CHP Rize'de Tarihi Miting

CHP Lideri Özgür Özel: “Savcıyken Operasyon Planladığı Erdoğan’la Şimdi Kriptolu Telefonla Konuşup Sesini Kayda Alıyor”

22:42:59 | 2026-05-09

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Rize’de gerçekleştirilen Millet İradesine Sahip Çıkıyor Mitingine katıldı. Burada konuşan Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “Ey Rize ey Rize, güzel Rize, dağların dumanlıdır. Her gelen türkü söyler, yüreğin imanlıdır. Çayın gibi demlidir, bu milletin sabrı da. Vakit geldi artık, söz sırası Rizeli’nin ağzında. Canım Rize’ye, güzel Rize’ye, bu güzel bahar gününde bizi burada ağırlayan, bağrına basan Rize’ye selam olsun. Hepiniz hoş geldiniz. Pazar’a, Ardeşen’e, Çamlıhemşin’e, Çayeli’ne selam olsun. İkizdere’ye, Güneysu’ya, Hemşin’e, Fındıklı’ya selam olsun. Kalkandere’ye, Derepazarı’na, İyidere’ye selam olsun. Rize’nin yiğit insanlarına, güzel insanlarına, cesur insanlarından selam olsun. Hoş geldiniz, şeref verdiniz” dedi. Özel, şunları söyledi: 

“RİZE’NİN TÜM DEMOKRATLARINA SELAM OLSUN”

“Bugün buraya bir bardak çayda saklı samimiyetimizle geldik. Nasırlı ellerinizden tutmaya, vefalı gözlerinizin içine bakmaya geldik. Tüm haksızlıklara karşı, sizin vicdanınıza sığınmaya, sizin uğradığınız haksızlıkları Türkiye’ye duyurmaya, Rize’de artık bir değişimin, bir omuz omuza verişin, birlikte duruşun karşısında saygıyla eğilmeye geldik. Çünkü bu tarihi günde rahmetli Mesut Yılmaz’dan bu yana bu meydanda böyle bir kalabalığı gördüğümüz böyle bir günde bu kalabalığı sadece Cumhuriyet Halk Partisi’ne, sadece CHP örgütlerine ve onların buraya gelmesine yoramayız. Burada bir birlik, bir beraberlik, bir omuz omuza vermiştik var. Burada sahip çıkanlar var, birbirine ve geleceğine. Burada sahip çıkanlar var, Türkiye’nin demokrasisine, seçme ve seçilme hakkına, seçtiği Cumhurbaşkanı adayına, en önemlisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten emanet Cumhuriyetin sandığına sahip çıkanlar var. Rize’nin bütün demokratlarını saygıyla selamlıyorum. Biraz önce çeşitli muhalefet partilerinin il başkanları, yöneticileri yan yana karşıladılar. İl Başkanımızla birlikte burada olduklarını, bu meydanda olduklarını ifade ettiler. Rize’nin bizim bütün demokratlarına selam olsun. Hoş geldiniz.”

“YÜRÜYÜŞÜMÜZÜ DARBE GİRİŞİMİYLE DURDURMAYA ÇALIŞIYORLAR”

“1977’den bu yana Cumhuriyet Halk Partisi olarak Rize’yi kazanamadık. 1977’de sandıkla almıştık, 1980’de silahla elimizden aldılar. Şimdi bir iktidar yürüyüşündeyiz. Yeniden Rize’de iddialıyız, güçlüyüz, birlikteyiz, bir aradayız. İriyiz, diriyiz, hep beraber ayaktayız. Şimdi yine bir darbe girişimi ile yürüyüşümüzü durdurmaya çalışanlar var. Ancak şunu söyleyelim. Biz Rize Belediyesi’ni seçimlere girdik, kazanamadık. Rize’nin kararına sonuna kadar saygılı olduk. Buradan Adalet ve Kalkınma Partisi’nden seçilen Rahmi Metin Başkan’a, hangi siyasi partiden olursa olsun Rize Belediye Meclisi’nde görev yapan tüm meclis üyelerine tebriklerimizi sunuyoruz. Rize için taş üstüne taş koyanın önünde saygıyla yürüyoruz. 2019 yılında Rize’den bir başına örgütümüzle birlikte tek belediyemizi kazanan Fındıklı Belediye Başkanımız hem o gün, hem bugün rekor oyla seçilen Ercüment Çervatoğlu’nu saygıyla selamlıyorum. Bu seçimlerde ona katılan Neşet Çakır Başkanımı ve Pazar’ı selamlıyorum. Ardeşen’de tarih yazan Enver Atagün Başkanımızı ve Ardeşen’i selamlıyorum. Onlar seçilip yüzünü Rize’ye dönenler; yüzlerini Fındıklı’ya, Ardeşen’e, Pazar’a dönenlerdir. Onlar partimiz adına sizlere hizmet edenlerdir. Bunun yanında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün iki büyük eserinden biri olan kendisinin ifade ettiği Cumhuriyet Halk Partisi’nin bayrağını burada taşıyanlara, baba ocağının dumanını tüttürenlere, çorbasını kaynatanlara selam olsun. Onun şahsında tüm örgütümüzü selamlıyorum. Saltuk Deniz Başkanımıza ve tüm ilçe başkanlarımıza teşekkür ediyorum.”

“TÜRKİYE, BU MEYDANDA İKTİDAR DEĞİŞİMİNİ GÖRÜYOR”

“Değerli Rizeliler bana bakın. Bana bakarsanız Türkiye, bu meydandaki iktidar değişimini görüyor. Geriye bakmayın, onları geride bırakıyoruz. Biz hep birlikte ileri yürüyoruz. Çay üreticisini ezenlere, balıkçıyı perişan edenlere, emeği sömürenlere, onlara, geride kalanlara değil yarınlara bakıyoruz; iktidara bakıyoruz. Değerli Rizeliler, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Rize’ye çok önem verdi. En değerli bürokratlarından biri Zihni Derin’i Doğu Karadeniz halkına yeni iş imkanları yaratmak için görevlendirdi. Zihni Derin geldi, 1923’te Garal Tepesi’nde çalışmalara başladı. Rize’nin bereketli topraklarını çay fideleri ile tanıştırdı. Zihni Derin öncülüğünde bir kanun teklifi hazırlandı. Zihni Derin öncülüğünde çayın önü açıldı. İkinci Dünya Savaşı’nda bile çayın asla ve asla önemi unutulmadı. Her şartta İsmet Paşa tarafından Rize çayı üreticisi desteklendi. İkinci Dünya Savaşı’nda her şeyden tasarruf edildi ama çay üreticisinden asla ve asla bu işten para kazanmayacak hale gelecek, emeği sömürülecek bir fedakarlık istenmedi. 1947’de Rize’de ilk çay fabrikası açıldı. Cumhuriyet Halk Partisi bundan sonra Rize ekonomisini ayakta tutacak olan, önceki adı Zihni Derin Çay Fabrikası’yla Cumhuriyet’in Rize’ye en büyük katkısını sağladı. Gün oluyor, çıkıyorlar meydanlara ve Atatürk’ün büyük eseri Cumhuriyet Halk Partisi’ne laf ederken ‘Ne yaptınız?’ diyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi Rize’yi çayla tanıştıran, çayla kalkındıran partidir. ‘CHP ne yaptı?’ diyenlere Rize’nin ekmeğini veren parti Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Zihni Derin, CHP’dir. CHP, Zihni Derin’dir. Türkiye Cumhuriyeti’nin en kıymetli topraklarında, en kıymetli ürünle bizi bugünlere getirenlere, o günden bugüne hizmeti olanlara saygılarımızı, minnetlerimizi, aramızda olmayanlara rahmetlerimizi sunuyoruz. Rize’yi seviyoruz, Rizelileri seviyoruz.”

“40 LİRA ALTINDA FİYAT ÇAYDA SÖMÜRÜ DEMEKTİR”

“Cumhuriyet Halk Partisi, çay üreticisini destekledi. Ama AK Parti iktidarlarında maalesef çay üreticisi sesini duyuramadı. Bu kentten oyu alanlar seçim günlerinde bu kente yüzünü dönerken, geçim günleri geldiğinde sırtlarını dönmeyi tercih ettiler. Bugün 210 bin aile, yani yaklaşık 1,5 milyon insan çayla, çay ekonomisi ile geçiniyor, geçinmeye çalışıyor. Ancak maalesef çay üreticisi Cumhuriyet tarihinin en kötü günlerini yaşıyor. Biliyorsunuz, 2024 yılında çay mitinginde buradaydık. Muhteşem bir miting yaptık. Bütün Türkiye’ye çay üreticisinin sorunlarını duyurduk. ‘2025’te çay için 35 liradan çay alınsın’ diye söyledik. Sözümüzü dinletemedik. 25 lira fiyat verdiler, çay üreticisini perişan ettiler. Dün bakıyorum, Rize’ye gelen basın mensuplarına röportaj veren bir çay üreticisi isyan ediyor. ‘800 gram çay satıp bir ekmeği zor alıyorsun’ diyor. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bugün burada da Ziraat Odası’nın Başkanını dinlediniz. Onlara kulak veriyoruz. Diyorlar ki ‘Bir kilo çayın maliyeti 31 lira.’ Bu şartlar altında Rizeliler bu sene hiç olmazsa 40 lira fiyat bekliyorlar. Biz yaptığımız bütün hesaplarda 2002’de AK Parti geldiği günküne sadece enflasyonu uyarlasa, TÜİK’in doğru olmayan ki ne demek TÜİK? Tayyip’i Üzmeyen İstatistik Kurumu’nun baş harfleri TÜİK. Sadece TÜİK’in enflasyonunu uygulasa, bugün 40,50 lira olması lazım çay. Bu yüzden net olarak söylüyoruz. Çayın kilosu 40 lira olmalıdır. Bir kilo çay satan iki ekmeği koltuğunun altına koyup evine gidebilmelidir. Bunun altındaki her fiyat çayda sömürü demektir. ‘Çayda sömürüye son’ diyoruz ve çay için 40 lira fiyat istiyoruz. Altında yokuz. ‘Çayda sömürüye son’ diyoruz. Bu slogan 1970’lerden beri çayda emeği sömürülenlerin, haklı olanların attığı bir slogandır. Bu sloganı Meclis çatısı altında sık sık dile getiren sizin seçtiğiniz evladınız Tahsin Ocaklı ile birlikte bir kez daha söylüyoruz. ‘Çayda sömürüye son.’”

“ÇAY KANUNUNDA OLMAZSA OLMAZ TABAN FİYAT OLACAK”

“Cumhuriyet Halk Partisi olarak net tutumumuz şudur. 40 lirayı verin, üreticiyi seçime kadar daha fazla perişan etmeyin. Zaten biz iktidar olduğumuzda çay üreticisi için neler yapacağımızı çoktan çalıştık, ilan ettik, kanun teklifini Meclis’e sunduk. Orada beklemektedir. Bizim iktidarımızda üreticiyi kollayacak, yani baş kaygısı çay üreticisinin menfaati olacak, onun beklentilerini karşılayacak yeni bir Çay Kanunu’nu çıkaracağız. Bu kanununda olmazsa olmaz taban fiyat uygulaması olacak. Nasıl 1940’ta rahmetli İnönü hem taban fiyatı hem de alım garantisini getirdiyse o taban fiyattan alım garantisinin sözünü devlet olarak vereceğiz. Çay gibi stratejik, Rize açısından hayati mesele olan bütün ülke açısından da en çok tüketilen yerli üretimlerden birisi olan çay üreticisi için, çay için her şeyi yapacağız. Bu iktidar yandaş şirketlerine, adına ister beşli çete deyin, ister 40 haramiler deyin, irili ufaklı 43 tane, belli başlı beş tane şirkete her şeyin garantisini veriyor. ‘Gidin, yurt dışından, Londra’dan para bulun getirin, efendim 25 yıl boyunca her gün araç geçişinde garanti vereceğim, o ülkelerin enflasyonunu da üstüne vereceğim, hastane yap, hasta olmasa da hasta garantisi vereceğim, havalimanı yap, uçuş garantisi vereceğim, tünel yap, geçiş garantisi vereceğim.’ ‘Çayı üret, kusura bakma sana garanti veremeyeceğim.’ Böyle bir şey yok. Bundan sonra yandaşa değil vatandaşa bütçe geliyor. Yandaşlara değil çay üreticisine alım garantisi geliyor.”

“ÇAYKUR İŞÇİLERİNE KADRO NAMUS BORCUMUZDUR”

“Ayrıca çaya ilan edilen taban fiyatın yüzde 10’u kadar destekleme verilecek. Dönüm başına 2 bin lira gübre, üstüne çapalama desteği verilecek. Tarım kireçleri tamamen ücretsiz olacak. Kaçak çayla etkin mücadele edilecek. Çay üreticisi çayı üretecek, Çaykur’a verecek, Çaykur karar veriyor. Hangi bankaya gidilsin. Bankalar sıraya giriyor, ‘Çaykur’a ne verelim?’ En güzel makam aracını verenlere, en güzel avantajları sağlayanlara Çaykur’daki beyler ‘tamam’ diyorlar, el sıkışıyorlar, ‘Şu bankaya yatıracaksın.’ Ahali o bankada kuyruk olacak. Bu işi bitiriyoruz. Çay üreticisi çayını Çaykur’a verecek, verirken hangi bankadan çekmek istediğini bildirecek. Hangi banka, çay üreticisine aynı memurlarda olduğu gibi en yüksek promosyonu verirse, çay parası oradan alınacak. Ülkenin zorlukları olabilir ama atılacak onlarca doğru adım var. Her zaman bir bahane buluyorlar. ‘İran savaşı var, şu var, bu var.’ Sıra size gelmiyor. Sıra herkese geliyor, bir tek size gelmiyor. Bir tek sizden fedakarlık isteniyor. Sadece çayın nereden parasının alınacağını vatandaşa tercihe bıraksan bankalar 20 - 30 - 40 lira promosyon parası vermeye razıyken, bu imkanlar sizin elinizden alınıyor. Bunun adı kriz değildir. Bunun adı kötü yönetimdir, bunun kötü niyetliliktir. Bunun adı pazarlığı yukarlarda yapıp aşağıdakileri ezmektir. Buradan memleketinden Sayın Erdoğan’a sesleniyorum. Yukarılardan bakmayın, bu insanları ezilecek karınca yerine koymayın. Karıncanın kardeşi var o da Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Buradan şimdi kameraman arkadaşlarıma rica ediyorum. Orada çay üreticilerinin ellerinde pankartları, dövizleri var. ‘Sermaye için servet, tüketici için keyif, üretici için emek ve ekmektir çay. Çay gelecektir’ diyor. Çaykur işçileri artık hak ettikleri kadroyu bekliyor. 10 bin Çaykur işçisine kadro sözü devlet sözüdür, namus borcumuzdur.”

“BU ACELE KAMULAŞTIRMA HAKSIZLIKTIR”

“Bu güzel şehrin çözülmeyi bekleyen çok sorunu, çok mağdurları var. Özellikle acele kamulaştırma diye anayasadaki bir hakkı Rizelilerin aleyhine kullanılmasını asla kabul etmiyoruz. İyidere, İkizdere arasında yol çalışması var. Çok gecikti, yapılsın. Ama bu kadar zaman gecik gecik, şimdi oraya git, acele kamulaştırma kararı al, oradaki insanlar için. Anayasada acele kamulaştırma Cumhurbaşkanına verilmiş bir yetkidir. Açıp bakın, açıkça yazıyor ki, acele kamulaştırma milli güvenliği tehdit eden durumlarda bedelinin belirlenip derhal yatırılması ve vatandaşa söz hakkının olmadığı bir durumdur. Niçin koymuş bunu anayasaya? Karşıdan düşman geliyor, toprağa çıkacak, orada bir tarla var. Kazacaksın orayı, diyor ki amca ‘Vermem burayı. Burası benim. Tarladır, bahçemdir, ben burada duracağım.’ O zaman amcaya parasını verip acele kamulaştıracaksın. Düşman geliyor. Ya da bir tepeye önemli bir radar konulacak, ‘Vermem de vermem’ diyor. Başka tepeden o radar görmüyor, parayı verip acele kamulaştıracaksın. Bunun dışında ‘Yol yapıyorum, bugüne kadar yapmadım, şimdi yapıyorum.’ Yolun geçtiği yerdeki tarla alınacak. Bıraksa vatandaş istediği fiyata satacak, üç otuz paraya acele kamulaştırıyor, sen susuyorsun. Bu haksızlıktır. Bu bir verilen hakkın kötüye kullanımıdır. İyidere - İkizdere yolundaki acele kamulaştırma mağdurlarına, TOKİ’nin çeşitli projelerinin acele kamulaştırma mağdurlarına da bu mağduriyetinizi çözeceğimizi şimdiden söylüyoruz. İktidarımızda bir yıl süre vereceğiz, ‘Mağdurum’ diyen gelecek, başvuracak. Hakkını en iyi şekilde kanun önünde arayacak. Söz veriyoruz size.”

“BAKANLAR KURULUMUZDA O BAKANLIK DA OLACAK”

“Mevsimlik çay işçileri için genelgeler rağmen hiçbir şey yapılmıyor. Onların sesini duyuyoruz. Balıkçıların, özellikle kıyı balıkçılığı ile uğraşanların mağduriyetlerini biliyoruz. Yüksek masrafların nasıl bellerini büktüğünü biliyoruz. Nasıl doğru düzenlemeler olmadığı için balıkçılıkla uğraşanların sahipsiz kaldığını biliyoruz. Lafı hiç uzatmıyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi iktidara geldiğinde Bakanlar Kurulu ilan edildiğinde o listede yeni bir bakanlığı göreceksiniz. Denizcilik ve Balıkçılardan Sorumlu bir bakanlık olacak. Bu sorunların tamamı çözülecek. Bir yandan Fırtına Havzası’nda koruyucu imar planı yapılmadı, orası yıllarca kendi haline bırakıldı. Şimdi kendi hatalarını milleti cezalandırarak çözmeye çalışanlar var. Oraya doğayı koruyan ama vatandaşın da haksızlığa uğramasına izin vermeyen doğru bir çözüm çalışılacak. Rize’den uçak sayılarının artırılmasını istiyorsunuz. Uçak bilet fiyatları, uçak az olunca astronomik oluyor. Bunun düşürülmesini istiyorsunuz. Rize’deki iş adamlarının da bu taleplerini gurbete yolu uzak olanların vatandaşın da bu taleplerini duyuyoruz, görüyoruz. İktidarımızda Rize’nin tüm sorunlarını teker teker çözmeye söz veriyoruz.”

“İKİ EMEKLİ AÇLIK SINIRINI ANCAK GEÇİYOR”

“Değerli Rizeliler, geçtiğimiz ay Zonguldak’taydık. Orası Türkiye’nin en çok emeklisi olan kentlerinden birisi. Rize’de de 110 bin emekli var. Dile kolay. Şimdi bir meydana bakalım, bir emekliler el kaldırsın. Şimdi bu emeklilere soruyorum. Yıllarca çalıştınız, eller nasırlandı, dirsekler çürüdü, gözlük camları büyüdü. Size devlet dedi ki, ‘Bugüne kadar sen çalıştın bize baktın. Şimdi sen çalışmayacaksın, devlet sana bakacak.’ Şu anda aldığınız maaşla geçiniyor musunuz? Bugün Türkiye’de resmi açlık sınırı 35 bin lira. Bunu Cumhuriyet Halk Partisi ilan etmiyor. 50 yıldır Türk-İş her ay bunu hesaplıyor. Bugün Türkiye’de açlık sınırı 35 bin lira. Ama en düşük emekli maaşı sadece 20 bin lira. Ortalama emekli maaşı 23 bin lira. Ve Türkiye’de yine Türk-İş’e göre resmi yoksulluk sınırı 113 bin lira. Yani iki tane emekli bir araya geldiğinde açlık sınırını ancak geçiyor. Yani iki emekli ancak açlık sınırını geçebiliyor. Ama yoksulluktan kurtulmak için beş emekli parasını bir yere vermesi gerekiyor. Beş emekli birleşseler ancak bütün parayı birine verseler, dördü açlıktan ölse gitse birisi ancak yoksulluk sınırını geçebiliyor. Buradan Rize’den hem de iki yıl öncesinden başlattığımız bir şeyi, bir kez daha hatırlatmak istiyorum. İki yıl önce daha mütevazi bir kalabalığa konuşurken Rize’de demiştim ki, Şurada bir kuyumcuya girdik. Bir hesap yaptık. Şaşmayacak tek hesap bu memlekette altın hesabıdır.’ Doğru mu? Altın hesabı şaşar mı? Rize’den hesaplamıştık. Sayın Erdoğan’ın iktidara geldiği 3 Kasım 2002 günü en düşük emekli maaşı 8 çeyrek altın alıyordu. Ama bugün en düşük emekli maaşı o gün hesapladığımda 2,5 çeyrek altın alıyordu, bugün 2 çeyrek altını bile neredeyse alamıyor. Yani Erdoğan ilk geldiğinde 8 çeyrek altın, bugün 20 bin lira 2 çeyrek altın. Sekizden ikiye gerilemiş. Bunu ilk Rize’de söyledim, sonra bütün Türkiye’de söyledim. Sayın Erdoğan sık sık grup toplantılarında diyor ki, ‘Gitmiş memleketime, eline almış bir hesap makinası, altın hesabı yapıyor. Altın hesabını bırak’ diyor. Sayın Erdoğan, memleketinden iki yıl sonra tekrar ediyorum. Ben altın hesabını ancak emekliler hakkını aldığı gün bırakacağım.”

“EMEKLİNİN 42 BİN LİRA ALMASI LAZIM”

“Erdoğan geldiğinde en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücreti. Bugün eleştirdiğimiz, beğenmediğimiz 1,5 asgari ücret olsa, bugün 42 bin lira alması lazım emeklilerin. Öyle ya asgari ücret 28 bin lira, 1,5 asgari ücret 42 bin lira. Ama bugün ‘20 bin liraya geçineceksin’ diyorlar. Geldiği gün beğenmediği, rahmetli Ecevit hükümetinin verdiği 8 çeyrek altın bugün 80 bin lira. Oysa emekliye 20 bin lira veriyorlar. Ve emekliyi ‘Eğer kira ödersen aç kalacaksın, karnını doyurursan sokakta kalacaksın’ diye bir büyük haksızlığın kucağına doğru itiyorlar. Bunun için açıkça buradan söylüyorum. Bu sene hesaplar yapılırken, bu iktidar, Sayın Erdoğan hesabı bir yıllık enflasyon yüzde 16 olacak diye yaptı, böyle yaptırdı. Dört ay geçti. Ocak, şubat, mart, nisan. Enflasyon dört ayda yüzde 14.6 oldu. Bir yıllık zam dört ayda tükendi, gitti. Bugün geldiğimiz noktada yıllık enflasyon yüzde 30’du,16’ya düşecekti yıl sonunda. Dört ayın sonunda 32,4 oldu. Bırakın düşmeyi, tırmanmaya devam etti. Bu yüzden maaşlara yapılan zamlar yutuldu. Asgari ücret 28 binle başladı, 4 bin 100 lira kayba uğradı, şu anda verildiği günün parasıyla 23 bin 900 lira gücünde. Emekli maaşı 20 bin lira olmuştu, 3 bin lira eridi. Verildiği günün hesabıyla 17 bin lira. Sayın Erdoğan ne diyordu iktidara geldiğinde? ‘Üç yıl öncesine göre ekmeği daha az alan varsa, bana beddua etsin’ diyordu. Bırakın üç yılı, sadece üç ay, bakın bunu buradan Sayın Erdoğan’ın memleketinden söylüyorum. Enflasyon yüzünden asgari ücret üç ayda 265 ekmek parası kaybetmiştir. Sayın Erdoğan ne diyordu? ‘Daha az ekmek alan bana beddua etsin.’ Haşa, sümme haşa. Ne memleketinde ne başka bir yerde Erdoğan’a beddua ettirmem. Ama o da şunu bilsin ki hemşerileri dahil bütün emekliler bu iktidardan kurtulmak için dua ediyorlar. Dua ediyorlar. Soruyorum emeklilere, bu iktidarı değiştirecek miyiz? Söz mü? Gözlerinizdeki öfkeyi görüyorum. Bu, büyük bir haksızlığa gösterilen tepkinin öfkesidir. Türkiye’de herkes şunu bilsin ki; bu memleketi hep birlikte kurtaracağız. Manisa’daki üzüm üreticisi ile Rize’deki çay üreticisi el ele verirse kurtulacak. Giresun’daki, Ordu’daki fındık üreticisi ile Gaziantep’teki fıstık üreticisi, Çukurova’daki pamuk üreticisi ile Hayrabolu’daki buğday üreticisi omuz omuza girerse kurtulacaklar. Esnaf kurtulmadan hiç kimse kurtulmaz. Emekli kurtulmadan emekçi kurtulmaz. Öğrenci ile polis birlikte kurtulursa bu iş olacak. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz.”

“ÜRETİMLE ÇOK KAZANIP ADİL BÖLÜŞMEYİ SAVUNUYORUZ”

“Biz Türkiye’de bütün emeklileri, bütün emekçileri, bütün çiftçileri, bütün balıkçıları ve bütün esnafları birlikte kurtarmak için bir yola çıktık. Siyaset, öncelik belirleme işidir. Bir ülkenin, hele hele Türkiye gibi bir ülkenin doğru planlandığında kaynakları her şeye yeter ama hepsine birden yetmez. İşte burada siyaset karar verir. Kimden yana olacaksın? Bir tarafta güçlü şirketler, bir tarafta onun işçileri. Biz kalkınmayı savunan ekonomide üretimin artmasını savunan, üretimin kalkınma getirmesini, daha çok kazanmayı ama adil bir vergi sistemiyle verginin çok kazanandan çok, az kazanandan az, kazanmayandan alınmayacağı bir sistemi savunuyoruz. Biz vergide adaleti savunuyoruz. Bugün Türkiye’de 100 liralık verginin 65 lirası dolaylı vergilerden, yani dünyanın en adaletsiz, en acımasız vergisi ile alınmaktadır. Bugün Türkiye’de bir fabrikatörle, bir milyarderle bir asgari ücretli elektriğe, suya, doğalgaza, giyime - kuşama, çocuğunun ayağına aldığı ayakkabıya aynı dolaylı vergiyi ödemekte ve bu vergi tahsilatının yüzde 65’ine denk gelmektedir. Kalanı yüzde 23’le gelir vergisidir. Yani sizlerin daha maaşınızı çekmeden, bankadan almadan içinden kesilen gelir vergisidir. Bilhassa beyaz yakalıların, mavi yakalıların, işçilerin, memurların maaşlarından kesilen gelir vergileri, asgari ücretin üzerindeki her yerden kesilen gelir vergisi, bankadaki 3 kuruş mevduatınızdan kesilen vergiler bu yüzde 23’le toplamda dolaylı vergilerle birlikte vergilerin yüzde 89’unu oluşturuyor. Onun dışında çok kazananların verdiği vergi sadece yüzde 11; kurumlar vergisi. Biz bu düzeni ters yüz etmek durumundayız. Kazananların az vergi verdiği, bu meydanın çok vergi verdiği düzen AK Parti’nin kara düzenidir. Bu düzeni değiştirmeye var mısınız? İşte bu düzeni altüst edeceğiz. Çok çalışacağız, kalkınacağız, birlikte kazanacağız. Ama eşit, hakça bölüşeceğiz. Dünyada siyasi akrabalarımız nasıl orta direğe sahip çıktılarsa, onları zenginleştirdilerse, bir kola kutusu gibi orta direği ezip fakirleştiren bu iktidar anlayışına karşı yeniden çiftçiyi milletin efendisi yapacağız. İşçileri, memurları orta gelir seviyesine taşıyacağız. Bundan sonra vergiyi tabandan değil, tavandan alacağız. Refahı bu meydana yayacağız.”

“ASGARİ ÜCRETİ İNSANCA BİR SEVİYEYE ÇIKARACAĞIZ”

“Bugün 12 maaş alınıyor. 12 maaşın yılda iki ila üç tanesi gelir vergisine ödeniyor. Üç ayda 876 milyar lira faiz ödedi bu ülke. Ama çiftçiye destekleme 60 milyar lira. Faize 876 milyar ama çiftçi desteklemesi 60 milyar lira. Geçende grup toplantısında gösterdim. Bir araba alacaksın. Eskiden yeni evli çiftler karı-koca çalışıyorlarsa beş yıl, bilemedin 10 yılda bir araba, emekli olmadan da bir ev alıp bir ev ve bir araba kazanırlardı. Şimdi böyle bir imkan kalmadı. Babadan miras değilse, milli piyangodan çıkmıyorsa hiçbir gencin karı-koca da çalışsa, günde 12 saat de çalışsa ne araba ne ev alma imkanı kalmadı. Nasıl olsun? 1,2 milyon lira arabanın kendisi. Üzerine ÖTV, KDV, bandrolle 2 milyon 750 bin lira oluyor. Arabaya 1,2 milyon lira veriyorsun. Araba aldın diye devlete 1,5 milyon - 1,6 milyon lira vergi veriyorsun. Böyle bir düzen olmaz. Birileri kazanıp vergileri kaçırırken, birileri böyle bir adaletsiz vergi düzeniyle asla muhatap olmazlar. Bunun için açıkça söylüyoruz. Asgari ücreti insanca bir seviyeye çıkaracağız. Bunu yaparken küçük esnafı, KOBİ’yi desteklemelerle kollayacak, asgari ücret artışını küçük esnafın, KOBİ’nin sırtına bırakmayacağız. İşçi başına prim destekleri vereceğiz. En düşük emekli maaşını bir asgari ücret yapacağız. Tüm emeklilere bayramda bir asgari ücret ikramiye vereceğiz. Buradan hatırlatıyorum. 2015 yılında bayram ikramiyesini Cumhuriyet Halk Partisi dile getirdi. O zaman bu söylendiğinde ‘Veremezsin’ diyenler, seçimlerde azınlığa düşünce kasımda ‘Biz de vereceğiz’ dediler. Üç yıl geciktiler. 2018’de seçimden hemen önceki Kurban Bayramı’nda bin lira emekli ikramiyesi verdiler. O gün bin lira iyi bir koç alıyordu. Emekli ikramiyesini alan koçun boynuzundan tutup çekip getiriyordu. Bugün o emekli ikramiyesi sadece 4 bin lira. Koçun bir budunu alamıyorsunuz. Bugün 24-25 bin lira olmuş bir kurbanlık koç. Ama sadece 4 bin lira emekli ikramiyesi veriliyor. Hesap şaşmamış. 24 bin lira olması lazım. Zaten biz de ‘Bir asgari ücret’ diyoruz. O da 28 bin liraya geliyor. Ama Rizeliler görsün; altın hesabında da öyle, ikramiyenin kurbanlık hesabında da öyle. Yıllar içinde dörtte birine inmiş durumda aldığınız maaşın ya da ikramiyenin satın alma gücü. Ayrıca Gazi Mustafa Kemal Atatürk demiş ki ‘Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesidir.’ Bugün sokakta kalana, düşkün olana,, maaşı olmayana dönüp de bakan kimse yoktur. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında dünyadaki akrabalarımızın yaptığı gibi çok yüksek bir sosyal güvenlik politikası uygulayacağız. Temel vatandaşlık gelirini getireceğiz. Her haneye insanca yaşayacakları bir gelir desteği sunacağız. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında kimsesizlerin kimsesi olacağız, öyle 4 bin lira dul - yetim maaşına kimseyi muhtaç bırakmayacağız. Herkese onurlu bir temel vatandaşlık geliri sunacağız.”

“ÖĞRENCİNİN BARINMA SORUNU TARİHE KARIŞACAK”

“Ayrıca Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında okula giden her öğrenci, bir öğün, üç kap sıcak okul yemeğini yiyecek. Okulda ücretsiz iyi suyu kana kana içecek. Bugün okulun zili çalıyor teneffüste. Cebinde parası olan, babasının durumu iyi olan koşuyor kantine, alıyor suyu, kana kana içiyor. Garibanın evladı gidiyor, tuvaletteki musluğa ağzını dayıyor. CHP’nin, Atatürk’ün partisinin iktidarında hiçbir çocuk tuvalet musluğuna ağzını dayanamayacak. Okul suyu da okul yemeği de ücretsiz olacak. Garibanın çocuğu büyükşehirlere gittiğinde barınma sorunuyla, birtakım yapıların, tarikatların yurtlarına muhtaç kalmayacak. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında, ilk bir yıl içinde TOKİ, ‘Cumhuriyet Yurtlarını’ yapacak. Öğrencinin barınma sorunu tarihe karışacak. Her mahalleye devlet kreşleri açacağız. Biliyorsunuz belediyelerde iktidar olduk. Hedef koyduk. Dedik ki ‘1000 kreş yapacaksınız.’ Şu ana kadar Cumhuriyet Halk Partili belediyeler, daha sürenin yarısı dolmadan 2 yılın sonunda 786 kreş yaptılar. Yine CHP’li belediyeler 100 yurt hedefi koymuştu. Şimdiye kadar 78 öğrenci yurdunu yaptılar, öğrencilere hizmet veriyorlar. Biz, iktidarımızda ne öğrenciyi üniversitede, ilkokulda ne babasını fabrikada, ne annesini evde ya da istihdamda, ne dedesini, nenesini emeklilikte asla ve asla mağdur etmeyeceğiz, ettirmeyeceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi, halkın partisidir, halkın iktidarını kuracaktır.”

“BU KIYIMA SİZİNLE BİRLİKTE KARŞI ÇIKACAĞIZ”

“Rize’nin güzel insanları, bir başka derdiniz, bir başka sorunuz da var ki bu sadece Rize’de değil bütün Karadeniz’de can yakıyor. Kıymetli milletvekili arkadaşlarım var burada. Ve onlar bu haftayı Karadeniz’de il il gezerek, Karadeniz’e yapılan büyük ihanete itiraz ederek geçirdiler. Öyle ki Rize’nin, bu güzel Rize’nin, topraklarının yüzde 82’si maden ruhsatlarına açılmış. Bu rakam Ordu’da yüzde 74, Giresun’da yüzde 85, Artvin’de yüzde 71, Trabzon’da yüzde 77, Gümüşhane’de yüzde 93. Yani bu güzel Rize’nin yüzde 82’sini maden ruhsatlarına verir duruma gelmişler. Ve birden bir baktık ki İkizdere, Çamlıhemşin, Çayeli, Ardeşen, Pazar ve Fındıklı teker teker büyük tehlikenin karşısındalar. Bu ay iki yerde ihaleler yapıldı. Biri Ardeşen’de, biri Çayeli’nde. Buralardan başladı. Ardeşen’de muhtarlar, vatandaş her siyasi görüşten insanlar bir araya geldiler, mücadele başlattılar. Şimdilik bir geri adım attırdılar. Çayeli de itiraz ediyor. Çayeli de ayağa kalkıyor. Çayeli’nde üç ihaleyi tamamladılar. Üç yandaş şirket geldi. Çayelililer soruyor, ‘Biz üvey evlat mıyız?’ Biz de itiraz ediyoruz. ‘Ormanlarımız, ağaçlarımız, derelerimiz niye madenlere gitsin?’ diye. Buradan selam olsun Ardeşen’e, ikizdere’ye, Çamlıhemşin’e, Pazar’a, Fındıklı’ya ve Çayeli’ne. Sizinle birlikte direneceğiz, sizinle birlikte bu maden yıkımına, kıyımına karşı çıkacağız. Cumhuriyet Halk Partisi olarak ne madene karşıyız ne madenciliğe. Ama usulüne göre, çağdaş yöntemlerle, ağaçları katletmeden, dereleri zehirlemeden, suları kurutmadan, uygun coğrafyalarda yapılsın madencilik. Ama Rize’nin, Çayeli’nin, Ardeşen’in güzeli ormanlarına, derelerine altın aramaya gelip de Amerika’da beyaz adamın gelip de zehrettiği, katlettiği gibi bir talan rejimini, şimdi de beyaz adam değil ama ‘ak adamlar’ın, AK Parti’nin yandaş şirketlerinin yapmasına izin vermeyeceğiz.”

“NE BİR AĞAÇ KALMIŞ NE BİR DOĞA…”

“Kanunsuz işler yapıyorlar. Bakın geçen gün sayın milletvekilimizden duydum. Kendisi Meclis’te dile getirdi, takip ettim. Örneğin 2021 yılında ‘ÇED gerekli değildir’ diye bir kararla İkizdere’ye İşkencedere Vadisi’ne bir taşocağı açmışlar. Doğru mu? Biz bu taş ocağına karşı çıkmışız. İkizdereliler karşı çıkmış. Mahkemeye gitmişiz, mahkeme yürütmeyi durdurma vermemiş, taşocağı başlamış. Şimdi beş yıl sonra mahkeme köylüye diyor ki İşkencedere Vadisi’nin köylüsüne, ‘Sen haklısın’ diyor. ‘Sen kazandın’ diyor. Ama beş yılda taşocağı, canını okumuş oranın. Artık orada geriye gelecek ne bir ağaç kalmış, ne bir doğa kalmış. Bu yüzden yetkilerini yandaş holdinglerden yana, büyük şirketlerden yana kullananlara, yürütmeyi durdurma kararı önüne geldiğinde siyasi baskılara teslim olanlara hatırlatıyorum. Bu işin bir sonu var, seçim var, seçimden sonrası var. Buranın, Rize’nin ağacını, deresini, yandaşlara ezdirenleri günü gelince hesaba çekeceğiz. Hesaba çekeceğiz. Buradan hayatımızın en büyük siyaset dersini bütün Türkiye’nin gözü önünde onlara veren Havva Ana’yı selamlıyorum. Havva Ana karşısına çıkanlara şöyle demişti: ‘Kaymakam kim, vali kim? Devlet benim, devlet benim’ demişti Havva Ana. O yüzden yandaş şirketten değil, Havva Ana’dan yana dursun önüne mahkeme kağıdı gelen hakimler. Havva Ana’nın devletin kimin olduğunu hatırlattığını bir kez daha hatırlatıyoruz. Ve bu çevre mücadelesi buradan İkizdere’den Akbelen’e, Muğla’ya uzanıyor. Muğla’da, Akbelen’de İkizköy var. İkizköy’ün bir kadın muhtarı var, Necla muhtar. Necla Işık. Necla Işık, annesiyle ve evladıyla birlikte direniyor. Covid’de ölmek uğruna bizi yaşatan sağlık emekçilerine bir alkış alalım. Bunlara yol açan aslanım Türk polisine bir kocaman alkış. Sınırda bekleyen jandarmamıza, askerimize, cezaevlerinde görev yapan infaz koruma memurlarına, devlette emek veren tüm işçilere, tüm emekçilere ve bütün memurlara, bir yürekten alkış. Bakın şunu söyleyeyim. Sen şimdi ‘Tayyip istifa’ diyen en arkada göremediğim arkadaşa diyorum. Hemşehriniz haksızlık etmeyin. Covid’de ne dedi sağlık çalışanları için? ‘Hakları ödenmez’ dedi. Sözünün eri adam. Haklarını ödemedi. Halen daha perişan çalışıyorlar. Hastamız iyi mi? Haydi bir de bayılana kadar bu mücadele meydanını terk etmeyen, bütün yiğit insanlar adına ambulansa giden şu teyzemize bir alkış. İşte umut burada. Umut burada. Sayın Genel Başkanım Murat Karayalçın bu meydana baktı, dedi ki ‘Bu iş olmuş.’ Hemşeriniz, babası buradan göçmüş Muharrem İnce geldi, aşağı indi. ‘Genel Başkanım ben böyle bir şey görmedim, bu iş olmuş’ dedi. Buradan biraz önce söylüyordum. Akbelen’de İkizköy’ün muhtarı Necla Hanım anasıyla kızıyla direniyordu. Onun kızı Esra Işık, ağaçlar kesilmesin diye ağaçlara sarıldı. Efendim kamu görevlisine engel olmak suçundan İzmir’de hapse atıldı. Şimdi oradan burayı izliyor. Buradaki çevre mücadelesini, Muğla’nın köylüleri adına Esra Işık burayı selamlıyor. Biz de Esra’yı selamlıyoruz. Akbelen’i selamlıyoruz. Necla muhtarı selamlıyoruz. Ve hepsine söylüyoruz. Havva Ana’nın dediği gibi; siz kim kimsiniz be çevre katilleri? Vali kim, kaymakam kim? ‘Devlet benim, devlet benim’ diyoruz.”

“O GÜNÜN MAĞDURU ZALİME DÖNÜŞTÜ”

“Değerli Rizeliler bir ülkede adalet olmazsa orada bereket olmaz. Gelirde adalet olacak. Konuştuk, vergide adalet olacak. Sosyal hayatta adalet olacak, mahkemelerde adalet olacak. Ama maalesef ülkemizde büyük bir adaletsizlik hüküm sürüyor. Bugün hemşeriniz, Karadeniz’in yiğit insanı, Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu bir yılı aşkın süredir hapiste tutuluyor. Bugün sizi 12 metrelik bir hücreden izliyor. Hemşerinize, Karadeniz’in yiğit evladına bir selam olsun. Bir kuvvetli alkış. ‘Cumhurbaşkanı İmamoğlu.’ Türkiye’de envai çeşit suçlu, suç örgütü, çete, uyuşturucu, mafya girip girip çıkarken, o 13 - 14 aydır içeride duruyor. Sekiz ay iddianame bekledi. Nihayet yargılama başladı ve iddianamenin içi bomboş, tek bir kanıt ortaya çıkmadı. Ekrem Başkan ve arkadaşlar o duruşmada yargılanmıyorlar. Adeta kendilerine iftira atan AK Toroslar çetesini yargılıyorlar. Şunu hatırlayalım. Rize’nin güzel insanlarına hatırlatıyorum. Hemşeriniz Erdoğan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken bu suçlarla ve fazlasıyla suçlandı, yargılandı. Rüşvet, irtikap, yolsuzluk, terör örgütlerine destek Erdoğan’ın yargılandığı suçlardı. Hatırlayın, bir gün sabah evin kapısına polis dayandı mı? Bir gün olsun koluna polis, jandarma girip gözaltına alındı mı? Bir gün olsun nezarethanelerde yattı mı? Tutuklanıp hapse kondu mu? Ne zaman ki bütün yargılamalar bitene kadar görevinin başında durdu. Sonra bir hapis cezası aldı, üç aylığına hapse girecekti. Telefonla çağrıldı. Oda arkadaşını seçti. İçeride şiir albümü çekti. 30 bin ziyaretçi ağırladı, onunla övündü. Ama o günün mağduru gün bugün olunca bir zalime dönüştü, bir gaddarlığa büründü.”

“İTİRAZIMIZ TUTUKLU YARGILAMA VE HAYSİYET CELLATLIĞINA”

“Buradaki sorun yargılanmak değildir. Her siyasetçiye, her belediye başkanına ki öyle ya İçişleri Bakanı açıkladı. AK Partili 500’den fazla belediye başkanına soruşturma izni verildi. Sorun; cevapları sorun, kanıtları sorun. Yargılayın. Ama bu sırada neden annesinden, babasından, evladından, eşinden ve en önemlisi milletin verdiği görevden uzak olsunlar? Bizim itirazımız soru sorulmasına değil, yargılanmaya değil; tutuklu yargılamaya ve her akşam televizyonlardan yapılan haysiyet cellatlığıdır. Biz ilk günden beri bir şey çıkmayacağını biliyorduk. İftiraları biliyorduk. Kanıt olmayacağını biliyorduk. Bu yüzden de meydan okuduk, dedik ki ‘Canlı yayınlayın.’ O günlerde iddianame yokken hem Sayın Bahçeli hem Sayın Erdoğan canlı yayına ‘Olur’ dediler. Ne zaman o bomboş iddianame geldi, ne zaman o yalanların hiçbirisinin kanıtının olmadığı ortaya çıktı; canlı yayından caydılar. Başta dedim Rize’ye, ‘Sizin gözlerinizin içine bakmaya geldim’ diye. Sayın Erdoğan diyordu ki ‘Bir aya kalmaz insan içine çıkamayacaklar.’ Bak Sayın Erdoğan 14 ay geçti, insanların içindeyim, Rize’deyim, meydandayım. Diyordu ki ‘Birbirlerinin yüzüne bakamayacaklar.’ İki haftada bir Silivri’deyim. Arkadaşlarımla yüz yüzeyim. Rize’deyim, hemşerilerinle yüz yüzeyim. Diyordu ki ‘Eşlerinin bile gözlerinin içine bakamayacaklar.’ Bizde ne gözüne bakamayan bir eş, bir evlat, bir baba, bir ana; ne de vatandaşın içine çıkamayanlar var. Ama soruyorum, Rize’den soruyorum. AK Partilileri meydanlarda görüyor musunuz? Yanınıza geliyorlar mı? Hatır soruyorlar mı?”

“ADAYIMI BIRAK, SANDIĞI GETİR”

“Haklı ve haksız artık ayrı taraflardadır. Artık millet haklı ile haksızı, zalim ile mazlumu ayırmıştır. Beklediği tek şey adaleti kendi getireceği seçim sandığıdır. Bu milletin sesini duyun, buradan bu tarihi meydandan, Rize’den Erdoğan’a sesleniyorum. Adayımı bırak, sandığı getir. Adayımı yanımda, sandığı önümde istiyorum. Hodri meydan. Hodri meydan. Sayın Erdoğan, Rize burası Rize. Rize senden sandık istiyor. Sandık istiyor. Buradan Sayın Erdoğan’a memleketinden doğrudan sesleniyorum. 15 Temmuz akşamı geçmişte etle tırnak gibi olduklarınız, ne istediyse verdikleriniz, biz yapma deyince savunduklarınız, altlarına zırhlı Mercedes verdikleriniz, omuzlarını yıldızlarla doldurduklarınız darbeye kalkıştı. Haberi ilk aldığımda dedim ki ‘Bu darbe, demokrasiye yapılmaktadır. Kimin yaptığıyla ilgilenmiyoruz.’ O zaman haber yolluyorlar, ‘Kemalist askerler de Atatürkçü subaylar da bu işin arkasında.’ Dedim ‘Kim olursa olsun karşısındayız. Seçilmişin yanındayız.’ Aha da bu meydan 15 Temmuz Meydanı, Rize 15 Temmuz Meydanından hatırlatırım. Senin Grup Başkanvekillerini ve Genel Başkan Yardımcılarını, o dönemin Meclis Başkanını ilk ben aradım. Kapalı Meclis’i açtırdık. Darbeye hep birlikte direndik. Çünkü o gün seçilmişe ve milletin seçme hakkına darbe vardı. O gün 15 Temmuz günü nasıl o darbeye direndiysek, o gün nasıl demokratsak, bugün de 19 Mart darbesine, AK Toroslar çetesine, bundan bir sonraki Cumhurbaşkanına, yarının iktidarına darbe yapanlara aynı inançla dileniyoruz. Ha milletin seçtiğine asker darbe yapmış, ha milletin seçtiğine eski dostlar darbe yapmış, eski dostları darbe yapmış, ha milletin seçeceğine bugünkü iktidar darbe yapmış, rakiplerini azaltmış. Onun için geçmişte Zekeriya Öz, nasıl felakete sürüklediyse, bugün Akın Gürlek bu ülkeyi bir felakete sürüklemektedir. Bizimle baş edemeyince, bizimle baş edemeyince hele hele biz sorgulayınca… Ya Rizeliler, can Rizeliler, bir savcı, bir hakim başka yerde iş yapamaz, başka yerden para kazanamaz. Bu adam tam 16 tane tapu biriktirmiş. Bilmediğimiz ikisi çıktı. Onlar da ilan edildi, firmaları kabul etti. Toplamda 19 yıldır görev yapıyor. 190 yıl görev yapsa, ya da 19 yılda 10 savcının aldığı maaşı tek başına alsa bu serveti yapması mümkün değil.”

“MEMLEKETİ KURTARIR, BÜYÜK YANLIŞTAN DÖNERSİN”

“Biz bunları söyleyince, ‘Açıkla tapuları’ diyoruz, susuyor. Murat Kurum’a söylüyorum; ‘Yalansa yalan de.’ Susuyor. Aktifi pasife almış, yalan biri ekran görüntüsüyle yakalanmış. Daha son üç ayda Mahall denen şirketten; göreve gelmeden üç ay önce İzmir’de, Ankara’da acayip pahalı daireler almış. Milletin malına çöküyorlar. Kendi mallarının hesabını vermiyorlar. Şimdi bu çamuru, çirkefi partimize ve bizim üzerimize atmaya kalkıyorlar. Bu Akın Gürlek’in dün akşam neler yaptığını söyledim. Cumhurbaşkanı’yla, hemşerinizle kriptolu telefonla konuşuyor. Diyor ki ‘Devletin başına bilgi vereceğim tabii.’ Savcı iken Cumhurbaşkanı ile Hazreti Ali Camii’nin VIP odasında buluşup Operasyon planlıyordu. Şimdi kriptolu telefonla konuşup Tayyip Erdoğan’ın sesini kayda alıyor. Suç olacak her şeyi ona onaylatıyor, kayda alıyor. Bir kasa tutmuş, o bankadaki kasaya ses kayıtlarını istifliyor. Buradan Erdoğan’a sesleniyorum. Nasıl 17 - 25 Aralık’ta sen ameliyata girerken fırsat bilip harekete geçmişlerdi, karşı atak verdin. Şimdi sesleniyorum. Bugün Ankara, Ankara’da o banka, o bankada o kasa, orası kapalı ama İçişleri Bakanlığı gidebilir, hızla bir karar aldırabilir. O banka kasasını açtırabilir. Akın Gürlek’in, senin ilerisi için sesini kaydettiği o hafıza kartlarına el koyabilir. Bu operasyonu bugün yaparsan memleketi de kurtarırsın, büyük bir yanlıştan da dönersin. Geçmişte Zekeriya Öz2e uyardığımızda, sen ‘Ben arkasındayım, bu işin savcısı benim’ demiştin. Sonra mahcup oldum. Döndün, ‘Kandırdılar beni. Milletim de Rabbim de affetsin’ dedin. Eğer bu Akın Gürlek’i, bu haysiyet cellatlıklarına devam ettireceksen bundan sonraki tövbeyi Allah kabul eder mi bilmem? Ama millet affetmeyecek.”

“MAL VARLIKLARIMIZI AÇACAĞIZ, VAR MISIN AKIN EFENDİ?”

“Bir kişi 30 yıldır içeride - dışarıda ticaret yapan, 300 kamyonu orada, 200 kamyonu burada olan birini, bir belediye başkanını uygunsuz tutukluyorlar. Gözaltına uygunsuz alıyorlar. Gidip tutukluyorlar. Bütün mal varlığına el koyuyorlar. Bir aydır avukat yolluyorlar, ‘Partiye iftira et, Özgür’e iftira at, mal varlığını verelim, seni dışarıya salalım’ diye. Şimdi yine bir itiraf diye, etkin pişmanlık diye iftiraname. Ama o kadar yalan yanlış işler var ki. 14 yıl önceden icat çıkarmaya, Genel Başkan değilkenden, şahıslar belediye başkanı değilkenki günlere yalanlar atmaya, mekan ispatlayamayacağı için ‘Attım içeri gitti’ demeye bir sürü yalanlara başvuruyorlar. Buradan Akın Gürlek’e söylüyorum hodri meydan. Sen bakan, ben Genel Başkan. Mal varlıklarımızı açacağız, bütün banka hesaplarımızı açacağız. Bütün hesap hareketlerini açacağız. Birinci derece yakınların ve etrafındaki korumanın, şoförün, çeşitli isimlerin tüm hareketlerine bakacağız. Şu kadar leke varsa bir dakika durmam, hodri meydan. Var mısın Akın efendi? Var mısın hesap vermeye? Bana iftira attırmak için milleti özgürlüğüyle, malı ile tehdit eden, Akın’a söylüyorum. Ya o iddialarını altı boş, içi boş iddialarını ispat edeceksin. Ya da alçak bir iftiracı olarak tarihe geçeceksin. Hodri meydan. Buradan Erdoğan’a sesleniyorum. Bir tarafta senin aparatın, bir tarafta milletin mücadelesi. Bu mücadelede Cumhuriyet Halk Partisi'nin mücadelesine omuz vermeye devam edecek misiniz? Ekrem Başkan’ın arkasında mısınız? Arkadaşlarımızın arkasında mısınız? İşte bir tarafta iftiracı Akın, onun savunmak için tek bir Bakan bile bulamadın. Bir kişi arkasında durup onun savunamazken içeriye attırdığın kişiyi ve onun yol arkadaşlarını her kentte, 10 binler - 100 binler karşılıyor. Bu meydan hiç dolmadığı kadar doluyor. Sana bu hesabı soruyor. Buradan sonra Ekrem Başkan için, iktidar için hep birlikte yürümeye var mısınız? Bu iktidarı değiştirene kadar durmadan yürümeye var mısınız? Rize birlikte yürüyecek miyiz? O zaman Rize’nin yolu açık olsun, sizlerin yolunuz açık olsun. Hepimizin yolu açık olsun. Yürüyelim arkadaşlar.”

World Media Group (WMG) Haber Servisi




ETİKET :   chp-rize-miting

Tümü
G-E326TP51F5