kolaydı ve bu sefer kendisini yenenlere normal yollarla müdahale edecek takati kalmamıştı. Ne kendinde ne partisinin ana kademesinde, ne kadın ve gençlik kollarında bu konuda bir enerji görmüyor, bir ümit duymuyordu. Meclis’te oluşturduğu parlamento grubunun da aslında kendisinin seçim kazanıp, onların da sadece sandalyeleri doldurdukları, ne dediyse onları yapacakları, aksini yapanların cezalandırıldığını çok iyi bilen bir grup olduğunu düşünüyordu. Ben bugün o grubun bu duyduklarını hazmedip hazmetmeyeceklerini, ben bugün 22’nci dönem grubunun, partinin ‘Erdemliler Hareketi’ diye yola çıkan kurucularının bugün duydukları karşısında ne yapacaklarını gerçekten çok merak ediyorum. O yüzden de onları, bu toplantıyı izlemeye, bu toplantıyı takip etmeye özel olarak davet ettim.”

“AK PARTİ, BÜTÜN İKBALİNİ BİR ÇETEYE TESLİM ETTİ”

“Hiçbir kademesine güvenmeyen Erdoğan, siyasete müdahale etsin diye daha önce görülmemiş bir şey yaptı, AK Parti yargı kollarını kurdu ve göreve getirdi. Bunun için ona yıllar önce bu ülkenin askerlerine, aydınlarına, siyasetçilerine karşı kullandığı Zekeriya Öz gibi bir profil lazımdı. Onu bulmakta zorlanmadı. Daha önce hakimken mahkeme mahkeme gezdirip, adaleti katlettirdiği, sonrasında da… Çünkü iyi kararlar vermedi ya. Yani yükselebilmesi için meslekte liyakatle, önünü kendi kendilerine tıkadılar. Liyakat esasına göre bir terfi beklese bir şey olmayacak, aklı fikri siyasette olan birisini, ilk önce mahkeme mahkeme gezdirdiği, adaleti katlettirdiği birisini siyasete almıştı. Onun da aklı siyasetteydi. Bakan yardımcısı yapmıştı. Bu sefer hakim olarak değil de savcı olarak iddia etmek üzere, kanıt toplamak üzere, maalesef olmayanı yaratmak üzere, verilmeyen ifadeyi verdirtmek üzere bir gözü dönmüşe ihtiyaç olunca elde başkası yoktu. Siyasi bir makamdan, ‘Kendisinin bakan yardımcılığı siyasidir’ diye Türkiye’ye tanıttığı o makamdan alıp da İstanbul’a Cumhuriyet Başsavcısı yaptı. Bu görevlendirmeyi yaptı. Yargı kolları kurulmadan önce bu millet adalet sisteminden memnun değildi. ‘Mahkemeler plazalardaki avukat bürolarında görülüyor’ diye konuşuluyordu. Mahkeme sonuçları için verilecek ücretler dilden dile yayılıyordu. Yani FETÖ borsaları filan vardı. Bu konuda birileri ‘FETÖ borsası var’ diyor, birileri de ‘Aman ha bakalım, olmasın’ diyordu. Ama bu sefer çeteleşme yargının en tepesine sirayet etti. AK Parti bütün varlığını ve ikbalini bir çeteye teslim etti. Ardından AK Parti yargı kolları, AK Toroslar çetesine dönüştü. Kendi kendine, yaşanarak. Bu çetenin üyeleri 1990’larda ‘ölüm arabası’ olarak anılan, faili meçhul cinayetlerin simgesi beyaz Torosları muhalefete, muhaliflere gösterecek cesarete kavuştular. Hem de Erdoğan’ın ‘Beyaz Torosları biz tarihe gömdük’ dediği gün beyaz Toros paylaşımı yapacak kadar kendilerinden emin, pervasız ve karşı tarafa karşı o kadar da acımasızdılar.”

“DARBE PLANI ADIM ADIM İŞLETİLDİ”

“AK Parti yargı kollarından doğan bu çete, verilen siyasi talimatlara uygun olarak bir darbe planını adım adım işletti. Önce 30 Ekim’de Esenyurt’un seçilmiş belediye başkanını alıp Türkiye’nin en büyük ilçesine kayyım atadılar. ‘Burada terör ilişkisi var’ diyerek. Ardından Beşiktaş operasyonları, en sonunda ise 19 Mart 2025’te bu ülkeye bir sivil darbeyi yaşattılar. Devletin 35 yıl önce ilanla davet ettiği, 31 yıl önce de diploma verdiği bir öğrenci Cumhurbaşkanlığına aday olacak diye, o diplomayı iptal etmek için devletin kendisini, mührünü, belgesini ve imzasını inkar ettiler. O öğrenciyle bir örneğin ülkenin en prestijli vakıf üniversitesinde İşletme Ana Bilim Dalı Başkanı’nın diplomasını iptal edip lise mezunu yapmayı dahi göze aldılar. Yüzlerce kişiye uygulanan prosedürü bir kişiye uygulandı diye durdurmak istediler. Üniversiteye dünya kadar yazı yazdılar. Yapmayınca tehdit ettiler. Dekanları istifa ettirdiler. İşi diploma vermek olan fakülteye bu işi yaptıramayınca, işi duvar boyatmak, ring seferi planlamak olan üniversitenin yönetim kuruluna bir iftar saatinde diplomayı iptal ettirdiler. Aynı saatlerde bir yandan terör soruşturması yürüyordu, o iftarın ertesi sabah sahurunda bir savcı terörden, bir başkası rüşvetten, bir başkası ihaleye fesattan harekete geçip, tesadüfen… Tesadüfen, kendi kendilerine bir büyük operasyona giriştiler. Bir gece önce diploma iptali yapan üniversitenin yönetim kuruluyla, onun ipini elinde tutanlarla, terör mahkemesinin ya da yolsuzluk mahkemesinin iplerini elinde tutanlar aynı oynatıcılardı. O yüzden son derece senkronize, son derece birbiriyle mütenasip, zaman akışı uyumlu ama hukuka, vicdana, insafa aykırı bir düzen oturtulmuştu, tutturulmuştu.”

“YANDAŞ BASINLA ALGI OPERASYONLARI KÖPÜRTÜLDÜ”

“Her biri üzerinde gizlilik olan soruşturmaların sonradan ispatı da bulunamayacak iftirai sözleri eş zamanlı yandaş basına dağıtılıyor, oralardan algı operasyonları köpürtülüyordu. Her darbenin bir bildirisi okunurdu. Bu darbenin de bildirisi TRT’de okundu. ‘560 milyarlık yolsuzluk’ diye TRT söyledi. Şimdi TRT oradan yayın yapıyor, koca canlı yayın aracı var. Şöyle bir yayın yapmıyor; ‘560 milyarlık yolsuzluk davası başladı’ demeyerek kendini tekzip ediyor. O gün algı yaratmak için bu yalanı attıklarını, İBB’nin altı yıllık bütçesinin toplamının bile bu kadar etmediğini, bütçenin çoğunun gittiği maaşları ödenip, vapurların yüzdürülüp, asfaltların döktürülüp, suların dağıtılıp, hizmetler yapıldıktan sonra bile 56 kuruş iddia edemedikleri için şimdi TRT darbe bildirisinin arkasında durmuyor, başka yalanlara, başka algı operasyonlarına sarılıyor.”

“AKIN GÜRLEK, GÖREVİ YERİNE GETİRMENİN KİŞİSİDİR”

“Bu operasyonların yürütücüsü başsavcı, 2005’te Marmara Hukuk’tan mezun olmuş. Önce İzmir, sonra Edirne’de aday hakimlik yapmış. 2011’de yükselmeye layık görülüp Kayseri’ye hakim olmuş. 2014’te Burdur, sonra Tekirdağ’a atanmış. 2016’da İstanbul’da hakim olarak göreve başlamıştı. Akın Gürlek, tesadüflerin değil, kuklaların ipini elinde tutanların hiç şaşırmayacağı bir birlikte yürüyüşlerin, bir görevlendirilmişliğin, görevi yerine getirmenin kişisidir. Tekirdağ’da görev yaptığı dönemde o günlerde hiçbirimizin adını bilmediği, 10 yıl sonra duyacağımız bir bilirkişiyle çok samimi oldu. Adı; Satılmış Büyükcanayakın. O dönemde DSP’li, DYP’li belediye başkanlarına operasyonlar, şantajlar, görevden almalar, tehditler işinin bilirkişisi meğerse oralarda pilot uygulama yapıyor; Akın Bey’le birlikte antrenman yapıyor, biri boş koşu yapıyor, öbürü onun önüne top atıyor ve birlikte çalışıyorlarmış. Yolları bir daha Akın Gürlek İstanbul’a gelince kesişti. Tekirdağlı bilirkişi. Bilirkişileri mahkemeler sivil toplumlardan, meslek örgütlerinden, kamu kurumlarından talep ederler. İsimler verilir. Sırayla ya da kurayla belirlenir. Satılmış Büyükcanayakın, İstanbul’a yerleşti. 8 bin bilirkişi arasında yerini aldı. Akın Gürlek ne zaman bilir kişi istese kuradan Satılmış Büyükcanayakın çıktı. 8 binde bir ihtimal 15 kez üst üste hayata geçti mesela. 15 kez bir bilirkişi kurası çekildi ve Satılmış Büyükcanayakın çıktı. İşte o başka bilirkişilerin ‘Herhangi bir suç yok’ diye rapor verdiği, itiraz edilen bilirkişinin ‘Herhangi bir kamu zararı yoktur, suç yoktur’ dediği yerde; örneğin Ahmet Özer’e ‘Doğrudan bir ilişkisi olmamakla birlikte belediye başkanı olduğu için sorumluluğu değerlendirilmektedir’ deyip, kendisi hakkında ikinci bir tutuklama talep edilen bir dosyaya altlık yapabilmiş kişidir. Üç kere başka bilirkişilerin ‘Yok’ dediği başka dosyalara Akın Bey’in kurasıyla geldiğinde ona uygun ifadeler verebilmiş, belgeler düzenleyebilmiş kişidir.”

“SIRRI SÜREYYA ÖNDER ‘BU AKIN’I BENDEN İYİ TANIMAZSIN’ DEDİ”

“Şimdi belli bir yere gelirken eğri oturup, doğru konuşacağız. AK Partili bir çok hukukçu izliyor bu toplantıyı. Ya da gönlü AK Parti’de olan birçok insan bu toplantıyı izliyordur. Eğri oturup doğru konuşacağız. Bir yerde Cumhuriyet Başsavcısı olmak, bir yerde Ağır Ceza Reisi olmak, örneğin ağır ceza reisliği, birinci sınıf hakimliğe atanmak… Şartları var. Bu şartlardan en önemlisi; daha önce verdiği kararların bozulmaması. Bilhassa Anayasa Mahkemesi ya da AHİM tarafından hak ihlali kararı verilmemesi. Bu durumda bir olumsuz karar varsa da toplumda ne kadar çok kesim tarafından da ilgi uyandırıldığının, yani toplumsal davaların da ayrıca dikkatle takip edilmesi. Aldığı kararlar bozulanlar, hak ihlali kararı verenler birinci sınıfa ayrılamazlar. Ayrıldı, üç yılda bir bu kriterlerle yeniden bakmak lazım. Bakın şimdi; Türkiye’de aranıp bulunamayan Hakim’in, Başsavcı’nın performansı… Selahattin Demirtaş’a 4 yıl 8 ay ceza veren… Ki bu süreçte Selahattin Demirtaş’ın uğradığı haksızlığı Sayın Devlet Bahçeli de ifade ediyor. Komisyon çalışmaları da bir yere geldi. Sayın Demirtaş’ın özgür kalması, burada haksızlığa uğradığı konuşuluyor filan ama buralara varmadan Selahattin Demirtaş’a 4 yıl 8 ay ceza veren oydu. Verdiği ceza önce Anayasa Mahkemesi, sonra AİHM tarafından bozuldu. Sırrı Süreyya Önder’e 3,5 yıl ceza verdi. AYM’den bozuldu, o sayede serbest kaldı. Sırrı Süreyya Başkan Allah rahmet eylesin, bana anlattı. ‘Bu Akın’ı benden iyi tanımazsın. Baktım Nevroz’da mektup okumaktan bana 3,5 yılı geçirmek üzere... Gittim kürsüye. Baktı ve dedi ki ‘Ne oldu?’ ‘Bana buradan ceza verme’ dedim, ‘Başka şeyden iki katını ver.’ ‘Niye?’ ‘Bir daha Nevroz’da mektup okutacak adam bulamaz bu devlet. Yapma bunu devlete, yapma bunu millete’ dedim. Başını öne eğdi ve cezayı verdi, geçti’ dedi. Verdiği ceza Anayasa Mahkemesi’nden bozuldu. ‘Sırrı Süreyya Önder’in yattığı hapsi doğruydu, haklıydı’ diyen kimse kalmadığı gibi rahmetli Sırrı Süreyya Önder tekrar benzer bir göreve davet edildi. Vedasında resmini Devlet Bey okşuyordu. AK Partililer de hatırası önünde saygı duyuyor, öve öve bitiremiyorlardı. Ama onu hapiste tutan kararı Akın Gürlek verdi, AYM bozdu.”

“BU KARARLARIN DA HEPSİNİN ALTINDA İMZASI VARDI”

“Selçuk Kozağaçlı ve 20 avukatın tahliye edilmesine karşı savcılık itiraz edince, itirazı kabul eden mahkeme bu mahkemeydi. Sözcü gazetesi yazar ve yöneticilerine hapis cezaları veren, Yargıtay’ın bozduğu kararı veren kişi Akın Gürlek’ti. İstanbul İl Başkanımız Canan Kaftancıoğlu’na 9 yıl 8 ay ceza veren, Yargıtay’ın kısmen bozduğu bu kararların hepsinin altında imzası vardı. Milletvekilimiz Enis Berberoğlu’na 25 yıl ceza veren oydu. Anayasa Mahkemesi iki kez bozdu, uymamak için direndi. O direnince Anayasa Mahkemesi tekrar tekrar kararlar alarak Enis Berberoğlu özgürlüğüne kavuştu, milletvekilliğine kavuştu. Ancak o, asla bu kararlara uymamak için direndi, halen daha da nerede bir Anayasa Mahkemesi kararına direniliyorsa arkasında Akın Gürlek var. Bu kadar bozulmuş, bunlardan biri olsa sizi ayırmazlar, bu kadar toplumsal davalarda aldığı kararlar. Örneğin Sırrı Süreyya Önder kararı, Anayasa Mahkemesi’nde 15’te 15’le bozuldu. Hiçbirini ne Deniz Baykal ne Kemal Kılıçdaroğlu ne Özgür Özel atadı o Anayasa Mahkemesi üyelerinin. Tamamı AK Parti döneminde sayın Gül ve Sayın Erdoğan tarafından atanmış üyelerin 15’te 15 ‘Hak ihlali’ dediği bir kararı düşünün. Bu karara rağmen yükselmeye, oradan oraya gezdirilmeye devam etti. Adalet Bakan Yardımcılığı geçici bir dinlenme, bir ödüllendirme, daha sonrası için cesaretlendirme yeriydi. Sayın Erdoğan AK Parti Yargı Kollarına ihtiyaç duyunca, kanuna aykırı olarak. Çünkü kanunumuz diyor ki ‘Bir hakim - savcı siyasete girerse oraya geri dönemez.’ Görevden ayrılış kararı yok, göreve kabul kararı yok, bilmem ne yok. Bir imzayla alıyorlar, bir imzayla koyuyorlar gerisin geriye. 2 Ekim 2024 günü bu şartlar altında İstanbul’a başsavcı olarak atandı. Tek beklenti Ekrem İmamoğlu’nun, Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidar yürüyüşünün önünü kesecek operasyonlar yapmasıydı. Adalet, hukuk, milletinin huzuru, refahı kimsenin umurunda değildi. Kurulan paralel yargıya da tek vaadi ‘Ödüllendirileceksiniz. Nasıl sana sahip çıktım, Bakan Yardımcısı yaptım. Buradan sonra da hepiniz ödüllendirileceksiniz’ oldu.”

“CANLI BOMBALARA UYGULANAN PROSEDÜRÜ UYGULADILAR”

“Sabahın köründe koçbaşı ile kapı kırmalar, kapıyı açan kadını ittirip yatak odasından kocasını sadece canlı bombalara uygulanan prosedürle almalar… Belediye başkanlarını davetle değil, kollarında polisle ve jandarmayla, suç örgütlerini dizer gibi dizip yukarıya drone koyup, aşağıdan yukarıya kollarında iki jandarmayla çıkarıp klip çektirerek haysiyetleriyle oynamalar… Yetkisi olmayan başka illere yapılan operasyonlar. Antalya’nın, Adana’nın, Kayseri’nin başsavcılarına ‘Sen bir şey değilsin, ben Reis’ten yetkiliyim, özel yetkilendirilenim. Türkiye başsavcısının daniskasıyım. Anayasada yazmasa da bu yetkiyi ben kullanırım’ diyecek küstahlıklar … Akla hayale gelmeyecek bütün hukuksuzluklar. Ailelere dokunuldu, eşlere - evlatlara dokunuldu. Anlatıyorum bunu, anlatıyorum. Meclis Başkanımız bunları anlatınca ‘Efendim bunlar olabilir mi?’ deyince, ‘Ört ki ölem’ diyor bana. Cumhurbaşkanı Yardımcımıza bir cami açılışında anlatıyorum, ‘Böyle şeyler var mı? Allah aşkına bakın’ diyor. Önceki Cumhurbaşkanı Yardımcısına diyorum ‘Ben beyefendiye bunu izah ederim, Tayyip Bey biliyor olamaz’ diyor. AK Parti milletvekillerinden uçakta yanımızda olup şunlardan uçakta yanıma bir milletvekili düştüğünde 52 dakika bunları anlatıyorum. Teker yerden kesilip yere konana kadar bunları anlatıyorum. Bir tane savunan yok. O yüzden bugün mesaj attım hepsine. Açın bir izleyin. Yalvardım ya. Kadına soruyor, ‘Çocuk var mı?’ ‘Var.’ ‘Koca yokmuş?’ ‘Yok.’ ‘Kim bakacak?’ ‘Anne.’ ‘Kaç yaşında?’ ‘84.’ ‘Eyvah eyvah. Haydi o zaman buna imza at da git annenden çocuğu al.’ Diyor ki kadın ‘Nasıl atayım Özgür Bey?’ diyor. ‘Bütün ihaleleri Ekrem İmamoğlu’nun talimatıyla verdin de’ diyor. ‘Ben bütün ihaleleri zaten Medya A.Ş.’yi kar ettirmek üzere geldim, zarar ediyordu. Özel sektörden geldim, en iyisini yaptım, en iyi parayı kazandırdım kuruma. Bu kadar da kara geçirdim. Ekrem Bey karışmadı. Nasıl imza atayım?’ ‘O zaman sana iyi günler’ diyor. Sanıyor ki Silivri’ye gidiyor. Gidiyor, Düzce’de 28 kişilik koğuşa 42’nci olarak yerde yatıyor. Müşterek tuvaleti temizlik var, yeni geldi diye o görevi hep ona veriyorlar. Sonra SEGBİS’ten bağlanıyor. ‘Çok seviyormuşsun gibi sana filtre kahve yapayım mı? Gel imza at’ diyor. Fatih Keleş’i dört kere getiriyorlar. ‘Avukatım nerede?’ ‘Sohbete çağırdık.’ Başsavcı orada, ne işin var senin orada? Üç savcı orada, ne işiniz var hepinizin orada? Bir savcı bir avukat lazım bana. ‘Sohbete çağırdık, kasa nerede?’ ‘Kasa yok.’ ‘Para nerede?’ ‘Öyle bir şey yok.’”

“O ZAMANLAR İBB’DE ‘SİSTEM’ DERLERMİŞ”

“Bunlara demişler ki ‘Kişi kendinden bilir işi.’ Havuz yapmışlardır, Binali Bey misali. Arkadaşlar bilmeyen mi var, bu salonda bilmeyen mi var? Ne demek havuz medyası? TMSF satarken Sabah’ı ve benzer elindeki basın yayın organlarını. Binali Bey kamu ihalelerinden para kazanan herkesten bir havuz yaptı da buraları almadı mı? Almadıysa Allah benim belamı versin. İnkar eden varsa onun belasını versin. Havuz medyasının ne olduğunu o kurumlarda çalışan muhabirinden kameramanına, en tepesindekine bütün Türkiye’de herkes bilmiyor mu? Bir havuz vardır, Albayraklar zamanında İBB’de ‘Sistem’ derlermiş adına. Ben ömrümde duymadım ‘Sistem’ diye bir şey. Sonradan bir öğrendim ki İBB Tayyip Bey’deyken Albayraklar reklam panosu işinde bir sistem kurmuşlar. Parayı vermeyen payı alamazmış. O para da o zamanlar ‘Cihat için alınınca rüşvete sayılmazlar’ da derlermiş içleri rahatlasın diye. İktidara yürüyüş parasıymış. İddianamenin özü bu. Ekrem İmamoğlu ve arkadaşları bir sistem kurdular, önce İBB’yi, sonra partiyi, sonra ülkeyi ele geçirip yönetime gelmek istiyorlardı. Kaynak için sistem kurdular. Tayyip Bey’in kişi kendinden bilir işi. Ya da Binali’nin işi diye tarif ettiği işi gidin bulun. Namusuma ve şerefime yemin ediyorum. Günün birinde çıkar, kesin AK Parti’nin yöneticilerinin birinin babasının bahçesindeki kuyuda para kasası vardır. Bütün yaz onu aradı manyaklar. Birilerinin tarlalarına kasa gömmüşlerdir. Dozerle onu kazıyor, onu arıyor deliler. Kendi kasalarını arıyorlar 30 yıl önceki. ‘İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanacak, biz öyle yaptırdık. Bu kazandığına göre öyle yapmıştır’ diyor. O yüzden bir kuruş, bir para bulunamıyor, belge bulunamıyor. O yüzden olmayan yolsuzluk kadına iftira senedi diye imzalattırılıyor. Nasıl o imzalar hangi paralara döndü, geliyoruz.”

“BUNDAN BÜYÜK KANIT VAR MI?”

“Şunu ilk önce bir görelim. Bugüne kadar ‘Ne yaptınız?’ diye sorsa biri bana? Mesela neyi yakaladık? Şunu yakaladık arkadaşlar. Yener Toruner adlı İBB davasından tutuklu, daha önce İBB’den ihale almış bir şirketin mali işlerini yapan, bankadan parasını çeken, ödemesini yapan kişi tutuklu. Bu kişinin oğluna, bir avukat gidiyor. Avukat diyor ki ‘Baban bu iddianameyi, bu itirafnameyi imzalayacak.’ Çünkü para bulamıyorlar ya. ‘Paraları verdim.’ ‘Şu kadar da para vereceksiniz. Baban haftaya perşembe serbest kalacak.’ Çocuk bu laflara inanamıyor, ailesiyle birlikte bunları dinliyor. O sırada inansın diye savcıyla da telefonda konuşturuluyor. Ben de savcının telefonda dedikleri, kaydı kuydu, cartı curtu hepsini topluyorum, HSK’ya götürüyorum. Ve diyorum ki ‘Bir tutuklunun ailesine itiraf, iftira artı para karşılığı serbestlik teklif etti bu avukat.’ Bakın, hangi tutuklu olduğunu söylemiyor. O gece yapılan operasyon, o avukatın konuştuğu kişiyi de ben söylemiyorum. Konuştuğu kişiyi Artvin’de yayla evinde jandarma arıyor. Çocuk ertesi gün Artvin’de teslim oluyor. İstanbul’a getiriliyor. Bu sırada adını verdiğim avukat, yani bakın ben Mehmet Yıldırım diyorum. Savcı Mehmet Yıldırım’ın konuştuğu kişiyi kendi biliyor. Bundan büyük kanıt var mı? Ben demiş miyim ‘Yener Toruner’in oğluyla konuştu’ diye? Ben ‘Mehmet Yıldırım bir tutuklunun oğluna şunu teklif etmiş’ diyorum. Artvin’de onu gözaltına almaya gidiyor. Sonra iş sıkıya gelince çocuk çatır çatır ifadesini verince, Mehmet Yıldırım telefonunu kapatıyor, arkadaşından ödünç araba alıyor. Antalya Kepez’de tesadüfi jandarma taramasına yakalanıyor. Başkasının arabası, telefon, kimlikler kayıp. Yunanistan’a kaçmak üzere giderken. Bu Mehmet Yıldırım geldi, ev hapsi verdiler. Şu anda ev hapsi kaldırıldı arkadaşlar. Tutuklamalarda gerekçe ne? Kaçma şüphesi değil mi? Yunanistan’a kaçarken yakalandığını İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı söyledi. O gün tansiyon vardı, ‘Kaçıyordu yakaladık.’ Ev hapsi yaptılar, evden de dışarı saldılar. HSK’nın önünde bu duruyordu, aylardır. Murat Kapki, avukat Mücahit Birinci AK Parti yöneticisi, geçmiş dönem MKYK üyesi falan. Murat Kapki’ye gidiyor. ‘2 milyon dolar verirsen seni buradan çıkaracağız’ diyor. Bu konuda Murat Kapki beyan veriyor, kamera var, kamerada uzattığı kağıt var, ifade elimizde var. Mücahit Birinci AK Parti tarafından ihraç ediliyor. Avukatlık kanunu gereği davet ediliyor. Gidiyor ifade veriyor, şimdi de dolaşıyor. Ben Mücahit Birinci’ye bir şey de demiyorum şu anda. Mücahit Birinci yargılanır, cezası varsa alır. Peki birisine para teklif eden, ‘Ver bana bu parayı, seni serbest bıraktıracağım’ diyen, daha önce de birçok itirafçının avukatlığını yapmış olan birisinin konuştuğu savcının bir merak uyandırmaması nedir? Bir soruşturma açılmaması nedir? Şu anda Mücahit Bey de geziyor, Mehmet Yıldırım da geziyor. Savcılar da. Nerede onlar? Ya terfi aldılar, ya bakan yardımcısı falan oldular. Geliyorum şimdi.”

“İMAMOĞLU’NA BERAAT KARARI VERDİ, DİYARBAKIR’A SÜRÜLDÜ”

“Gizli tanık buluyorlar, adını Meşe koyuyorlar. Meşe’nin sorularıyla Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarımız tutuklanıyor. İddianame çıkıyor, Meşe yok. Nerede Meşe? Meşe delirdi. Ne yaptınız? Meşe’nin ifadeleri düştüğüne göre tutukluluk düştü. Yok, aynı ifadeyi İlke verdi bu sefer. Kopyalayıp yapıştırmış. Virgül, noktalı virgül, cümle düşkünlüğü, küçük harf hataları dahil Meşe ne dediyse İlke’ye bunu dedirtmişler. Tanıklıkta oyuncu değişikliği olur mu? Tanık oyuncuysa, bu mesele senaryo değil mi? Ama buna da sustular. HSK’nın önünde toplam beş başvuru var. Biri boş bekledi, sonuçlanmadı. Dört tanesine ‘Soruşturduk, suç bulamadık’ dese canım yanmayacak. Soruştursa suç ortada. ‘Bulamadık’ dese kendi yanacak ya, basit bir kararla ‘Soruşturmaya gerek yok. Soruşturmadık. Dosyayı açmadık.’ Şimdi bir görsel geliyor. Bu görsel bu kadar hukuksuzluk tabii ki çeteleşenler yapabilir. Ama Akın Gürlek’in her söylediğini herkes yapmıyor. Hakimler var namuslu, şerefli, dürüst, Allah’tan korkan. Talimatla iş yapmaktan korkan hakimler var. Bunlardan örneğin Ekrem İmamoğlu’nun Beylikdüzü Davası vardı. Tam 1000 gün olmuştu, savcı mütalaa verse iş bitecek. Suç yok, savcıya diyor ki ‘Ver mütalaanı.’ Beş kez üçer arayla, kaçtı, kaçtı, kaçtı. En son hakim dedi ki ‘Mütalaanı ver.’ ‘Veremem hazır değilim.’ ‘Bin gün olmuş. O zaman mütalaanı niye vermediğini söyle.’ ‘Diyemem, hazır değilim.’ ‘O zaman karar, Ekrem İmamoğlu’nun beraatine’ dedi. Ekrem İmamoğlu’nun beraatine karar veren hakimin yolculuğunu üç numarada, şu üç numarada Diyarbakır’a sürülürken göreceksiniz arkadaşlar. Ekrem İmamoğlu’nun Beylikdüzü davasının hakimi üç numaradır. Diplomada sahtecilik davasına bakan hakim, Ekrem Başkan’ın tutuklu avukatına SEGBİS’te savunma yaptırdı diye Kahramanmaraş’a sürülmüştür, bir numaralı hakimdir. İstanbul’dan Kahramanmaraş’a gelişini göreceksiniz arkadaşlar. Ekrem Başkan’a ihaleye fesat karıştırma suçlaması ile yargılandığı davada beraat kararı veren hakim, iki numarayla Kahramanmaraş’a sürülen ikinci hakimdir arkadaşlar. Ahmak davasına bakan hakim, direnince Samsun’a sürülmüş. Ahmak davasının istinaf aşamasına bakan heyetin başkanı ve üyeleri de daha karar verilmeden önce başka mahkemelere İstanbul içinde sürülmüştür. Samsun’a giden hakimi dört numarada göreceksiniz arkadaşlar. Akın Gürlek’e hakaret davasında beraat isteyen hakimi İstanbul İş Mahkemesi’ne tayin ettirdiler. Beş numarada göreceksiniz arkadaşlar. Hemen İstanbul’un üstünde iş mahkemesine tayin edilen. Bilirkişi davasına bakan İstanbul İkinci Asliye Ceza Mahkemesi’nde kararı ikiye bir verirken, şerh koyan hakimi 10’uncu Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderdiler arkadaşlar. Ağır cezadan, asliye cezaya. İstanbul Mali Şube Müdürü talimatları yerine getirmeyince tenzili rütbe ile cezalandırılıp İstanbul Mali Şube Müdürlüğü’nden Başakşehir’e ilçe emniyet müdürü olarak sürüldü. İlçe emniyet müdürü olarak sürülen arkadaşımız altı numarada, İBB soruşturmasında ilçe emniyet müdürlüğüne düşürülen olarak göreceksiniz. Buradaki dosyadaki sekiz kişi de Akın Gürlek’in istediği gibi karar vermeyen ya da verilen karara şerh koyan, ‘Sabahın köründe git şu zulmü yap’ deyince de, ‘Öyle değil telefonla çağırırım’ falan gibi sözler söyleyen kişilerin düştüğü durum ortada arkadaşlar. Talimata uyanlar gönderildiler, talimata uymayanlar ise ödüllendirildiler.”

“HUKUKSUZLUĞUN MİMARI, ADALET BAKANI OLDU”

“Bu kadar hukuksuzluğu yapan kişi Adalet Bakanı oldu. Bir gün önce 23.59’da ‘Ben tarafsızım’ diyen kişi 00.00’da Resmi Gazete’de yayınlanan atama kararıyla AK Parti’nin bakanı oldu, ertesi gün AK Parti il başkanları toplantısında ‘Partimizin başarısı için çalışmaya devam edeceğim’ dedi arkadaşlar. Aklımızı oynatmış olmamız lazım bunların konuşulduğu bir ülkede siyaset yaparken, gazetecilik yaparken, her şey normalmiş gibi davranmak için. İstanbul’daki yardımcısı Can Tuncay, Bakan Yardımcısı oldu. Diğer yardımcısı Burak Ceyhan, Bakan Yardımcısı oldu. Ekrem Başkan’ı tutuklayan hakim Songül Özdemir Aydoğdu’nun eşi Abdullah Aydoğdu, Bakan Yardımcısı oldu. Ayrıca Mehmet Murat Çalık ve İBB kumpas davalarında tutuklama kararını veren Berna Tutka, Akın Gürlek’in devir teslim törenine geldi. Arkadaşlar bu bir devir teslim Töreni. AK Partili Adalet Bakanı, AK Partili yeni Adalet Bakanına devir teslim yapıyor. Siyasi bir görev. Bu arkadaş Ekrem İmamoğlu’nu tutuklayan hakimin eşi Abdullah Aydoğdu. O an itibari ile İstanbul’da bir mahkemede görevli. Yedinci İdare Mahkemesinin başkanı. O an bakan yardımcısı atamaları bir hafta sonra olacak. Bir hafta boyunca eskilerle devam etti ya. Yedinci İdare Mahkemesinin başkanı Ekrem İmamoğlu’nu tutuklayan mahkemenin hakiminin eşi devir teslime gelmiş. Siyasi devir teslim töreninde. Peki bu hanımefendi? Mehmet Murat Çalık’ın anasını ağlatan, deyim yerindeyse, dört dörtlük, madden ve manen onunla bir bütün Türkiye’yi ağlatan Berna Tutka. Kendisi hakim ve hala hakim arkadaşlar. Salonun diğer tarafında duranlar da o gün İstanbul’daki Cumhuriyet başsavcıları, ama sonradan bakan yardımcısı olacaklar. Bakın bir dördüncü bakan yardımcısı var, ilintisiz. Ne geçmişte görev yapıyor, ne de hakim. O da 2019 öncesi İBB‘de avukat olarak çalışan AK Parti teşkilatlarında görev yapan Sedat Ayyıldız. En masumu bu. Çünkü eskiden avukatmış, AK Partiliymiş Bakan yardımcısı olmuş. Geriye kalan hepsi kürsünden geliyor. Eşinin kürsü kararından besleniyor, kendisi başka bir kürsüde oturuyor. Bu devir teslim yapılırken bunlar bayağı bayağı cübbeli hakim bunlar.”

“1 YILLIK HAKİMLER”

“İBB davası, bu dava 40’ıncı Ağır Ceza’ya düşüyor arkadaşlar. Hepiniz biliyorsunuz, hepinizin önünde… Parlamento Muhabirleri Derneği’nin Başkanı da burada, A Haber’in çok değerli muhabiri de burada. Her biriniz buradasınız. Bir yıldır ‘İki dava var. Biri 1’e, biri 40’a’ demiyor muyuz? ‘Bire Beşiktaş düşünce bu dava 40’a düşecek’ demiyor muyuz? 41 Ağır Ceza var.Türkiye’de doğal hakim ilkesi var. Tesadüfen birine düşmesi lazım. Yüzde 2,1 ihtimal nasıl tutuyor arkadaşlar? Savcı belli, düşeceği mahkeme belli. Mahkemenin hakimi Akın Bey’in hem hemşerisi, hem geçmişte bütün kararları birlikte verdiği yardımcısı. Seçmişler, o mahkemeye düşüyor yüzde 2 ihtimalle. Ama o mahkemede bir hakim var, iki de yardımcı vardı. Ya burada bir arıza çıkarsa? Emin miyiz bunlardan? Emin değiliz. O zaman bu mahkemeye üç kişi daha yolluyorlar. İki yardımcı yerine iki yardımcı geliyor. Bunlar 1 yıl, 10 aylık hakimler. Akın Bey’in hemşerisi ile bir heyet oluyor. Bu heyetin tek görevi İBB’ye bakmak oluyor. Öbür riskli iki hakime ise münasip bir başkan veriliyor, 40’taktaki diğerlerine bakacak. Yani kurayla düştüğü yetmezmiş gibi düştüğü yeri yaksın diye riskli olabilecek iki üye yerine de yen, iki üye geliyor. Bir yıl 10 aylık kuyruklu AKP’lilerden. Peki nasıl olacak bu iş? Bu arkadaşlar yargı dağıtacaklar. ‘İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde üye olmak için geçmiş gelenekler gereğince 20 yıldan aşağıya kıdem kabul etmez’ diyor işi bilen herkes. Aksini söyleyen varsa çıksın, ben özür dileyeceğim. Kürsünün toplam kıdeminin 75 yılı bulması beklenir. Kürsüde 10 yıl 8 ay kıdem var arkadaşlar, üçünün toplamı. Birinin 10 yıl olması lazım zaten birinci sınıfa ayrılmak için. Avukatlıkta yapan sürenin üçte ikisi yazmışlar 15 Temmuz sonrası. Yedi yıllık kıdem ile başkan, iki de başkan yardımcısı. Onlar altı gündür mahkemeleri yürütemeyen yönetemeyen, perişan olan, birbirine yumurta gibi tokuşan, ne yanına yürüyeceğine bilemeyen, gık denince ‘Kaçtım ben oynamıyorum, yarın olsun’ deyip Bakırköy Başsavcısı’na ‘Yasak yaz, bilmem ne yaz’ diyenler bunlar. Liyakat yok, tecrübe yok, güven yok, özgüven yok, karşıya bir güven telkin etmek yok.”

“ŞİMDİ DE BU HESABI SORMASI GEREKEN YERİN BAŞI OLDU”

“Şimdi işte böyle olunca ne oluyor? Bu işi herhangi birine yaptırabilir misiniz? Bir güvencesi olmayan… Şimdi koştu, birazdan söyleyeceğim; milletvekili dokunulmazlığına denk bakanlık dokunulmazlığı. Tayyip Bey’in kuralı ne? Bütün bakanları milletvekili adayı yapıyor. Ucu ucuna bağlı. İktidar değişirse boşluk çıkmasın. Muhalefette kalırlarsa milletvekili dokunulmazlığıyla kurtulacak bu arkadaşlar. Hesap o, birazdan anlatacağım hesabı. Geçen dönem hepsi birden olduğu için, geçen dönemin bakanlarından birisi hariç hepsi milletvekili olarak kıstılar yeterince rakam olmadığı için. İstifa da ettiremedi. Mahsur kaldılar Meclis’te. ‘Muhalefete düşersek yargılanamasınlar’ hesabına. Şimdi bu ödüllendirmeler sadece kariyer yükselişi ile sınırlı kalmadı. Toplantımızın da konusu olduğu üzere ortada açıklanamayan bir lüks yaşam, zenginleşme vardı. Zekeriya Öz’e lüks Mercedes verenler bu savcıya da ‘Seçim kampanyasında 40 gün bir iş adamı araba vermiş Avcılar’a’ diye Avcılar belediye başkanını içeride tutanlar, Akın Gürlek’e görevi boyunca bir işadamından tahsisli İBB’den aracı verdiler. 540 gün boyunca lüks araca bindi. Boğaza nazır lüks bir villa verdiler. Şerefli, namuslu savcılar, hakimler mütevazi lojmanlarda kalırken ya da kirada otururken, sadece o lüks villanın tadilatına 62 milyon lira harcandı bugünkü kurla. 87 yıllık maaşıyla alamayacağı yatı alıcı gözüyle gezdi, pazarlık etti. Lüksemburg’ta o yatın bir eşi var şimdi limanda demirli. Türkiye’den alınmadı, Hollanda’dan alındı. Lüksemburg’da bir limanda demirli. Biz Cumhuriyet Halk Partililer olarak soruşturmalarda yapılan haksızlık, hukuksuzluklara, yapılan tehditleri, ‘İBB Borsası, haksız kazanç, hepsinin delili var, ispati var’ dedikçe HSK’dan bir murakıp gelip sormadı. Beş dosya yolladık kapağını açan olmadı. Peki bugün ne oldu arkadaşlar? O HSK’nın Başkanı Akın Gürlek oldu. Şimdi bunların hesabını sorması gereken yerin başı, Adalet Bakanı olduğu için Akın Gürlek oldu. Şimdi benim artık ne HSK’ya ne Erdoğan’a, ona, buna değil; belki birer birer AK Partili insanların, siyasetçilerin vicdanına ve bu milletime tarih önünde emanet edeceğim şeyler var.”

“12 AYRI TAPU”

“Birinci görsel… Arkadaşlar buradaki ID numarası açık hepinize. Bu ID numarasının Türkiye’deki herhangi bir tapu dairesinden, belediyeden, ilgili yerden sorgulama imkanı olan bir yerden girdiğinizde karşınıza taşınmazlarla ilgili alım - satımın nüfus kağıdı çıkıyor; ‘Hangi ada, hangi parsel, nedir, ne kadara alındı, ne yapıldı, nerede duruyor.’ Birinci tapumuz… Bunların tamamı Akın Gürlek, Bakan olmadan kısa bir süre önce ID numaralarından belli olan ve bunların tamamı birazdan da söyleyeceğim, bu ID numarasından takip edilebilecek olan tapu kayıtlarıdır. Birincisi; İstanbul, Kartal, Esentepe ile perdeyi açıyoruz. Avrupa Konutları projesinden 10 bin 661 ada 551 parselde bir daire. ID numarası; 125 616 129. Emsal konutun ortalama değeri 26 milyon 250 bin lira. Ortalama dediğimiz şu; bu siteye girdiğinizde 20 milyona satan da var 30 milyona da. Tamamını toplayıp ilan sayısına bölüyoruz, ortalama 26 milyon 250 bin lira. 22 milyon da olabilir, 28 milyon da olabilir. Emsallerinin ortalaması. Ucuza satan var, paraya sıkışmış olur. Yüksek fiyata satan var. Ortalaması bu. İkinci tapu; aynı ada ve parselde ikinci daire. Bu sefer takip ediyor 125 615 706 numaralı tapu. Aynısı 26 milyon 250 bin lira. Buraya kadar gelsem Bakan istifa ettirir bu. İkisinin toplamı 52 milyon 500 lira. Akın Gürlek ömrü boyunca aldığı maaşları bir kurşunu harcamadan biriktirse ve o günkü değil bugünkü paradan Cumhuriyet Başsavcısı maaşıyla 19 yıl aldığı maaş bu iki daireyi almaya yetmiyor. Devam edelim, üçüncü tapu; İstanbul, Beykoz, Çavuşbaşı Mesa Orman’da villa. Dedeoğlu mevkii, parsel numara 10, pafta 3. Havuzu var, orman içi. ID numarası orada. Ortalama değeri 85 milyon lira. Tapu dört; Avcılar, Firuzköy, 648 ada, 5 parsel, Ispartakule Bizim Evler Projesi. Ortalama fiyat 15,5 milyon lira. Tapu beş; Tuzla Merkez, 7 bin 579 ada, bir parsel, Tuzla Marin City ikinci etap. Adres, ID numarası yukarıda. Birinci etap emsali konutların ortalama değeri 10 milyon lira. Tapu altı; İstanbul’dan ayrılıyoruz, Ankara Çankaya. 26 bin 54 ada, 42 parsel, Park Joven Sitesi’nde ev. ‘360 derece Ankara manzaralı’ diye satılıyor. Değeri 35,5 milyon lira. Tapu yedi; Lodumlu… Bu Ankara’da bilinen bir husus. ‘Lodumlu’yu mu söyleyeceksin?’ diyorlardı. Lodumlu, Beytepe Mahallesi, VIP Tower, Beytepe Projesi. 28 bin 958 ada, 1 parsel. Ortalama konut değeri 25 milyon lira. Tapu sekiz; Çankaya Lodumlu, Beytepe Mahall Ankara’da, 29 bin 369 ada, 3 parsel. Mahall Ankara’dan alınmış 17,5 milyon lira. Tapu dokuz; Çankaya Lodumlu, Beytepe Mira Rezidans 28 bin 559 ada, 1 parsel. Ortalama değeri 23 milyon lira. Tapu 10; İzmir Konak Halkapınar’da, 8 bin 505 ada, 1 parsel. Mahall Bomonti. Bir önceki Ankara Mahall’di, bu İzmir, Mahall Bomonti. Daire değeri 27 milyon lira. Aynısından bir tane daha tapu 10 ve 11; 10’da İzmir Konak’ta, Mahall’de bir tane 27 milyon lira, 11’de de aynı projeden bir daire daha ve bunun da değeri 27 milyon lira. Tapu 12; üç büyük kentte 11 taşınmaz tapusu yetmezmiş gibi deniz gören bir arıza arsa, Çanakkale Gelibolu’da Bayır Mahallesi’nde Değirmenaltı Mevkii’nde 329 ada, 6 parselde 500 metrekare arsa. Emsalsiz deniz, boğaz manzarası. Edinilişi 7 bin 500 lira. Pahalı biçilmez bir arsa. Bunlar eldeki tapular.”

“125 MİLYON LİRALIK KONUT BİZ ÜZERİNE GİTTİK DİYE DURDU”

“Devam edelim… Dört tane bu konular konuşulmaya başladığından beri ele çıkarılan, Bakan olduktan sonra başka çıkan varsa onu da buraya dahil edeceksiniz. Birazdan bir toplam icmale geleceğim. Satılan mülk; ID numarası burada. Bunu girdiğinizde Akın Gürlek’in İstanbul Esenyurt’ta Çınar Mahallesi’nde, N Live Rezidans’ta 285 ada, 7 parsel numarasında dairesini 7 milyon 750 liraya sattığını… İkinci satılan mülk; bu ID numarasıyla Halkalı’da Tema İstanbul Konutları’ndaki konutu 43 milyon 500 bin lira sattığını… Satılan mülk üç; Üsküdar Altunizade’de Acıbadem Konutları’nda 47 milyon 500 bin liraya bir konut daha sattığını… Tapu dört, satılan mülkler dört; Ankara Çankaya, Beytepe Beyterrace’de, ada numarası belli, 29 bin 357’de. 27 milyon 750 bin liraya bir taşınmaz daha sattığını… Satılanları görelim, dördünü birden. Toplam icmale gelelim. Arkadaşlar elde 12 mülk var, değeri 325.5 milyon lira. Ortalama değeri. Satılan dört konut var, değeri 126.5 milyon lira. Toplam 452 milyon liralık gayrimenkul ya da paraya çevrilmiş gayrimenkul var. Hesapta bir kuruş kenarda para yoksa gayrimenkuller ve satılan gayrimenkullerin değeri 452 milyon lira. 19 yıl boyunca bütün maaşlarını İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak alınan Türkiye’deki en yüksek maaştan alsa, biriktirse ve bir ekmek almasa, bir kilovat saat elektrik parası ödemese, bir şişe suyu alıp içmesen toplam maaşları 45 milyon lira. Toplam gelir 452 milyon lira. 19 yıllık maaşıyla 190 yılda alamayacağı kadar gayrimenkul almış. Bir başka deyişle 10 hakim ve savcı, 19 yıl çalışsalar ve bütün parayı birleştirseler bunların hepsini aynı anda alıyorlar. Bitmedi, aktivizm devam ediyor; konut aktivizmi. Senfoni denilen boğaz manzaralı muhteşem bir yer. Satış fiyatı; 95 milyon 542 bin lira. Alıcı ad - soyad; Akın Gürlek. T.C. numarası ve bütün her şeyi. Bununla ilgili satış sözleşmesi ele geçip, ilgili işlem yapıldığı anda bu satın almayı durdurdular. Ancak Emlak Konut’un resmi kayıtlarında ön satış, satış bedeli, kime satılacağı, hangi daireye kadar belli. Altı kendisi tarafından paraflı. Bu durdu. Biz bu işlerin üzerinde gittik diye durdu. Belki eldeki 125 milyon lira buraya bağlanacaktı, bilinmiyor. Ama 95 milyon liralık Senfoni Etiler’de de böyle bir mesele var.”

“KANUNA RAĞMEN MAL BEYANINDA BULUNMADI”

“İzaha muhtaç sorular; aileden, emekli babadan kalan bir miras yok. Bir memur maaşıyla yalnızca taşınmaz olarak bu servet nasıl yapıldı? Satışlardan elde edilen gelirler nerede? Elde edilen ödemeler nereden çekildi, kime verildi? Mesa’daki ev gibi senet karşılığı alınan konutlar var. Bu senetler nerede düzenlendi, evler kimin aracılığıyla bulundu? Senet verildi, o senedin parası nereden ödendi? Kanununa göre bakan bir ay içinde mal bildiriminde bulunacaktı. Devlete geçen hafta perşembe verilmesi gereken mal bildiriminde bunların hangi hangileri var? Şimdi ben bu sorduğumuz sorulara cevap olacak şeyleri söyleyeyim. Birincisi burada Akın Bey’in eşinin üzerindeki herhangi bir tapu kaydından bahsetmedik. Aileyle ve eşle uğraşma meselesi konusundaki hassasiyetimizi biliyorsunuz. Mehmet Türkoğlu diye biri isim. Osman Dündar Çiftçi diye bir isim. Hayrettin Koç diye bir isim. Bu alışverişlerin tamamının aracıları, çantacıları, evrak düzenleyenleri, vekâlet alanları, alanları, satanları. Bu kişiler eğer bu devlette bununla ilgili bir şey yapabilecek biri varsa, bu kişilerin üzerindeki taşınmazlar. Devam ediyorum. Radyo Televizyon Üst Kurulu. Halihazırda şu an, bugün RTÜK’te Daire Başkan Yardımcısı Selim Bozkurt. Resmi görevde. Hiç gören yok RTÜK’te. Akın Bey rica etmiş, geçmişte daire başkan yardımcılığı eğitimi o kadarına müsait. Görevine gelmiş. Maaşını çekiyor, RTÜK’te tanıyan bir kişi varsa, gidin bulunun röportaj yapın arkadaşlar. Hemen davet etsin odasında çay için. Çaycıya sorun. Emekli polis, görevi emekli polis Selim Bozkurt’un. RTÜK’te Daire Başkan Yardımcısı. Baba yiğidin birisi mal varlığına baksın. Babayiğit birisi emekli polis RTÜK’te Daire Başkan Yardımcısı olup oraya adımını atmayan kişinin üzerindeki alınan, satılan, tapuya girilecek, ID’ler çıkacak, ne almış ne satmış? Ankara’da ve İstanbul’daki avukatlık ofislerinde gidilip de tutukların yakınlarıyla, avukatlarla, birtakım ilişkiler, konuşmalar, buradaki isimlerin tamamı ve devamı, hepsi.”

“BEN DÜZENLİ OLARAK BİLDİRİMDE BULUNUYORUM”

“Şimdi buradan Devlet Bey diyor ya, ‘Özgür Bey, Akın Bey eskiden savcıydı sen ona soru soramazdın. Sen, milletvekillisin, sorun soru, cevaplasın.’ Ben Sayın Bahçeli'nin tavsiyesine uyarak şunu söylüyorum. Akın Bey bir basın toplantısı yapın. Örneğin ben düzenli olarak mal bildirimi veriyorum. Benim ve eşimin, birini geçen sene devrettik, eşiminkini. İki eczanemiz vardı, biri 28 yıl, biri 26 yıl çalıştı. Ara sokakta biri 35 metrekare, biri 80 - 90 metrekare, 100 metrekare ara sokakta birer dükkan edindik. Manisa’da bir evimiz var. Ankara’da bir evimiz var. İstanbul’da bir ev var. İki tane de mütevazi araba var. Bunları alırkenki bütün paralar, 1999’un Eylül’ünden beri benim Vakıfbank’a yatan Bağ-Kur parası, Halkbank’a yatan SSK parası ve hesaplarımı ortak tuttuğum adı eczane kodlu İş Bankası hesabımda ne para geldiyse bu hesaplara geldi. Ne aldıysam bu hesaplardan ödedim. Şimdi sizin hesabınızın, maaşınızın yattığı hesaplar belli. O hesaplara ne paralar geldiği belli, buralara ne paralar ödendiği belli. Bu milletin karşısına bir siyasetçi olarak çıkıp mal varlığınızı, her birini nasıl edindiğinizi, İstanbul’dakilerinin tamamında ID numaraları var. Ankara’dakilerde de ada parsel, bilmem ne tamamı var. Girildiğinde ID numarasından çıkar. Teker teker teker orta noktada. Teker teker teker bunları ispatlamanız lazım. Neyini ispatlayacaksın? Buradan bütün namuslu, çalışkan ve dürüst, kimsenin elindekine yan gözle bakmayan, adaletten başka bir şey düşünmeyen, namuslu hakim ve savcılara yazık değil mi? Ey Erdoğan onların bağlı olduğu HSK’nın başına getirdiğin adam bu. Yazık değil mi? Güya ne olacak? Garanti verilmiş. Ya zaten bunların yaptıkları işler normal bir hukuk devletinde yapılır mı? Herhangi bir hakime, savcıya yaptırabilir misin? Yapmayanlar çil yavrusu gibi Anadolu’ya dağılıyor, gördünüz orada. Ne olacak şimdi? Ne olmuş biliyor musunuz? En kuvvetli, en kuvvetli ortaklık; suç ortaklığı. ‘Siz yapın, biz size sahip çıkacağız.’ En çok ismi geçenler ya bakan yardımcısı olmuşlar ya da İstanbul’da boşalan yerlere onlar gelmiş. Akın Bey bakan olmuş, seçimle Nevşehir milletvekili. Dokunulmazlık var, bunlara dokunulmayacak.”

“BARİZ DARBE GİRİŞİMİ”

“Anayasa Mahkemesi kararına uymamaktan tutun, bu yapılan her şey, her şey bütün darbe girişimleri gibi. Bu ülkede bir parti iktidar olacak, F-16 vermişler onunla mani olmaya çalışıyor, iktidar indirmeye çalışıyor. Üstünde tank sürmüşsün ya da eldeki tokmakla vurmuşsun. Bas bariz darbe girişimidir. Darbe girişimi Türk Ceza Kanunu’na göre anayasaya karşı işlenen suçtur. Anayasa 14’e göre dokunulmazlık kapsamında değildir. Buradan açıkça söylüyorum. ‘Ben bakan oldum, ben milletvekili olacağım.’ Akın Öztürk milletvekili olsa ya da firari bir FETÖ’cü darbeye karışan, milletvekili olsa gelip milletvekilliği mi yapabilecek. Darbeye karışmış. Anayasal düzeni askıya almak suretiyle karşı çıkmış. Siz hangi dokunulmazlığa güveniyorsunuz? Darbeye kalkışmışsın sen. Vicdanı olan AK Partililere, MHP’lilere sesleniyorum. Sizler onurunuzla çalışan, mütevazi, belki yoksul hayatlar kuran, sürdüren, oyu AK Parti’ye, MHP’ye veren memurlara, esnaflara, işçilere sesleniyorum. Bu mu sizin düzeniniz? Siz AK Parti’nin kara düzeni içerisinde olamazsınız. Bunlardan ayrışmalısınız. Birileri milletin sırtından servet ediniyor. Birileri gidiyorlar, şirkete çöküyorlar, mallarına el koyuyorlar. Arkadan avukat yolluyorlar. ‘Şunu yazarsan, Ekrem İmamoğlu suç örgütü benden şunu istedi, at imzayı al mallarını geri. Hepsini değil. Bir miktarı da duracak bu tarafta, beri.’ Bunların tamamı ve fazlası. Polisin üzerindekiler, üç çantacının üstündekiler, daha neler neler neler... Ne için yapılıyor bunların hepsi? Tayyip Bey bir talimat vermiş. ‘Gidin, durdurun. İktidar olamasınlar.’ Bu mu yiğitlik, bu mu mertlik, bu mu mücadele?”

“TURPUN BÜYÜĞÜNÜ BİLMEYEN Mİ VAR?”

“Bugünkü basın toplantısının adı ‘Turpun küçüğü.’ Turpun büyüğünü bilmeyen mi var? Kendi söylemedi mi ‘Turpun büyüğü geliyor’ diye. Bir turpu biliyorsun, büyüğünü biliyorsun, biz de küçüğünü biliyoruz. Bu millet turpun büyüğünü de biliyor. Vallahi etrafınıza bakınca hani yoldan geçen amcaya sorsan turpun tarlası orada diye gösterir size. Tarlası var sizin orada. Turpun büyüğünden bir kör kuruş ispatlamayanlara, al sana iddianame. Ne Tayyip Bey’e ne bugünkü yargı düzenine. Yapılacak ilk seçimlerde millet doğru bir görevlendirmeyi yaptıktan sonra Anayasa Mahkemesi’ne. Yüce Divan’a. Ben bütün yıl söyledim. ‘Yalan bunlar’ dedim. ‘O iddianame hemen çıksın, yargılamayacaksınız, yargılanacaksınız’ dedim. ‘Yargılanmak değil yargılamak için bu iddianameyi bekliyorum’ dedim. O iddianameden TGRT yaz boyu konuştuğunuz hangisini şimdi koyabiliyorsunuz önümüze? Hangisini? Ekranınızda onu anlatanlara sorulunca ‘Yanılmışım, yanıltılmışım, insan bazen yalan atar.’ Yaz boyunca ‘O çıkacak, bu çıkacak’ diyen, sureti CHP’liden görünen, maaşla bağlanan iftira attıranların söylediklerinin hangi biri çıktı? Nerede 560 milyar? Nerede o üç harfli tuhaf bir kanala çıkıp da tuhaf tuhaf konuşan kadının bin 200 cep telefonu nerede arkadaşlar? Nerede İBB’de arkadaşlarımızın oturduğu odada parkenin altından 2,5 milyon avro çıkmış da kayda girmiş? Hani kayıt, hani iddianamede? Bütün yaz konuşuldu. Hani Ekrem İmamoğlu’nun lüks araçları? Hani kasalardan çıkan paralar? Hani kuyulara gömülü paralar? Hiçbiri yok. Üzerimizde de hesabını veremeyeceğimiz bir mal varlığı yok. Sorulana da avukatı cevabını verir, arkadaşlar cevabını verir. Suçu olan varsa hesabını verir. Ama durum ortada. Ekrem İmamoğlu siyasete girdiğinde zengin olan, siyaset boyunca yoksullaşmış olan birisidir. Çünkü eski işleri bu yaptığı kamu işi gibi değil, çok daha fazla gelir getiren işlerdi. Maaşının çok üzerinde kazanıyordu. Siyasete girdiği günden bugüne zenginleştiyse, siz çıkarın. Ben memuriyetle zenginleşeni çıkardım arkadaş. Ben savcılıkla zenginleşen, hakimlikle zenginleşeni çıkardım. Buz dağının görünebilen yüzünü çıkardım. Başkası üstüne yapılmayan, ‘Üstümde kalsa bu kadar suyu bu pilav kaldırır’ denen kısmı çıkardım.”

“DÜNYANIN EN BÜYÜK İFTİRASINA KARŞI DİMDİK DURUYORUZ”

“Bundan sonra bu Türkiye’deki AK Parti’nin kara düzeni, bu müesses nizam böyle bulunca bir tane, oradan buradan twit attırarak bilmem ne yaptırarak eskiden ilçe başkanlığı yapmış, küfürden ondan bundan partiden uzaklaşmış, onlara ‘Arının arının’ diyenleri haberleri çıkarıp CHP’den arınma çağrısı. Bir bütün, bir küçük parça ayrılmadan hep beraber koskoca bir örgüt bir arada duruyor ve dünyanın en büyük iftirasına karşı dimdik duruyoruz. Arınacaksanız önce Adalet Bakanınızı arındın. Arındırın haydi. Tamamı kirden oluşan bir yapının, keselene keselene nasıl yok olduğunu görürsünüz. Sonra da çıkıp da kimse kimseye haysiyet cellatlığı yapmayacak. Bundan sonra da söylüyorum. Aha buradan. Net söylüyorum. Ya bugün bunlar görüldükten sonra o uçakta konuşan arkadaşlar, ‘Ört ki ölem’ciler, ‘Bunlar bize yakışmaz’ diyenler, ‘İspatı varsa vallahi bir dakika o partide durmam’ diyenler. Ya konuşacaksınız, ya da bu ayıbı paylaşacaksınız. Teker yerden kalkınca dürüstlenmeyle, efelenmeyle, bitmiş görevlerden sonra özeleştirilerle bilmem nelerle olmuyor bu iş. Bugün konuşacaksınız. Benim karşıma çıkın ve böyle bir şey gösterin. Ben Ekrem İmamoğlu’nun görevi boyunca fakirleştiğini de ispatlarım. Her yıl veriyorum Numan Bey’in elinin altında mal bildirimim. İstediğiniz yerde bir kanun çerçevesinde, özel izin veriliyorsa özel izinle. MASAK’a da izin vereceğim dokunulmazlık demeden, mal bildirimimi de aldılar ellerinde duruyor. Banka hesap numaramın şifresi ne kadar veririm hiç uğraşmasınlar. Aldığımız bir kuruşun kayıt dışılığı yoktur, verdiğimiz bir kuruşun kayıt dışılığı yoktur. Hodri meydan. Ya siyaseti bizim gibi yapacaksınız, ya namuslu insanlara kara çalmayacaksınız.”

“HAYSİYET CELLATLIĞININ DA BİR SINIRI VAR”

“Buradan sonra sizin sorularınız olursa yanıtlayabilirim. Türkiye’de gazetecilik mesleği tarihi bir eşikle karşı karşıya arkadaşlar. Bu sorular bu adamlara sorulacak mı sorulmayacak mı? Sorması sizden. Yanıtlamayan yanıtlamasın. Tarih önüne yanıtsız bırakılmış bir soru olarak geçsin, sorunuz. Sorabilenlere, oradan oraya atılma pahasına teybini uzatabilenlere lafım yok. Ama bu memlekette yaşayacağız hep beraber, bu memleketin yarınlarında siyaset yapacağız, görev yapacağız, çocuk büyüteceğiz. Bugün bu sessizliğe susanlar, yarın devir değişince düğün davetiyesi filan getirmesinler. Geçen sene 19 Mart’ta ‘Bu meydanı görmeyeni biz de görmeyeceğiz’ dediğimde, 50 yerden ‘Aslında biz de sizin gibiyiz de ailemiz bilmem ne’ diye araya adam sokanları bugün bir kez daha bunun haberini yaparken montaj masasının başına gidip tırnak yiyecek mi yemeyecek mi o hanımefendi göreceğim. TGRT denen yapı. Kendi içinde mesaj var mesaj. Bu nasıl KJ. Eleştiren. Ne olmuş? Zam, yazmış zam. Zam yazmaya tepki gösteriyor kadın ya. Var oldukları yer Epstein belgeleri. Onun içinden konuşacaklarına gitmişler olmayan yolsuzluğu ona söylettirip, buna söylettirip tepiniyor. ‘KJ’de hükümeti eleştiren şeyi görmeyeceğim değil mi? diye WhatsApp’tan ayar veriyor. Hadi konuşun. Hadi çıkın karşımıza. Ölmeyi göze almışız, ölmeyi. Değil böyle direnmeyi, ölmeyi göze almışız. Bizim kadar göze alan varsa çıkar karşımıza. Bizim kadar cesareti olan, bizim kadar kendine güvenen, arkadaşına güvenen. Hadi çıksın birisi ‘Patronum bilmem kim Ören’e güveniyorum namusum kadar’ desin. Ekrem Başkan’a güveniyorum namusum kadar. Haydi TGRT’nin A’sından Z’sine, eskisinden yenisine çıksın birisi desin, ‘Güveniyorum, namusum kadar.’ O yüzden bu haysiyet cellatlığının bir sınırı var. Herkes ama herkes önce bir buraya bakacak. Ondan sonra Türkiye’nin geleceği ne olacak, ne bitecek ona bakacak. Yerden göğe iftiralarla dolu bir sürecin bir yılını dolduruyoruz. Geçen sene şehit aileleriyle iftarda iken diploma iptal oldu, o gün bugündür koşturuyoruz. Ben yine yarın şehit aileleri ile iftardayım. Alnım açık, başım dik gözlerinin içine bakacağım. Akşam otobüsün üstüne çıkacağım. Öbür gün de mücadelenin ikinci yılının birinci gününü başlatacağım. Bu da Erdoğan’a, Akın Gürlek’e ve onlarla birlikte gelecek hayal edenlere dert olsun.”

SORULARI YANITLADI

Açıklamanın ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Genel Başkan Özel, İBB davası duruşmalarına CHP milletvekillerinin girişinin sınırlandırılmasının sorulması üzerine, “Öyle bir şey olmaz arkadaşlar. Milletvekiline sınır olmaz, kilit olmaz, bariyer olmaz. Dünkü o kargalar, bilmem neler. Arkadaşlara talimat verdim. Duruşmaya gidilecek, girilecek. Olmazsa bayramdan sonraki duruşmaya ben giderim; bir milletvekili bir duruşmaya nasıl girer, nasıl çıkar konusunu bir kez daha hatırlatırız. Meclis Başkanımız bu konudaki sorunun çözümüne yönelik olarak da katkı sağlamış, teşekkür ederiz kendisine. Geçen hafta da benzer bir şey oldu. Ama şöyle bir şey var; yani canlı yayından bir korkan var, bir de korkmayan var. Millet takdir etsin. Canlı yayın isteyenin gizleyecek bir şeyi olabilir mi? Canlı yayından korkan ne için korkuyor? Biz canlı yayın isteyen tarafız, AK Parti canlı yayın istemeyen taraf. MHP isteyen ama oylayamayan taraf” dedi.

“BU BİLGİLERİ ELDE ETMEK İÇİN AK PARTİ’YE İHTİYAÇ YOK”

Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, Akın Gürlek’le ilgili açıklamanın neden geciktiğinin ve haber kaynağının sorulması üzerine şunları söyledi:

“Değerli arkadaşlar birkaç arkadaş da sormuştu, bunu yanıtladım, YouTube yayınlarında da söylediler. Ben bir hafta süreyi Akın Gürlek’e verdim, kendime vermedim. Açıklamayı ne zaman ve ne şekilde yapacağımı kendim planlamam lazım. O bir hafta süreyi verdik, mal bildirim süresi bir ay. O 11 Şubat’ta olunca… ‘11 Mart’ demiştik. Şubat 28 çekiyor. ‘Bir ayda 30 gün’ tartışmasından ‘13 Şubat oldu’ diye. Geçen hafta perşembe günü doldu herhalde, 13 Mart günü doldu. Burada hem de Meclis’te grup yokken… Şimdi bu açıklamayı grupta yapmak biraz zor olur yani. 16 tane slayt. Dijital desteğe ihtiyaç var. Mecliste bu açıklamayı yapmak bu netlikte zor olur. Sizi böyle karşımıza alıp anlatmak zor olur. Bunu bir basın toplantısında, bu netlikte, istediğiniz tüm bilgiyi ve belgeyi sizinle paylaşabileceğimiz şekilde en uygun zaman ve zeminde yapmak istedik. AK Parti’den bir bilgi geldiği söylendiğinde bunu zaten ben söylüyorum. ‘Arkadaşlar gidin kendi partinize verin, niye bana veriyorsunuz?’ Bu bilgileri elde etmek için benim AK Parti’ye ihtiyacım yok. Bu bilgileri elde etmek için kendi imkanlarımız, kendi reputasyonlarımız buna olanak veriyor. Tapudaki bir bilgiye erişmek öyle çok uzun zaman alan bir şey değil. Ama üzüldüğüm ve sıkıldım konu şu; bir yıldır bir mücadele veriyoruz. Gözümüzü bırakın hani budaktan, mudaktan, çomaktan hiçbir şeyden sakınmıyoruz. Sonra süre veriyoruz bir hafta. ‘Süre doldu acaba şantaj mı oldu, bilmem ne?’ Ne şantajı arkadaşlar? Bize şantaj yapacak adam daha anasının karnından doğmadı. Biz ne şantajlar gördük. Şantajı gördüm ben. 6 Nisan gibi gördünüz şantajın cevabını. Şantajı gördüm, 21 Eylül’de gördünüz şantajın cevabını. Şantajı gördük, kasım sonunda gördünüz şantajın cevabını. Şantajlara karşı büyüyen, güçlenen, hep birlikte mücadele eden bir parti var burada. Yok efendim ‘Butlanla tehdit ediyormuş.’ Haydi denemesi bedava. Hodri meydan. Cumhuriyet Halk Partisi gibi bir partiye tehdit, şantaj, bilmem ne. Biz bunlara teslim olacak olsaydık hiç o kadar şehit vermezdik, işgal ordularına teslim olurduk. İşgal ordularına kırmızı halı serenlerin tutunduğu tuttumla ‘Geldikleri gibi gidecekler’ diyenlerin tutunduğu tutum arasında bir fark vardır. Biz mücadele ederiz, direniriz. Ayrıca da sürekli işte yurt dışındaki bazı FETÖ’cü hesaplardan beslenen, ‘İki tane tık fazla alayım, iki bilmem ne yapayım’ diye muhalif kişileri heyecanlandıran, üzen, kaygılandıran bir takım dezenformatif, kişisel paylaşımlara karşı da herkes dikkatli olsun. Cumhuriyet Halk Partisi bir lafı… Diyeceksin ki ‘Ben sana süre veriyorum; açıklarsan açıkla.’ Sonra açıklamayacaksın. ‘Efendim bir şey mi oldu? Anlaşma mı oldu?’ Ben açıklamasam biri açar, açıklar zaten. O işin o kısmı gerçekten çok saçma sapan bir kısım. Ama işin içinde güya hem hükümetten nefret eden, hem de darbeye geçit vermedik diye, onların teknesine su taşımadık diye bizden nefret eden, CHP’nin başında bizim olmamızdan dolayı iktidar değişse de kendileri açısından elverişsiz bir ortam olacağını düşünen bir takım FETÖ’cü hesapların yalan - yanlış şişirmelerinin gazına kimse gelmesin.”

“GELİRİ DE EDİNDİĞİ MÜLKÜN KARŞILIĞI DA ORTADA”

Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, açıklanan gayrimenkullerin mali karşılığının kaynağının tespit edilip edilmediği sorusunu şöyle yanıtladı: “Şimdi birincisi benim Akın Gürlek ile ilgili bildiğim gelir, hakimken ve savcıyken aldığı gelir. O gelir ortada, edindiği malın mülkün karşılığı ortada. Bunu o açıklayacak. Biz diyoruz ki ‘Bu olmaz.’ Ama şunu da soruyorum. Haklı olarak, gazetecilik şüphe mesleği olduğu gibi siyaset de bazı şüphelerin dile getirilmesi ile ilgili. Sen İstanbul Cumhuriyet Başsavcısıyken, yürüttüğün bir soruşturmada ikisini bizzat benim tespit edip yakalattım, onlarcasını duyduğumuz ve mahkemede yavaş yavaş da dökülen ve dökülmekte olan itirafçı beyanlarına, özellikle iş adamlarına bazı avukatların gidip bir imza, bir kara karşılığında bu işi yaptığı, birtakım avukatlık bürolarının bunlara aracılık ettiği, söz konusu orada ortaya bir enerji, bir para çıkıyorsa o paranın bir kısmı acaba bu mal varlığında mı kendisini vücut bulmuş? Bunların açıklanması lazım. Yoksa bana diyecek ki ‘Buraya 98 milyon lira ödedim, kaynağı da budur.’ Göreyim o kaynağı yani. Öyle bir kaynak gösterilebilir, ispatlanabilir değil. Varsa ortaya dökecek. Eşinin maaşını söylerse, onların işte toplamı 25 - 30 milyon lira bir maaş, ömrü boyunca aldığı maaşlar olarak belki bir daireyi kurtaracak olur. Ama o zaman eşinin tapu kayıtlarına da bakmak lazım.”

“TURPUN BÜYÜĞÜ BELLİ”

“‘Turpun büyüğü’ ile ilgili daha net mesajlar vermesi istenen Özel şu ifadeleri kullandı: “‘Turpun büyüğü’ lafını kimden duydunuz ilk? Erdoğan’dan duydunuz. Turpun büyüğü belli, turpun küçüğü de 1.50.”

“ESKİ SİSTEM OLSA GENSORU VERİRDİK”

Özel, iktidardan bu konuda bir beklentisi olup olmadığı hakkındaki soruya şu cevabı verdi:

“Eskiden olsa yani Parlamenter Sistem’de ben zaten bu basın toplantısını yapmak yerine bir gensoru önergesi verecektim. Veya bir arkadaşımız verecekti bunu. 10 gün içinde mecburen gündeme alınacaktı. Kürsüye çıkacaktık, Akın Gürlek orada oturacaktı. Tüm milletvekilleri burada oturacaktı. Biz iddialarımızı söyleyecektik. O kendini savunacaktı, milletvekilleri de oy kullanacaktı. Salt çoğunluk ‘kal’ derse kalacaktı, ‘git’ derse bakanlıktan düşecekti. Erdoğan bu hakkı kaldı milletin elinden bugünleri düşünerek. ‘İktidarın normal yollardan sürdürülemeyeceği bir noktaya gelirsem gensoru olmasın, sözlü soru olmasın, bakan düşmesin, hükümet gitmesin, beş yıl boyunca perçinli olarak yerimizde oturalım. İktidarda kalmak için de her yolu deneyelim.’ Ara denetim mekanizmalarını. En basiti sözlü soru, en iddialılarından bir tanesi gensoru. Bu arada örneğin eskiden 60 milletvekili ile, 55 milletvekili ile, 10’da biri, bakanın yaptığı işlerden dolayı soruşturulmasının önerisini verebilirdiniz. Sonra bu öneri değerlendirilir ve 183 milletvekili kabul ederse komisyon kurulurdu. Sonra da yarıdan bir fazlası ‘evet’ derse Yüce Divan’a gidilirdi. Şimdi bunu teklif etmek için 301 milletvekiline, komisyon için 360 milletvekiline, Yüce Divan için 400 milletvekiline ihtiyacınız var. Öyle bir sistem kuruldu ki ‘Çalalım, çırpalım. Hesap vermeyelim.’ Kendi seçtiğimiz Anayasa Mahkemesi’nin önüne dahi gitmeyelim diye bir hesap var.”

“MUHALİF MEDYANIN DA ÖZGÜR SORU SORABİLECEĞİ BİR TOPLANTIYA İHTİYAÇ VAR”

Açıklanan mülklerde son zamanlarda bir hareketlilik olup olmadığı sorusunu yanıtlayan Özel şunları söyledi:

“Bir hareket her zaman var. Dört tanesini satmış birini almaya kalkmış falan. Ama son bir ayda yani biz bunu söyledikten sonra sattıkları olabilir, banka hesabında parasını görmemiz lazım. Aldıkları olabilir, tapusunu görmemiz lazım. Onun için de çıkıp bir basın toplantısıyla tüm soruları cevaplaması lazım. Ama Halk TV’nin de davet edileceği, ANKA’nın da girebileceği, Evrensel’in bulunacağı, BirGün’ün özgür soru sorabileceği bir basın toplantısına ihtiyaç var. Yani öyle TGRT ile bu işlerden kurtaramazlar. Ayrıca şunu da söyleyeyim. Bu Akın Gürlek’in yaptığı işlere üzerinden. Şu konuda da kendisini uyarıyorum. Adalet Bakanlığına geçtiğinden beri İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığında haysiyet suikasti haberleri, Furkan mıydı o çocuk? Nasıl yapıyorlardı? Şimdi üç tane haber, bir çoğunuza geldi arkadaşlar. ‘Bolu’da efendim verilen burslardan daha çok para toplandı.’ Bir haber. Onu yolluyor basın mensuplarına. Adalet Bakanlığı sansasyonel haber kalemi alıyor. Yok arkadaşlarımızın ahlakıyla oynayan bir haber yapıyorlar, yolluyorlar. En son bir başka şeyle ilgili yine abuk sabuk bir basın bülteni ama üstünde antet yok. Anteti kim? Akın Bey olduğu belli. Kimden belli Furkan’dan belli? Furkan kim? Suç odağının teki. (Lüksemburg’daki yat ile ilgili) Yatın maddi değerinin Türkiye’deki değerini biliyoruz. 86 yıllık maaşa denkti o zaman. Kendi üzerine olduğunu sanmıyorum. Yata burada bakılmış, orada birileri tarafından alınmış diye biliyorum. Ama bu ispata muhtaç. O yüzden tapusunu koymadık. Ama burada alıcı gözle bakılan yatın Lüksemburg'dan alındığı, Hollanda taraflarından birilerinin üzerinde olduğu söyleniyor. Bunu ispat ettiğim gün zaten paylaşırız.”

“HUKUKİ SÜREÇ İMKAN DAHİLİNDE DEĞİL”

Genel Başkan Özel, açıklamanın bir siyasi tartışmayı mı yoksa hukuki süreci mi başlatacağının sorulması üzerine, “Burada benim hukuki süreç başlatmam imkan dahilinde değil. Çünkü kendisi şu anda Bakan olduğu için hukuki sürecin başlaması için 400 milletvekiline ihtiyaç var. Yargılanacağı yer belli. Ama günü gelince orada atacak adımlarımız elbette olur ama iktidar olmamız lazım. Bugüne kadar ben hukuki süreç başlatılsın diye HSK’ya başvurdum. HSK başlatmadı hukuki süreci. O yüzden bu siyasi olarak söylüyoruz. Milletin hafızasına emanet ediyoruz. Gelecekteki bir yargılamaya iddianame olarak bunu sunuyoruz. Ama bunun dışında yani varıp da bunu görüp AK Parti’de bir vicdan harekete geçer ve ‘Biz bunu taşıyamayız. Bu ne demek?’ der de onun üstünden AK Parti… Hani olmaz da paralel evrende ‘Ya biz bunları bilmiyorduk, bir araştıralım’ derler, ‘İzah et’ derler ve izah edemeyince görevden alırlar, mahkemeye verirler. O ayrı bir mevzu. Ama şu anda milletimize söylüyoruz. Bu davanın savcısı da hakimi de karar vericisi de millet olacak. Sonra dava öbür tarafta tekrar görülecek” dedi.

“MECLİS BAŞKANLIĞI BİZE GEÇTİKTEN SONRA DİRENÇ DEVAM ETMEYECEK”

Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, CHP’li belediyelere yönelik operasyonların başladığı süreç itibarıyla açıkladığı malvarlıklarının kaçının 2024 sonrası alındığı ve Can Atalay konusundaki AYM kararlarına dirence dair sorulara ise “Meclis Başkanlığı bize geçtikten sonra direnç devam etmeyecek. Ama şu anda edip etmeyeceğinde Numan Bey istese bir günde bu işi çözebilir. Kendi başkanlığındaki bir komisyon bunu öğrendiğine göre Numan Bey’e düşen doğrudan bu kararı, AYM kararını bir kez de kendi başkanlığında okutup Can Atalay’ın serbest bırakılması için çağrıda bulunup kendisine yemin ettirmesi gerekir. Çünkü kendisinin başkanlığında 50 kişilik komisyon rapor yazmış ve ‘AYM kararlarına uyulsun’ diyor. O zaman ilk önce ilk adımı kendisinin atması kendisine yakışır bir tutum olur. İlk söylediklerinizin tamamına diyecek bir şeyim yok, yani bir realiteyle karşı karşıyayız” diye yanıt verdi.

“AÇIKLANMASI LAZIM”

Akın Gürlek’in mal varlığı hakkında, başka isimlerle ilişkileri olduğuna dair sözlerin hatırlatılması üzerine Genel Başkan Özel, “O ilişkili isimlerin mal varlığının geçmişte çok kabardığı, şimdi biraz boşaltıldığı söyleniyor. O kişinin bir dokunulmazlığı olmadığı için şu anda o kişinin mal varlığını direkt araştırabilir, bakabilirler. Bize gelen duyumlar uzun yıllardır RTÜK’e uğramayan bir emekli polis olan kişinin üzerine mallar alıp mallar sattığı yönünde. Bu konuda bütün kahraman Cumhuriyet Başsavcılarımız harekete geçebilirler. Her türlü denetçi harekete geçebilir. Biz bu konuda bugün Akın Gürlek’le ve malvarlığı ile ilgili sorulara cevap alalım. Çünkü onun geliri ile onun mallarının açıklanması lazım. Meselenin biraz daha dallanıp budaklanması bizim istediğimiz netliği biraz bulandırabilir. Başkalarının mal varlıkları konusunda ilerleyen zamanlarda devam ederiz” dedi.

“BU ID NUMARALARINI GİRSİNLER”

Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, açıklamaları için teyit mekanizmasının nasıl işleyeceğinin ve konunun yargının harekete geçmemesi halinde nasıl gündemde tutulacağının sorulmasının ardından şöyle konuştu:

“Mesela ne olabilir? Konya, Kayseri, Malatya, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanlarının sistemlerinde bu ID numarasını girsinler. Başka bir tapu çıkıyorsa yalanlasınlar. Bu ID numaralarının tamamını gizlemeden veriyoruz. Tamamı yapılan işleme dahildir. Hangi ada, hangi parsel, hangi numara, ne kadar? Hepsi. Bu ID numaralarını vermesek ve ‘Böyle tapular var’ desek ‘Yok’ diyebilirler. Şimdi bu ID numarasını Türkiye’deki tapu sorgulaması yapabilen herhangi bir bilgisayardan girsin. Bazı arkadaşlar korkuyor ‘Girenin kimliği belli oluyormuş’ diye. AK Partililiğine çok güvenen girer ve başka bir şey çıkıyorsa der ki ‘Özgür Özel‘in verdiği ID’de Akın Gürlek’e ilişkin bir alım - satım hareketlilik, tapu girişi - çıkışı, satışı olmadı’ derler. Bu arada Çevre ve Şehircilik Bakanımız, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan bunları sorgulayıp hemen yalanlayabilir mesela. Neden olmasın değil mi? Mesela 1,5 saat olmak üzere konuşuyoruz. Benim mesela böyle bir tapum olmasaydı şu ana kadar bu tapu numaralarının sahte olduğunu açıklardım, şu ana kadar yalanlardım mesela. Ama bu tapuların hepsi Ağrı Dağı kadar gerçek. O yüzden bu kadar önemli bir açıklama bu. Siz tutarsanız, ben böyle gazeteci olsam ve ana muhalefet lideri bunu söylese baya gündemde tutarım bunu, bırakmam. Çeşitli iletişim yöntemleri ile tutabiliriz. Sorulur, Meclis açıldığında bunlar bolca konuşulur. 128 milyar gibi tapu asar mıyız Adalet Bakanlığı’nın duvarına bilmiyorum ama bir yolu bulunur.”

“İNKAR EDİLECEK BİR TARAFI YOK”

Genel Başkan Özel, ‘Akın Gürlek’in istifasını bekliyor musunuz?’ sorusunu şöyle yanıtladı:

“Bu tapu senetleri yukarı yazıyor ‘örnektir’ diye. ID girince orijinalini görürsünüz, orijinal tapu senedi çıkar. Kişiye ait veya işlem çıkar. Bunların inkar edilecek bir tarafı yok. Normalde bu istifa getirir mi? Vallahi bakanın değil hükümetin, hatta hükümetin yedi ceddinin istifasını getirir. Normal bir demokraside böyle bir mal varlığı ediminin izah edilememesi üstüne hükümet 15 dakika ayakta durmaz. Ama bizimkilerin hazmetme kapasitesi çok yüksek. Hazım meselesi bu. Ama onlar hazmedebilir. Ama millet bu kadar haksızlığı ve arsızlığı hazmetmez. Mutlaka hesabını sorar.”

“TEMEL YAKLAŞIMIMIZ, MAHKEMENİN İLERLEMESİ YÖNÜNDE”

İstanbul’daki duruşmalarda tartışmaların özellikle çıkartıldığı iddialarına da yanıt veren Genel Başkan Özel, şöyle konuştu:

“Yani çok korkarım bundan. Şundan dolayı, bizim bütün beklentimiz, hatta ben arzu ediyorum ve söylemiştim. Ramazan Bayramı’ndan önce bir tutukluluk inceleme olsun. O güne kadar da çok sayıda arkadaşımıza sorular sorulsun, ifadesini versin, tutuksuz yargılamaya geçilsin diye. Maalesef bu imkan olmadı. Dün orada bir tatsız durum ortaya çıktı ve Mahkeme Başkanı belki 5-10 dakika içinde halledilebilecek bir şey için bir gün kaybettirdi mahkemeye. Cumhuriyet Halk Partisi’nin temel yaklaşımı, mahkemelerin ilerlemesi yönündedir. Bugün orada iki Grup Başkanvekilimiz var. İl Başkanımız var. Benim talimatım mahkemenin hızlı şekilde akması yönünde. Benim gördüğüm kadarıyla, mahkemeyi uzatmaya çalışan mahkeme heyetinin başkanı ve oradaki iddia makamıdır. Yoksa altı günde üç kere bırakıp bırakıp kaçmak niye? O mahkeme salonlarında ne davalar görüldü. Ancak şöyle bir şey var, biz davayı erteletemiyoruz. O erteleyip kaçıyor. Daha az bir salonda, milletvekilleri daha azken, daha az avukat varken, psikolojik olarak kendi acemiliği ve amatörlüğü görünmez bir haldeyken mahkeme görmek için seyircilere, avukatlara, milletvekillerine kendince yıldırma taktiği yapıyor. Kapatıp kaçıyor, kapatıp kaçıyor. Bir an önce kürsüde durması ve mahkemenin yürümesi lazım. Bizim burada yüzde birlik bir kusurumuz olduysa bundan sonra olmaz. Biz mahkemenin akmasından ve karara doğru ilerlemesinden yanayız. (Fezleke hakkında) Yani 52 tane var 53’ncüsü de başımla beraber.”

****

AKIN GÜRLEK’İN ÜZERİNE KAYITLI KAÇ TAŞINMAZ VAR?

Özgür Özel’in iddialarına göre, Akın Gürlek ve yakın çevresine ait toplamda 16 taşınmaz tespit edildi. Özel, bu taşınmazlardan 4’ünün kısa süre önce elden çıkarıldığını, ancak 12 tanesinin hala Akın Gürlek ve eşi üzerine kayıtlı olduğunu öne sürdü.

Gürlek'in 11 konut ve bir arsasının ortalama değerinin 325,5 milyon lira olduğunu öne sürdü. Özel Gürlek'in alıp sattığı 4 konutun işlem tutarının da 126,5 milyon lira olduğunu ifade etti.

Özel'in iddiasına göre Gürlek'in Lüksemburg'da demirli bir yatı bulunuyor. Özel "87 yıllık maaşıyla alamayacağı yatı alacı gözüyle gezdi. Pazarlık etti. Lüksemburg'da, Lüksemburg'da o yatın bir eşi var şimdi limanda demirli. Türkiye'den alınmadı. Hollanda'dan alındı Lüksemburg'da bir limanda demirli. " dedi.

AKIN GÜRLEK’İN TAŞINMAZLARI

Kartal’daki Avrupa Konutları’nda 2 daire (52 milyon 500 bin TL)

Beykoz’da villa tipi konut (85 milyon TL)

Avcılar’da Firuzköy 648 ada 5 parsel Isparta Kura bizim evler (Ortalama 15 milyon 500 bin TL)

Tuzla Merkez’deki Marine City 2. Etap ( 10 milyon TL)

Ankara-Çankaya Park Joven (35 milyon 500 bin TL)

Ankara-Lodumlu VIP Tower Beytepe Projesi (Ortalama 25 milyon TL)

Ankara-Lodumlu Beytepe Mahal (17 milyon 500 bin TL)

Ankara-Lodumlu Beytepe Mira Rezidans (Ortalama 23 milyon TL)

İzmir-Konak Halkapınar’daki Mahal Bomonti 2 tane (Toplam 54 milyon TL)

Çanakkale-Gelibolyu’da deniz boğaz manzarası (7 milyon 500 bin TL)

Bir devlet memurunun bu kadar taşınmaz sahibi olması ise kamuoyunda çeşitli soruların gündeme gelmesine sebep oldu. 

 Akın Gürlek Özgür Özel'İn açıklamalarının gerçeği yansıtmadığını ve algı operasyonu olduğunu iddia etti.

ÖZEL NE DEDİ?

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, bugün partisinin genel merkezinde yaptığı basın toplantısında, Adalet Bakanı Akın Gürlek'in mal varlığını açıkladı. Gürlek’in gayrimenkullerini tek tek tapu kayıtlarıyla sıralayan Özel, "Toplamda 452 milyon liralık gayrimenkul ya da paraya çevrilmiş gayrimenkul var. Hesapta bir kuruş para yoksa 19 yıl boyunca bütün maaşlarını Türkiye'deki en yüksek maaştan alsa biriktirse, bir ekmek almasa toplam maaşları 45 milyon lira. 19 yıllık maaşıyla 190 yılda alamayacağı kadar gayrimenkul almış. Bir başka deyişle 10 hakim ve savcı 19 yıl çalışsalar bütün parayı birleştirseler bunları alabiliyorlar" dedi. 

World Media Group (WMG) Haber Servisi




ETİKET :   akin-gurlek-nereden-buldu

Tümü
G-E326TP51F5